Stratejik Noktalar – Yiğit Tuncay


Gürcü edebiyatının gelişimi, sürekli karmaşa içinde olan Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu üçgeninde oluşunun getirdiği zorlukların etkisiyle XIII. yüzyıldan sonra bir duraklama dönemine girer. Çünkü Gürcüstan, Kafkasya, Asya ve Anadolu’nun kapısını tuttuğu için tarih boyunca çalkantılar yaşamış bir ülkedir. Özellikle, Batı ile Doğu’nun çatışmasının odaklandığı bir merkez olarak İstanbul’un (Constantinopole) siyasetinin etkilerinin geniş bir coğrafyada etki bırakması kaçınılmazdır. Gürcüstan’da her yönden bu etkinin ortasında durmaktadır.

Köleci üretim tarzı ile gelişmesinin son aşamasında çağının tüm uygarlıklarını -Çin ve Hindistan hariç- egemenliği altına almış olan Roma İmparatorluğu, yıkılışına sebep olan iç çelişkilerinin yanında, Batılı tarihçilerin verdikleri adla “barbar akınları”nın önemli bir dış etken olması sonucunda ikiye bölünerek yıkılmıştır. Dünyanın, özellikle Doğu’nun zenginliklerini kendi lehine çevirebilmesiyle varolan Roma’nın yıkılışında iki önemli etken vardır. Birincisi; “barbar akınları” sonucu dünya egemenliğini yitirmesidir. İkincisi ise; Batı dillerinde “vandalizm” olarak adlandırılan “Vandallar”ın, Kuzey Afrika ile Güney Akdeniz kıyılarını ele geçirerek Roma’nın Doğu soygununa engel olmasıdır.

Sürekli saldırı karşısında kendini savunmak için içe kapanmaya başlayan Roma bölünmeye başlamıştır. Önce, Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları olarak ikiye bölünmüş ve hemen ardından batı feodal beyliklere ayrılıp parçalanmıştır. Doğu’da ise güçlü ve uzun ömürlü bir merkezi devlet olan Bizans İmparatorluğu tarih sahnesine çıkar. Böylelikle batı, köleci üretim tarzından feodalizme geçiş yaşar. Artık yayılma siyasetinin yerini kendi içine kapanarak şato duvarlarının arkasına saklanma alacaktır.

Ortaçağın başlangıcı olarak kabul edilen Batı Roma’nın tarih sahnesinden düşüşü ile Roma’nın devamı olarak Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul’un önemi açıktır. Dünyanın yenilmez ordularına sahip olduğu inancıyla yüzyıllar boyunca yayılmış olan Batı zenginliğinin bir devamı niteliğindedir İstanbul. Roma İmparatoru olmak isteyenler Doğu’nun Roma’sı olan İstanbul’u zaptetmek zorundadırlar. Bu nedenle Batı’dan, Kuzey’den ve Doğu’dan gelen at nallarının çiğnediği bir toprak olmuştur bu kent. “(…) İstanbul, Batı ile Doğu arasına kurulmuş altın bir köprüdür. Batı uygarlığı, bu köprüden geçmeksizin dünyanın çevresini güneş gibi dolaşamaz. (…)”1 yorumunu yapan Marks’ın da dediği gibi, Batı’dan gelen Haçlılar için ticari ve askeri bir merkez olmasının yanı sıra, arkasında çeşitli zenginliklere sahip ve dinsel kargaşanın yaşandığı kutsal sayılan topraklara da açılan bir kapıdır.

Bu kapının anahtarını bulanlar, şatolarının duvarları arkasına saklananların bir kez daha önünü açacak ve Üstanbul’un fethiyle batıda feodal dönemin kapanmasını da sağlayacaktır. İstanbul’un yumuşak karnı olarak Anadolu’nun önemine vurgu yapan Bizans tarihi uzmanı S. Runciman’a göre; başkenti İstanbul olan Bizans Devleti’nin ekonomik ve askeri gücü Anadolu’ya dayanmaktadır. “Bizans tarihinin asıl anahtarı Anadolu tarihidir…” diyen Runciman; kalabalık nüfuslu İstanbul’un beslenmesini, Anadolu’nun buğday tarlalarının, otlaklarının ve çok zengin madenlerinin hem ticarete, hem de sanayiine kaynak olduğunu ileri sürmektedir. Bizans ordusunun en iyi askerleri, Anadolu’dan, özellikle Toroslar’ın, Kappodokya’nın dağlı halkları arasından toplanır ve en yetenekli imparatorlar ve devlet adamları Anadolulu aileler içinden çıkmaktadır.2

Uluslararası ticarete açık Ege liman kentlerinin yanı sıra İzmit, İstanbul’a et sağlayan önemli bir hayvancılık merkezidir. Bir tahıl ve hayvan pazarı olan Bursa ve zenginlerinin görkemli evleriyle tanınan Eskişehir, tahıl deposudur. Güneyde Antalya, hububatı bol bir uluslararası ticaret limanıdır. Karadeniz kıyısında Ereğli, Amasra ve Sinop, İstanbul, Kuzey Anadolu ve Rusya ticaretinde önemli duraklardır. Keten ihracatıyla meşhur Samsun, aynı zamanda tahıl limanı ve tekstil merkezidir. Küçük Ünye limanı, gemi sanayii ile bilinmektedir. Amasya ve Gümüşhane zengin madenleriyle ünlüdür. Sivas, altın ve gümüş işlemeciliği ve değerli tekstili ile tanınır. Kayseri, Konya, Suriye, Mezopotamya ve Anadolu ticaretinde bir kavşak noktasıdır. Yine Güneyde Tarsus ve özellikle Antakya, Bizans-İslam ticaretinde aracılık eden büyük ticaret kentleridir.

Batıda etkinliğini kaybeden Bizans, bir dönem (IX. ve X. yüzyıllar) Anadolu’da genişlemiştir. Runciman’a göre bu dönemde Bizans, “ikbalinin zirvesine” ulaşmıştır. Anadolu’da feodal sürecin ilerlemesi ve İstanbul’a meydan okuyan büyük arazi ve asker sahibi güçlü ailelerin ortaya çıkışıyla Bizans gerilemesi başlamıştır. Ortaçağ helenizminin Anadolu’da gerileyişini araştıran Vryonis de bu görüşe katılarak: “Anadolu, Bizans’ın nüfusunun en kalabalık olan yeri idi ve Bizans, Anadolu var oldukça güçlü idi. Anadolu gidince, basit bir Balkan prensliği durumuna düştü.”3 demektedir.

Bir çağın başlangıcında nasıl önemli bir rol oynamışsa, bir çağın kapanışında da önemli bir rol oynamıştır bu kent. Roma İmparatorluğu’nun varlığının sonu olan “Bizans’ı yıkarak yeni bir toplum biçimi getiren”4 Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ortaçağın kapanışı olarak kabul edilmektedir. Ancak, Osmanlı’nın gelişimine ilişkin bir değerlendirme yapan Runciman, Osmanlıların Bizans denemesinden ders almayıp Orta ve Doğu Anadolu’da güçlü bir yönetim kurmadan bir Avrupa devleti olma isteğini eleştirir. Çünkü Anadolu’nun ihmalini, Osmanlı Devleti’nin önemli bir zayıflık ögesi sayar.5

Bu çelişkileri çok daha farklı değerlendiren Marks, yüzyıllar sonra: “İstanbul ebedi kent – Doğu’nun Roma’sı. Eski Rum imparatorlar yönetiminde Batı uygarlığı Doğu barbarlığıyla, Türkler yönetiminde ise Doğu barbarlığı Batı uygarlığıyla, bu merkezi, teorik bir imparatorluk ve Avrupa’nın ilerleyişine karşı etkin bir engel yapacak ölçüde kaynaştı.” demektedir.6

Askeri, siyasal ve ekonomik açıdan Gürcüstan’ın bağlı olduğu bir merkez olan İstanbul’un yanısıra, iki önemli kent daha vardır. Birincisi; Arap, Ermeni, Rum, Rus, Yahudi, Gürcü, Çerkez vb. tüccarların toplandığı ve Orta Asya, Doğu Anadolu, Ortadoğu, Rusya ve İstanbul ticaretinde üstün durumda olan Trabzon. Bilindiği gibi Fatih’ten iki yüzyıl kadar önce İstanbul Latinler tarafından işgal edilmiş ve tüm kent yağmalanarak binlerce Ortodoks öldürülmüştür. Bu istila sırasında Trabzon’a çekilen Andronikos Komnenos’un oğlu Aleksios Komnenos burada kendini imparator ilan etmiş ve Pontus Devleti’ni (1204-1461) kurmuştur.

İkincisi ise; Ermeni, Suriye’li tüccarları barındıran ve İran, Hindistan kervan ticaretinde önemi olan Erzurum’dur. Hatta Erzurum, bir çok kez Ege, Marmara kıyılarına kadar ilerleyen ve iki kez İstanbul’u kuşatan İslam ordularının askeri kenti olmuştur. Çünkü İslam orduları, Batı’ya doğru Bizans kalelerini ele geçirmek için Erzurum’dan yola çıkarlar.

Görüldüğü gibi Gürcüstan, İstanbul, Trabzon ve Erzurum’un siyasal dengeleri üstünde durmaktadır. Hatta İngiliz-Osmanlı ittifakıyla Rusya’ya karşı yürütülen “sahte savaş”* esnasında bile önemini korumuştur bu kentler. Bu ittifakla yürütülecek “sahte savaş” döneminde Lord Redcliffe, Lord Clarendon’a şu telgrafı yollamıştır: “(…) Hükümetin, Redut Kalesi’nden Kutays yoluyla Gürcüstan’a yapılacak güçlü bir şaşırtma saldırısını onaylamaya hazır olup olmadığını bana telgrafla hemen bildirebilirseniz, zaman kazanılmasını sağlamış olursunuz.. (…)”

Clarendon ise, Lord Redcliffe’e gönderdiği yazıda şunları söylüyordu: “(…) Takviye kuvvetleri Trabzon’a gidebilirler ve oradan Erzurum’a yöneltilebilirler. Trabzon’un Erzurum’a uzaklığı, Redut Kalesi’yle Tiflis arasındaki uzaklıktan azdır, üstelik yürüyüş düşman bir toprakta değil, dost bir toprakta olacaktır. (…)”

Yine Clarendon arkadan gönderdiği yazısında: “(…) Harekat üssünün Trabzon olması zorunluluğu vardır. Eğer Kars ve Erzurum’daki Türk ordusu, Ruslara karşı Erzurum’da tutunamazsa, kolaylıkla takviye edilebileceği Trabzon’a çekilmelidir. (…)” vurgusunu yapıyordu.

Marks ise yaptığı değerlendirmede: “(…) Eğer Kars Erzurum’un anahtarıysa, Anadolu’nun stratejik ve ticari yollarının merkez noktası ve İstanbul’un anahtarı da Erzurum’dur. Kars ile Erzurum, bir kez Rusların eline geçti mi, İngiltere’nin İran’la Trabzon üzerinden yaptığı ticaret kesilir. Bu durumun bilincinde olan İngiliz hükümeti serinkanlılıkla, Babıaliyi, Asya’da evinin anahtarlarını teslime çağırıyor. (…)” diyordu.7

Bir dönem Gürcüstan topraklarının uzandığı bu iki stratejik kent, dolayısıyla Gürcüstan’ın da anahtarı sayılabilirdi. Doğu’nun Batı’ya, Batı’nın Doğu’ya açılışında anahtar görevi gören bu kentler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında da önemli olmuşlardı. Çünkü, İzmir İktisat Kongresi’nin mantığı olan ve 56 delegeyle toplanan Erzurum Kongresi’ne 20 delegeyle eşlik eden Trabzon bir kez daha kendini gösterecekti.


NOTLAR
* Bu yorum Marks’ındır. Marks 1856’da dört tefrika halinde The People’s Paper gazetesinde yayınlanan “Kars’ın Düşüşü” adlı makalede şunları söylemektedir: “Kars’ın düşüşü, Rusya’ya karşı yürütülen yapmacık, sahte savaşın tarihinde bir dönüm noktasıdır. Kars düşmeksizin ne Beş Nokta, ne konferanslar, ne Paris Antlaşması, tek sözcükle, ne de sahte barış olabilirdi. Şu halde, hükümetin -dikkatle pişirilip kotarılmış, kısaltmalarla kötürümleştirilmiş, bazı parçaların atlanmasıyla sakatlanmış, bazı tahriflerle yamanmış- kendi Mavi Kitabı’ndan, başından beri, Kars’İn düşüşünü Lord Parlmerston hükümetinin planladığını ve planını sonuna kadar uyguladığını kanıtlayabilirsek, peçe kaldırılacak, Doğu savaşı, çevresine diplomatik olarak sarmalanan sis arasından, şaşkınlık verici bütün olaylarıyla ortaya çıkacaktır.8


KAYNAKLAR
1. Marks-Engels, “Doğu Sorunu (Türkiye)”; (Rusya’nın Geleneksel Siyaseti, Newyork Daily Tribune, no 3844, 12 Ağustos 1853.), S. 109, Çev: Yurdakul Fincancı. I. Baskı, Sol Yay., 1977.
2. Runciman, Anadolu’nun Ortaçağlardaki Rolü, Belleten No. 27, S. 552, Akt: D. Avcıoğlu, “Türklerin Tarihi”, Cilt. 4, S. 1521, Tekin Yay.
3. S. Vryonis, The Decline of Medieval Helenism in Asia Minör, S. 1, Akt: D. Avcıoğlu, “Türklerin Tarihi”, C. 4, S. 1522, Tekin Yay.
4. Marx, Precapitalist, S. 148, Akt: M. Sencer, “Osmanlılarda Din Ve Devlet”, S. 123, II. Bas. Toplumsal Dönüşüm Yay., 1997.
5. Runciman, Anadolu’nun Ortaçağlardaki rolü, Belleten No. 27, Akt: D. Avcıoğlu, “Türklerin Tarihi”, Cilt. 4, S. 1521, dipnota bkz., Tekin Yay.
6. Marks-Engels, “Doğu Sorunu (Türkiye)”; (Rusya’nın Geleneksel Siyaseti, Newyork Daily Tribune, no 3844, 12 Ağustos 1853.), S. 108, Çev: Yurdakul Fincancı. I. Baskı, Sol Yay., 1977.
7. Marks-Engels, “Doğu Sorunu (Türkiye)”; (Kars’ın Düşüşü, The Peoples Paper, no 205, 5 Nisan 1856.), S. 701, Çev: Yurdakul Fincancı. I. Baskı, Sol Yay., 1977.
8. Marks-Engels, “Doğu Sorunu (Türkiye)”, S. 703-704, Akt: K. Marks, Çev: Yurdakul Fincancı. I. Baskı, Sol Yay., 1977.


 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın