Belgelerdeki mi, Belleklerdeki mi: Hangi Seyid Rıza? – Dilek Kızıldağ Soileau

Belgelerdeki mi, Belleklerdeki mi: Hangi Seyid Rıza? – Dilek Kızıldağ Soileau


I. Koçgiri Hadisesi ve Dersim’in Tutumu

Birinci Cihan Harbi ve ardından imzalanan Mütareke sonrası Batılı işgal kuvvetlerine karşı başlatılmış olan istiklâl Harbi esnasında Sivas’ın Koçgiri Bölgesinde (2)meydana gelen hâdiseler (1920-21), resmi söylem ve bazı Kürt ulusçu yaklaşımlar tarafından, Milli Mücadele’ye ve Ankara Hükümeti’ne karşı ulusal bir hedef doğrultusunda yapılmış “ilk Kürt isyanı” olarak değerlendirilmektedir.(3)

Dönemin konjonktürü hatırlanacak olursa; savaş sonrası Wilson Prensipleri’nin (8 Ocak 1918) ilanı, Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) imzalanması, ardından Paris Barış Konferansı’nın toplanması (18 Ocak 1919) gibi gelişmeler sonrasında, İstanbul’da Seyit Abdulkadir başkanlığında açılan Kürt/Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) (4) bünyesinde, Koçgiri ve Dersim bölgesinden de bazı üyeler yer alır. (5) KTC’nin hareketi yaygınlaştırmak amacı ile Doğu’da şubeler açarak teşkilatlanma kararı doğrultusunda Sivas İmranlı ve Dersim Hozat’ta da birer şubesinin açılmış olduğu bilgisi, çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir.(6) Nihayetinde Sevr Antlaşması’nın (10 Ağustos 1920) (7) imza edilmesinden sonra Koçgiri bölgesinde KTC üyeleri olan bazı Kürt milliyetçiler ve aşiret liderleri öncülüğünde bölgede Kürdistan bağımsızlığı/muhtariyeti (8) adına bazı eylemler ivme kazanır. Koçgiri bölgesinde baş gösteren olaylarda, bazı Dersim aşiret güçlerinin de yer aldığı bilgisi, aslında daha 1919 yılında İstanbul Hükümeti’ne gönderilen bir istihbaratta bildirilmiştir.

3 Ağustos 1919 tarihinde Harbiye Nazırı Nazım Paşa; “Dersim Kürdlerinin Sivas Vilayet’indeki şekavetlerine dair” başlığı ile İstanbul Hükümeti’ne gönderdiği bir telgrafta, Sivas Vilayet’inde Dersim Kürdlerinin şekavetinden ve Koçgiri Aşireti ile birleşerek Sivas Vilayeti dâhilinde siyasi bir ihtilal meydana getireceklerinden bahseden şifreli telgraf üzerine Onbeşinci ve Üçüncü Kolordu Kumandanlıkları’ndan bilgi istendiğine ve telgrafın suretlerinin yetkili kurumlara gönderdiğine dikkat çeker. (9) Bu belgede ilk defa, Dersimlilerin de Koçgirililerle birlikte yaptıkları şekavetin “siyasi” bir içerik taşıdığına dair bilgi verilmiş ve nazar-ı dikkate sunulmuştur. (10) Böylelikle Koçgiri İsyanı ile Dersim’in (bazı Batı Dersim aşiretlerinin) de dönemin Kürt hareketliliği ile ilişkilendirilmesi süreci başlamıştır. Aslında tıpkı Koçgiri’de olduğu gibi, Sevr Antlaşması’nın imza edilmesinden hemen sonra Dersim’de de bazı kesimler tarafından bölgeye bir Kürt muhtariyetinin verilmesine dair çalışmalar yapılmış, talepler dillendirilmişti. Örneğin Dersim’in Ovacık Kazası rüesasının imzaları toplanarak Kemah eşrafından ve eski mebuslardan Sağırzade Halit Bey’e gönderilmiş olan; hükümetçe elde edilmiş ve Koçgiri Tahkikat Heyeti tarafından da görülmüş olan, 13 Eylül 1920 tarihli bir mektupta

Bi-avni’llahi Teâlâ makam-ı muallây-ı hilafet-penahiye merbut kalmak üzere Kürdistan’ın muhtariyet-i idaresinin 10 Ağustos sene 36 tarihinde tasdik-i âliye iktiran etmiş olduğumuzun Mamuratü’l Aziz ve sair vilayetlerde ilan edilmiş ve binâ’enaleyh Kürdlerce (Hozat’da) bir idare-i âdilenin tesisine tevessül, hatta Ovacık kazasındaki teşkilat-ı idariyenin tamamen ikmal olunmuş olduğu bi’l-beyan Sağırzade ailesinin de mine’l- kadim Kürdisdan Beylerinden olması hasebiyle merkezi ya Kemah’ta olmuş veya kemekan Erzincan’da kalmak üzere ol havalide Dersim’den (silik) olarak teşkili münasip görülen mutasarrıflık riyasetinin kendisi (yani Halet Bey) tarafından kabul ve deruhde edilmesi temenni olunmaktadır. (12)

ifadeleri ile Kürdistan’a muhtariyet verilmesi haberi ile bölgedeki yerel faaliyetler ve yapılan hazırlıklar anlatılmış, bir taraftan da yapılmasını istedikleri düzenlemelerle, aralarında mutasarrıf olarak seçtikleri Kürt Beylerinden Halet Bey’den talep edilmiştir. Fakat Dersim’in Kürt bağımsızlığı/Kürt milli hareketi veya bağımsız bir Kürdistan ile ilişkilendirilmesi, daha ziyade “Koçgiri İsyanı” (13) vesilesi ile gündeme gelmiş/getirilmiştir.

Koçgiri İsyanı’na bazı Batı Dersim aşiret güçlerinin (özellikle Ovacık aşiretleri) destek verdikleri ve olaylara iştirak etiklerine dair bilgilere birçok kaynakta yer verilmektedir. (14) Bununla birlikte Koçgiri’de başlayan isyanın, Dersim’e de sirayet etmesi endişesi resmi yazışmalarda sıklıkla dile getirilmiştir. (15) Ancak Ankara Hükümeti’nin de dikkatini çeken ve Dersimlilerin açıktan Koçgiri’ye desteklerini beyan eden önemli bir gelişme, Mart 1921’de Koçgiri’de olayların başlamasından hemen sonra, Sivas Valisi tarafından görüş almak ve Koçgiri’deki olayları yatıştırmak, nasihat vermelerini, uyarmalarını sağlamak üzere Dersim seyidlerine gönderilen bir telgrafa verilen cevaptır. Dersim aşiret reisleri ve seyidlerinin verdikleri cevap şöyledir:

Ordu bir süreden beri bölgemizde Müslümanların ve Müslüman olmayanların sayıları hakkında soruşturma yapmaktadır. Bu bilginin elde edilmesi hükümetin belki de, Kürtleri vurup yok etmek niyetinde olduğu anlamına alındığından, nefis savunması yasaya uygun olduğuna göre, Koçkiri Aşireti’nin hareket tarzı da doğrudur (Ertuna, 1974: 263).

Dönemin Erzincan Valisi Ali Kemali ise, Sivas Vilayeti’nin, Dersim’in bu isyanla ne kadar ilgili olduğunu anlamak için Dersim ağalarına bir telgraf göndererek görüşlerinin alındığını yazar. Kemali; Ali Şeref, Mehmet Dursun, Ali Haydar imzalarıyla gelen cevapta:

“Hükümetin Ermeniler gibi Kürtleri de tehcir edeceği niyetinde olduğu belli olduğundan, Koçgirilerin savunmasının meşru olduğu”nu bildirdiklerini aktarır (Ali Kemali, 1992: 130).

Her iki kaynağın da aktardığı bilgilerin benzer içeriklerinden anlaşıldığına göre, Dersim seyidlerinin/aşiret reislerinin cevabı aslında “Kürtlük/Kürdistan” adına yapılacak bir isyana değil, o bölgede yaşayan Kürtlerin – ki Kürt tabiri bölgede sadece etnisiteyi değil, Aleviliği de içine alan kapsayıcı bir ötekiliğe işaret eder- (16) tıpkı yakın bir geçmişte bizzat şahit oldukları komşuları olan Ermeniler gibi imha edilecekleri endişesinden dolayı verilen manevi desteğin göstergesidir. Bu iddiamızı destekleyecek mahiyette bir bilgi, Koçgiri Tahkikat Heyeti Raporu’nda da dile getirilmiştir. Raporda yer alan;

Merkez Ordusunun yeni kumandanı Nureddin Paşa hazretleri tarafından Koçgiri mıntıkasındaki köylerin müslim ve gayrimüslim nüfusları miktarının ba-telgraf sorulmuş olması ve bu emre müsteniden Koçgiri Kazası Kaymakamlığı’nca nahiyelere gönderilen muhtelif mevâdlı emirnameye bir hain tarafından (kim ve ne hal oldu?) Alevi Kürdlerin imhasına zehabını tevhid edecek bir fıkranın ilave edilmiş bulunması havali-i mezkuredeki Kürt anasırında büyük bir vehm ve telaş tevhid eylemiş idi. (17)

ifadeler de gösteriyor ki Koçgiri’de yaşanan bu gelişmeler, Dersim’de de duyulmuş ve endişe ile karşılanmıştır. Dersimliler öteden beri gerek akrabalık/aşiretsel gerekse inançsal olarak dede-talip bağlarının olduğu (18) ve iyi dostluk ilişkileri geliştirdikleri Koçgiri aşiretlerine böyle bir desteği sunmakta tereddüt etmemişlerdir. Ancak Koçgiri Tahkikat Heyeti’nin raporuna göre, Dersimlilerin, Koçgiri kıyamının (başkaldırısının) meşrutiyetine kefil olan bu cevap telgrafı, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye’nin hadisenin mahiyeti hakkındaki kanaatini takviye etmiş, meselenin halledilmesine yöneltilmiş çalışmalar olmasına rağmen Merkez Ordusu’nu bu konuda 11 Mart 1921 senesinde bir emir çıkarmaya (19) sevk eden nedenlerden biri olmuştur. (20)

Ancak Dersim’in bu dönemde Koçgiri’ye verdiği desteği her ne kadar resmi algı, “Kürtlük” unsuru üzerinden değerlendirse de, tekrar belirtmek gerekir ki, bu desteğin ana öncülü, “Alevilik” unsurudur. Başka bir deyişle Kürt ulusal bilincinin tam manada oluşmadığı ve dil birliğinin dahi olmadığı bu dönemde, bu iki bölgeyi yakınlaştıran/birleştiren temel unsur Aleviliktir. (21) Tersinden bakılacak olunursa, bölgeye yakın olan bazı Sünni Kürt aşiretlerin, Koçgiri olaylarına ilgisiz kalmalarını yine aynı olgu ile (inançsal ayrılık) açıklamak yanlış olmayacaktır.

II. Alternatif Bir Kaynak: Nuri Dersimi ve Seyid Rıza’ya Dair Anlatıları

Koçgiri olayları, dönemin resmi makamlarınca Kürt milliyetçi yönü vurgulanarak siyasi bir ihtilal/isyan olarak algılanırken, diğer taraftan resmi tez dışında alternatif bazı anlatılar da benzer şekilde olayları Kürt ulusçu bir isyan olarak nitelendirir. Bu dönemde Koçgiri ve Dersim’de yaşanılanların özellikle Kürt ve Kürdistan davasıyla ilişkilendirilmesinin en etkin savunucusu ise, 1950’lerde kaleme aldığı Kürdistan Tarih’inde Dersim ve Hatıratım adlı kitapları ile tanınan, kendi anlatıları doğrultusunda Koçgiri İsyanı’nın bizzat içinde yer alan ve önemli figürlerinden, Kürt ulusçu yönüyle bilinen Nuri Dersimi’dir (namı diğer Baytar Nuri).

Nuri Dersimi (Namı diğer Baytar Nuri)

N. Dersimi, kitabının isminden de anlaşılacağı üzere Kürdistan tarihinin bir parçası olarak Dersim’in Kürt milli hareketindeki tarihini Kuzeybatı Dersim olarak adlandırdığı Koçgiri’yi de dâhil ederek, Koçgiri İsyanı ile başlatmakta ve Kürdistan bağımsızlık savaşının ilk adımı olarak nitelendirmektedir (Dersimi, 1994: 116; Dersimi, 1997: 102).

İlk baskısı 1952 yılında Halep’te çıkan bu kitabın Bakanlar Kurulu kararı ile yurda sokulması ve dağıtılması yasaklanmıştır. (22) Uzun yıllar yasaklı olan kitap; 1979’da İstanbul’da (Eylem Yayınları tarafından) yayınlanmış ve belli çevreler tarafından tanınmaya başlamış, özellikle 1994 yılındaki baskısından (Zel Yayıncılık tarafından) sonra da gerek yurt içinde gerekse yurt dışında daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. (23) Nuri Dersimi’nin kitapları ve dolayısıyla Dersim’e dair anlatıları, o güne kadar resmi tarih perspektifi çerçevesinde işlenen Dersim konusunun, alternatif -ve yasaklı- bir kaynaktan aktarılmış olmasının da cazibesi ile konu hakkında araştırma yapan hemen her kesimden -akademik, politik veya popüler- çevrelerin ilgisini çekmiş ve birçok akademisyen ve/veya araştırmacı-yazar tarafından dikkate alınarak temel bir kaynak olarak görülmüş, akademik/popüler düzeyde birçok çalışmaya referans gösterilerek literatürdeki yerini almıştır. (24)

N. Dersimi’nin anlatıları aynı zamanda Kürt ulusçu ideolojiye sahip çevrelere de tarihsel veri sunan temel kaynak işlevi görmüş ve böylelikle Koçgiri ile başlatılan Cumhuriyet Dönemi (25) Kürt milli hareketi, Dersim 38 sürecini de çeperine yerleştiren Kürt ulusçu söylem inşasının başlıca dayanaklarından olmuştur. (26) Nuri Dersimi anılarında, Koçgiri ve Dersim’de bağımsız bir Kürdistan kurmak için yapılan çalışmaları ayrıntılarıyla anlatmış, bu amaç için yapılmasını öngördükleri programlarını şöyle aktarmıştı:

İlk önce Dersim’de Kürdistan’ın bağımsızlığı ilan edilecek, Hozat’ta Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya yönlerinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden resmen Kürdistan’ın bağımsızlığının tanınmasını isteyecekti (Dersimi, 1994: 92).

Dersim’de ilan edilecek bağımsız Kürdistan için programlarını bu şekilde açıklayan N. Dersimi, Seyid Rıza’yı da bu hareketin lideri olarak göstermekte ve Seyid Rıza’nın Kürdistan bağımsızlığı için yaptıklarını aktarmaktadır:

Dersim fiilen bağımsızdı, yönetim başkanlığını Seyid Rıza ele almıştı ve Kürdistan adına çalışmaya devam ediyordu. Ankara ile işbirliği yapan Kürt milletvekillerinin çıkarcı kimseler olduklarını toplantı ve kongrelerle Seyid Rıza Kürtlere ilan ediyordu. (…) Seyid Rıza, önemli bir kuvvetle Dersim merkezini işgal etti ve Mustafa Kemal’e çektiği bir telgrafla, Ankara’da bulunan ve Dersimliler adına milletvekili olarak atanan kişilerin Dersim’i kesinlikle temsil yetkilerine sahip olmadıklarını, Dersim’in bağımsız bir Kürt yönetimi istediğini ve bu milli istek Ankara Hükümeti tarafından kabul ve resmen ilan edildikten sonra, ancak Kürdistan’ın bir konfederasyon şeklinde Ankara ile işbirliği yapabileceğini bildirdi (Dersimi, 1994: 92-93).

Ancak N. Dersimi’nin; “yönetim başkanlığını Seyid Rıza ele almıştı” iddiası, Dersim’in çok parçalı aşiretsel ve inançsal “ocak” sistemi yapılanması sebebiyle gerçeği yansıtmamaktadır. Zira bölgede tek bir lider yoktur ve Seyid Rıza da tıpkı diğer aşiret liderleri gibi ancak kendi aşiretinden sorumludur. Batı Dersim Şeyh Hesenan Aşiretlerinin Yukarı Abbasan kolundan olan Seyid Rıza, babası Seyid İbrahim’in ölümünden sonra aşiretin başına geçmiştir (Dersimi, 1994: 192-193; Gündoğdu ve Genç, 2013: 155).

Nuri Dersimi’nin anlatılarında Seyid Rıza’yı ön plana çıkararak ona hareketin lideri misyonunu yüklemesi elbette tesadüf değildir. Seyid Rıza, çevredeki diğer aşiretler nezdinde gerek kişiliği gerek liderlik vasıflarından dolayı sevilen, saygı duyulan ve sözü geçen bir aşiret reisidir. Babası Seyid İbrahim’in Şeyh Hesanan aşiretlerinin inançsal lideri olması ve ölümünden sonra da rehberlik (reyberlik) makamını Seyid Rıza’nın sürdürmesi, ona aşiret liderliği yanında dinsel/inançsal liderliğinden dolayı da saygınlık kazandıran nedenlerdendir.(27) Ayrıca kendisine bağlı çok sayıda silahlı aşiret güçlerinin bulunması, onu diğer aşiretler arasında güçlü ve saygın kılan etmenlerden bir diğeri olsa gerektir. Daha da önemlisi, Seyid Rıza, hem devlet nezdinde hem de kamuoyunda olumlu ya da olumsuz belli bir şöhrete sahiptir. Zira N. Dersimi’nin kitabını yazdığı tarihte o zaten hayatta değildir devlet tarafından “Dersim İsyanı”nın baş sorumlusu olarak çoktan idam edilmiştir. Dolayısıyla, Dersim’in Kürt resmi tarihini yazmaya soyunan Nuri Dersimi için ulusal harekete bir “önder” ve “kahraman” bulma girişimine Seyit Rıza’dan daha iyi bir isim düşünülemezdi.

Seyid Rıza’nın şöhreti elbette “Dersim İsyanı” ile ilişkilendirilmesi ve sonrasında idam edilmesi ile de sınırlı değildir. Seyid Rıza’nın, Osmanlı Dönemi’nden itibaren bölgede birçok direnişe kalkıştığı ya da ayaklanmalara önderlik ettiği birçok kaynakta belirtilmektedir. Örneğin Naşit Hakkı Uluğ, 1908 (H. 1324)’de asilerin, Ovacık’ta bulunan bir kıtâ’at’ı (askeri birlik) kuşattıkları, bölgede ayaklanma çıkardıkları ve bu hareketi Seyid Rıza’nın kumanda ettiğini aktarmaktadır. Uluğ’ya göre, Meşrutiyetin ilanıyla askeri güçlerin geri çekilmesinden dolayı bu hareketin kahramanı Seyid Rıza’dır (Uluğ, 2001: 40).

N. Dersimi’nin kendi anlatılarına göre de, Seyid Rıza, daha 1912’lerde Hozat Valisi’nin otoritesini tanımayarak, Elazığ ve Erzincan bölgesindeki İttihat Terakki’nin uygulamak istediği projelere karşı çıkar ve bazı Doğu Dersim aşiretlerini de birleştirerek bölgede çıkan isyanın öncülüğünü yapar. Çıkan çatışmalar sonucu düşman kuvvetlerinin kumandanı Boynu Kara Hıdır Ağa esir alınır fakat daha sonra Seyid Rıza tarafından serbest bırakılır (Dersimi, 1994: 69).

Yine aynı tarihlerde Naşit Uluğ; Seyid Rıza’nın adamlarının, Tercan yakınlarında iki katırın çalınması olayına karışmaları ve bu olayın şikâyet edilmesinden sonra, Hozat Mutasarrıfı Sağıroğlu Sabit Bey’in, dört yüz jandarma ve bir o kadar aşiret efradıyla müfrezeyi Seyid Rıza’nın üzerine gönderdiğini ve kendisini tedip ettiğini aktarmaktadır. Tedip kuvvetlerinin Yukarı Abbasan aşiretini tepeledikten sonra geri döndüğünü, Seyid Rıza’nın bu sırada Kutu Deresi’ne sığındığını belirten Uluğ, Seyid Rıza’nın daha sonra çalınan katırları çalanlarla birlikte Hozat’a Hükümet Konağı’na götürüp teslim ettiğini aktarmaktadır (Uluğ, 2001: 42-43).

Yukarıda bahsi geçen davalarla ilişkili midir bilinmez ama Seyid Rıza gıyaben idam cezasına mahkûm edilir. Ancak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde bulunan 8 Aralık 1912 tarihli bir belgeye göre, Dersim’in Yukarı Abbasan Aşireti reisi olup gıyaben idam cezasına mahkûm olan Seyid Rıza’nın hukuk-i şahsiye davası baki olmak üzere affına karar verilir. (28) Seyid Rıza’nın bu tür faaliyetleri onun aşiretler arası ününü yaymış, diğer yandan da İstanbul hükümeti tarafından da tanınmasını sağlamıştı. Devlet nezdindeki tüm bu olumsuz şöhretten sonra, Seyid Rıza’nın Birinci Cihan Harbi’nde bölgede aşiret güçlerinden milis alayı oluşturarak başına geçmesi, (29) Ruslara karşı Erzincan ve Dersim’i savunması gibi eylemler ona itibar getirirken, daha sonraki dönemlerde de devletle aşiretler arası ilişkilerde muhatap alınmasını da sağlar. (30) Hatta bir iddiaya göre Rusların çekilmesinden sonra, aşiretlere madalya ve hediyeler veren Osmanlı İdaresi, Seyid Rıza’yı ayrıca ödüllendirerek Erzincan’da “İl İdaresi Üyeliği”ne atar. (31) Hatta Seyid Rıza’nın savaşta yaptığı katkısından dolayı, Kazım Karabekir tarafından madalya verilerek generallik rütbesine yükseltildiği iddiası dahi bazı araştırmacı-yazarlar tarafından dillendirilmiştir. (32)

III. Arşiv Belgelerine Yansıyan Seyid Rıza: Seyid Rıza’ya Neden Güvenilmez?

Nuri Dersimi’nin anlatıları ile Kürdistan’ın bağımsızlığı için çalışan bir “Kürt lideri” olarak karakterize ettiği Seyid Rıza’yı, yönetimin fiilen Ankara Hükümeti’nde olduğu dönemde ise, hükümet ve dönemin sivil/askeri makamlarına yazışmalarda bulunduğunu, bu vesile ile de bazı resmi yazışmalara konu olduğunu çeşitli arşiv belgelerinden tespit edebiliyoruz. Özellikle Genelkurmay’ın ATASE, TBMM, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivleri’nden edindiğimiz bu belgeler; Seyid Rıza, döneme dair tutumu ve diğer gelişmeler hakkında bilgiler içermektedir. Bu belgelere göre Seyid Rıza; N. Dersimi’nin resmettiği imajın aksine, hükümetle uzlaşmaya çalışan, arabulucu, çözüm arayıcı, her fırsatta hükümete itaatini bildiren bir aşiret reisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Seyid Rıza

Örneğin, 7 Haziran 1921’de, TBMM Hükümeti Erkan-ı Harbiye-i Umum Riyaseti tarafından Merkez Ordusu Kumandanlığı’na gönderilen bir telgrafta, Seyid Rıza hakkında bilgiler yer almakta ve bu bilgilerin doğru olup olmadığına dair görüş sorulmaktadır. (33) Gönderilen telgrafta, Dersim Aşiret reislerinden Seyid İbrahimzade Seyid Rıza Ağa’nın, 10 Mayıs 1921 tarihinde Erzincan Mebusu Osman Fevzi Bey vasıtasıyla TBMM’ne gönderdiği bir mektup ve içeriğinden bahsedilmektedir. Seyid Rıza’nın Osman Fevzi Bey aracılığı ile TBMM’ne gönderdiği mektupta; kendisinin, “Dersim’de İngiliz parasına tamah ederek isyana iştirak eden bir fert olmadığını, bu hususta yapılan haberleri ret ve tekzip ettiğini ve şimdiye kadar hükümete arz-ı hizmetten geri kalmayan Alişan’ın düştüğü akıbetten müteessir olduğu ve yeğen beyi Alişer’in mahkûmiyet firarından dolayı başkalarının teşviklerinden ziyade kendi fikriyle bu harekete iştirak ettiğini” beyan ettiği bildirilmektedir.

Mektupta ayrıca, Seyid Rıza’nın, takip harekâtının ilan edildiği şekilde, isyanı tertip eden ve neden olanların tenkilini ve tutuklanmasını gerektirirken, bunun sınırı dışında bir kısım ahalinin ve köylerinin tahrip edildiğini ve ayrıca kendisinin de takip edildiğini, bu durumun da Dersim ve Ovacık çevresinde galeyana sebep vererek aşiret reislerine karşı itaatsizliğe dahi sevk ettiğini ve bundan dolayı olayların daha fazla ateşlenmesine meydan verilmemesi ve vatanın selâmeti namına rica beyanında bulunduğu belirtilmektedir. Telgrafta ayrıca; Seyid Rıza’nın TBMM’ne göndermiş olduğu belirtilen mektuba istinaden, Merkez Ordusu Kumandanlığı’ndan, bu ifadelerin ve adı geçen Seyid Rıza’nın Dersim muhitinde haiz olduğu nüfuz ve hükümete karşı sadakat ve bağlılık derecesi hakkındaki mütalaa-i emir takririnin araştırılarak cevap verilmesi istenmektedir.

Bu telgrafa cevap olarak, Koçgiri İsyanı’nı bastırmak için olağanüstü yetkilerle görevlendirilmiş olan Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa, 7 Haziran 1921’de yazdığı telgrafla, Dersimli Seyid Rıza’nın bahsi geçen mektubunun daha evvel kendisine de geldiğini ve nazar-ı dikkate aldığını ve bu münasebetle de bir beyanname neşredilmiş olduğunu bildirir. Nurettin Paşa telgrafında, Seyid Rıza’nın hükümete sadık göründüğünü ve bir taraftan da tahriklerden ve aleyhtarlıktan da geri kalmayan ikiyüzlü bir adam olduğunu yazar. Bunun nedenini de daha önce birkaç raporunda belirttiği Koçgiri aşiret reislerinden Alişan ve bazı aşiret reislerinin toplantı ve müzakerelerde bulunduğu mahallin Seyid Rıza’nın hanesi olduğu istihbaratına dayandırır. Bununla beraber Alişan’ın dehalet ettirilmesine teşebbüs etmiş olduğunu da ekler. (34)

Bu belgelerden anlaşılacağı üzere, Seyid Rıza mektubunda öncelikle hakkında çıkan suçlamaları reddetmekte, isyana (Koçgiri) iştirak etmediğini belirtmekte ve kendisini savunmaktadır. Seyid Rıza’nın bu dönemde hemen hemen – yazdığı/yazdırttığı- diğer tüm yazışmalarda olduğu gibi burada da Koçgirili Alişan Bey’den ve İsyan liderlerinden Alişer Efendi’den bahsetmekte, bir taraftan onların mağduriyetini dile getirirken diğer taraftan firari olan Alişer’in sorumluluğunu almayarak bu kararın kendisine (Alişer’e) ait bir karar olduğunu da eklemektedir. Seyid Rıza aynı zamanda Koçgiri olaylarından dolayı hükümetin, olayların tertipçileri ve sorumlularını takip ve tenkil edeceğini duyurmasına rağmen Dersim bölgesinde yaşananları, haksız yere bazı köylerin tahrip edildiğini, kendisinin de takibata alındığını bu durumun da Dersim ve Ovacık çevresinde galeyana sebep vererek asayişsizliğe meydan verdiğini dile getirmekte ve hükümetten bu durumun bir an önce son bulması için gereğini yapmasını rica etmektedir. Buna mukabil Nurettin Paşa’nın TBMM’ne verdiği cevap, Seyid Rıza’ya güvenilmemesi yönündedir.

Nurettin Paşa, bu güvensizliğin nedenini; Seyid Rıza’nın Koçgiri İsyanı tertipçileri ve firarileri ile işbirliği yapmasına bağlamaktadır. Nurettin Paşa’nın bu kanısını güçlendiren bazı istihbaratlar aldığını yine bazı belgelerden öğreniyoruz. Örneğin, Kaymakam Osman tarafından Merkez Ordu Kumandanlığı’na gönderilen bir istihbarata göre, “İmraniye Hadisesi sorumlusu ve tertipçisi olup henüz yakalanmayan Alişer ve ailesinin Ovacık’ın Ağdat Kariyesi aşiret reislerinden Seyid Rıza’nın nezdinde bulunduğu”(35) bildirilmektedir.  Oysa Seyid Rıza, daha önce de belirtildiği gibi hemen tüm yazışmalarında, Koçgiri aşiret reisleri ya da olaylarda ismi geçen firariler ve/veya tutuklular adına af dilemektedir. Koçgiri olaylarının tertipçisi ve elebaşı olarak nitelendirilen ve hakkında yakalama ve idam kararı çıkarılan Alişer Efendi hususunda ise zaten beyanda bulunmuş, firarında mesuliyetinin olmadığını ve kararın kendisine (Alişer’e) ait olduğunu bildirmiştir. (36)

Seyid Rıza, gönderdiği mektuplardan sonuç almamış olacak ki hükümette sözü geçen saygın şahısları da devreye koyarak kendi namına aracılık yapmalarını da sağlamıştır. Bu doğrultuda yine Erzincan Mebusu Osman Fevzi, Merkez Ordu Kumandanlığı’na Seyid Rıza namına bir telgraf gönderir. 10 Eylül 1921 tarihli telgrafta Osman Fevzi; Seyid Rıza’nın hükümete karşı yaptığı faydalı işlerden bahseder, kendisinin iyi niyetlerini ve hükümete itaatini aktardıktan sonra hükümetten isteklerini sıralar:

Mucib-i emr-i devletlerine imtisâlen Seyyid Rıza ve diğer rü’esâ Ovacık ve civârında bu âna değin şekâvet-i men’ ve tevakkuf Ovacık Kazâsı me’mûrlarını yerlerine da’vet ve Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’ne arz-ı itâ’atle sarâhat ve hüsn-i niyetlerini isbât eylediği cihetle mahden selâmet-i memlekete ma’tûf bulunan âmalleri husûlünde olduğundan lâ-yetegayyer bildiğimiz va’ad-i sâmileri vechile daima bir tavr-ı niyâz ile istirhâmında bulundukları mevkûfîn ve firârilerin mazhar-ı lutf-i afv olmaları zamanı hulûl itmiş bulunduğu mütâla’a-i nâcizânesi arz olunur efendim. (37)

Benzer şekilde, Şark Ordusu Kumandanı Kazım Karabekir’in “acele” şifre ile Merkez Ordusu Kumandanlığı’na gönderdiği bir telgrafta, Seyid Rıza imzası ile gönderilen tafsilatlı bir telgraftan bahsedilir ve konu hakkında bilgi istenir. Burada da Seyid Rıza, Dersim’de daha fazla kan dökülmemesi ve olayların büyümesine mahal verilmemesi için Koçgiri firarilerine ve Dersimlilere genel bir af istemektedir. Karabekir’in gönderdiği telgraf şöyledir:

Dersim aşâ’ir rü’esâsı nâmına sadatdan Seyyid İbrahimzâde Seyyid Rıza, umûm Kalanlı Aşâ’ir Re’isi reisleri nâmına Monova Ağazade Ali imzalârıyla yazılub Erzincan Mutasarrıflığı tarafından şifre ile bildirilen mufassal bir telgrâfında dehâletleri kabûl idilmişken tevkîf idilüb Sivas’a sevk ve orada habsolunan rü’esâ ve efrâdın dücâr oldukları bu âkıbet Dersim ve havâlisinde fevka’l-âde sû’-i te’sîr bıraktığı ve bütün Dersimlilerin bunların afv idilmeleri ve aksi takdîrde hükümete karşı kıyam idecekleri ve bunun için de kan dökülmesine meydan bırakılmamak içün bunların sebeplilerinin, tahliyesinin ve Dersimliler hakkında bir afv-i umûmî i’lânını ve aksi hâlde zuhûr idecek isyân ve kıyâmların umûmi bir şekil almak mâhiyetini hâ’iz bulunduğunu haber virmekde ve kemal-i söz tesellüme afvlarını niy’az eylemektedir. (38)

Kazım Karabekir’in bu telgrafına cevap olarak hem de bir beyanname niteliğinde diğer makamlara, Erzincan Mutasarrıflığı’na, Mevki Kumandanlığı’na, Elaziz Vilayeti’ne, Mıntıka Kumandanlığı’na ve Dersim Mutasarrıflığı’na bir telgraf çekilir. (39) Telgrafta Seyid Rıza’nın niyeti ve gayesi belirtildikten sonra kendisine güvenilmemesi gerektiği ısrarla tekrar edilir:

  1. Seyyid Rıza’nın mektûbuna ve işârâtına fazla ehmmiyet atfı îcâb itmez zirâ merkûmun iki yüzlü ve dessâs bir kimse olduğu ve bu defa da Alişer tarafından tahrîk idilmekde bulunduğu anlaşılmaktadır. Mürâca’atı tekrâr ider ve bir cevâp talebinde bulunur ise buraya iş’ârı muktezîdir.
  2. Seyyid Rıza ve rüfekâsının bu def’aki müracaatlarında ve yeniden iğtişâş çıkarılacağına da’ir işâ’âtda bulunmalarında yalnız bir maksad ve gâye tâ’kip ediyorlar ki Sivas’ta mevkuf bulunan İmraniye Rü’esâ-yı usâtını tahlîs itmekden ibârettir. Bu bâbtaki karâr lâ-yetegayyerdir.
  3. Ahalinin heyecânını tevlid idici işâ’ât ve neşriyatda bulunanların heman derdestleriyle Sivas’a Divân-ı Harb-ı Örfiye sevklerinin ve mıntıkalarınızda zûhur edecek en küçük vaka’a-i şekâvetkâranenin şiddet ve katiyetle tenkîl ve itfâsı ve bunun içün asla tereddüt etmeyerek en seri’ ve müessir tedâbire tevessül etmelerini taleb ve temenni ederim. (40)

Belgenin içeriğinden anlaşıldığı gibi Seyid Rıza’ya hiçbir şekilde güvenilmemektedir. Oysa bizzat Nurettin Paşa tarafından, Seyid Rıza’nın ve diğer bazı Dersim aşiret reislerinin hükümete itaatleri ve Garp Cephesi’nde devam eden savaşa katılmak üzere hazır bekledikleri haberi daha evvel (Haziran 1921’de) Erkan-ı Harb-i Umumiye Riyaseti’ne bildirilmiştir. Bildirilen bu haberin içerdiği telgrafta şöyle yazıyordu:

Yukarı Abbas Uşağı Aşîret Re’isi Seyyid Rıza Efendi ile Arslan Uşağı Aşîret Reisi Mahmud Tırke ve Elli Aşiret Reisi Pîre İbrahim, Beyt Uşağı Reisi Zeynel Ağalar Ovacık Aşîret Re’isi’nin te’mîn-i istimânı ve Ovacık Kazâsını me’mûrlarının merkez kazâya da’veti gibi selâmet-i millete â’id husûsâtı ikmâl itdikten sonra der-akab aşiretleri efrâdiyle Garp Cephesine hereket ideceklerini ve ötedenberü hükûmet-i seniyyeye merbût ve mutî bulunanlar Karaballı Aşîret Re’isi Kongozade Mehmed ve Ferhad Uşağı Aşîret Re’isi Cemşid ve Bahtiyar Aşîret Re’isi Süleyman Ağalarla Aşağı Abbas Uşağı Aşîret Re’isi Mustafa Ağazâde Ali Bey’in de aşîretleriyle birlikde hareketlerinin te’min edilebileceğini müşterek imza ile cevâben bildirilmiş olduklarında ve sonrakiler hakkında Elazîz’e ve Dersim’e tebligât icrâ edildiği ma’rûzdur. (41)

Bu gelişmeyi Erkânı-ı Harb-i Umumiye’ye bildiren Nurettin Paşa’ya 8 Temmuz’da gelen

Hâl-i firâr ve şekâvetde bulunup da hükümete dehâlet iden çeteler eşkiyâ ta’kîbinde istihdamları muvâfıktır. Bunlardan mâ’adâ Dersim Kürdleri’nden de bu maksad içün ta’kîp müfrezeleri teşkiliyle orduya mu’âvenetleri te’min buyurulduğu takdîrde mevcûd kuvvetden orduyu aslînin takviyesi içün kıta’ât tasarruf edilebileceği vârid-i hâtır olmağla bu husûsdaki mütâla’a-i âlîlerinin iş’ârıını ricâ iderim. (42)

ifadelerini içeren cevap gösteriyor ki, bazı Dersim aşiret reislerinin Garp Cephesi’ne gitme olasılığı bu cevapta mevzu bahis edilmemiştir. Dersimlilerin -ancak kendi bölgelerinde- “eşkıya takibi” göreviyle istihdam edilebilecekleri ve böylece asıl ordu’dan kıta’ât tasarrufu yapılabilineceği bildirilmiştir. Alınan bu karar, tıpkı Abdülhamid Dönemi’nde Hamidiye Süvari Alayları’na alınmaları için başvuru yapan bazı Dersim aşiret reislerinin (43) taleplerinin geri çevrilmesi gibi, bu dönemde de Garp Cephesi’ne gitmek için başvuran aşiretlerin taleplerinin dikkate alınmaması; aslında Osmanlı’dan bu yana Dersim aşiretlerine gösterilen “güvensizliğin” sürekliliğine bir örnek olsa gerektir. Osmanlı Döneminde Dersim aşiretlerine duyulan güvensizliğin çeşitli nedenleri olmakla birlikte, genel olarak, dinsel/inançsal ayırımcılığa tâbi tutulmaları, aşiretlerin merkeziyetçi politikaların hedefinde olması, ayrıca Abdulhamid dönemine ait resmi yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla da Dersim aşiretlerinin bir kısmının Ermeniler ve Ruslarla olan yakın ilişkileri, onları devlet nezdinde güvenilmez olarak niteleyen bazı nedenlerdendi (Gündoğdu ve Genç, 2013: 20-21).

Tüm bunlara rağmen Dersim’in çok parçalı aşiret yapısı; bu aşiretlerin kendi aralarındaki çatışma ve husumetleri gibi nedenler, merkezi idarenin çeşitli yöntemlerle durumdan yararlanarak bazı aşiretlerle iş birliği ve ittifak yapmalarını sağlamıştır. Dolayısıyla bu durum, aşiretlerin devlete itaat eden veya etmeyen, devlete bağlı veya bağlı olmayan gibi tasniflere yol açışının nedenlerinden biri gibi de görünmektedir. Osmanlı döneminden itibaren çeşitli devlet adamlarının Dersim meselesi üzerine yazdıkları layiha ve raporlardan da anlaşılıyor ki, devlete itaat eden (muti) ve itaat etmeyen (gayrı muti) olarak sınıflandırılan aşiretler ve aşiret reisleri hakkındaki bilgiler, devletin belleği olarak yeri geldiğinde kullanılmak üzere arşivlenmiştir. Seyid Rıza da bu tür layiha ve raporlarda sıklıkla yer edinen aşiret liderlerinden birisidir.

Örneğin; Musa Celal Bey, 1326 (1908-9)’da Dersim’de bulunduğu sırada her aşiretin çıkarabileceği silahlı adam miktarı hakkında icra ettiği tahkikat raporunda, Yukarı Abbasuşağı Aşireti hakkında bilgi verirken, aşiretin gayr-i muti (itaat etmeyen) sayıldığını, Seyid Rıza’nın da manen ve madden muzır (zararlı) olduğunu kaydetmiştir (Gündoğdu ve Genç, 2013: 169). Yine aynı yıl, eşkıya addedilip sürülmesi uygun görülenler listesinde; Seyid Rıza’nın da adı geçmektedir (Agy. 2013: 174). Erzincan Mutasarrıfı Şefik Bey ise; 14 Nisan 1910 tarihli raporunda, Seyid Rıza’yı hem Yukarı Abbasuşağı Aşireti ağası hem de o civarın en ileri gelen itibarlı seyidi olarak tanımlarken, kendisinin müthiş bir şaki olduğunu da eklemektedir (Agy. 2013: 155).

Mikdât Midhat Bedirhan’ın 17 Şubat 1913 tarihli layihasında Seyid Rıza hakkında söyledikleri ise, onun askeri gücü konusunda da fikir sahibi olmaya imkân veren bilgiler içermektedir. Midhat Bedirhan, bölgede yapılan askeri harekâtların başarıya ulaşmamasının nedenleri hakkında bilgi verirken, sadece Seyid Rıza’nın sökülüp çıkarılması için üç-dört tabur kuva-yi mevcûdeyi kâfi görmeyerek, sekiz tabura ihtiyaç ve lüzum görüldüğünün, resmi kayıtların gösterdiğini belirtmektedir (Agy. 2013: 160).

Cumhuriyet Döneminde, Jandarma Umum Kumandanlığı Raporu’nda (JUKR) da Seyid Rıza’ya dair bilgiler yer almaktadır. Raporda, Seyid Rıza’nın Harb-i Umumi’de ve diğer birçok hadisede hükümete hizmetinden bahsettiği ve kısmen yazdırdığı sayım vergisini ödediği belirtilir. Seyid Rıza’nın bütün Dersim’de nüfuz yapmağa ve bilhassa bütün Dersim’i kendi nüfuzu altında toplamaya çalıştığı dile getirilirken, Dersim’in karıştırıcı, bulaştırıcı en mühim bir şahsiyeti olduğu da eklenir. Raporda ayrıca, Harb-i Umumi’de hükümete sadakat gösterdiği, Kırgan Aşireti tedibatında aşiret reisi Süleyman Ağa’ya muavenet (yardım) etme sözü verdiği halde hükümet kuvvetleri ile mesai birliği yaptığı da belirtilmektedir. Ayrıca Seyid Rıza’nın hükümete hoş görünmek için, adamlarının kendi malumatı dışında yaptıkları gaspları da kendilerinden geri alarak hükümete iade ettiği de kaydedilmiştir (JUKR, 2010: 118-119).

Tüm bu raporlarda yer alan ifadeler gösteriyor ki gerek Osmanlı’da gerekse Cumhuriyet döneminde hiçbir zaman ne Dersim aşiretlerine ne de Seyid Rıza’ya tam manasıyla güvenilmiş, bir taraftan olumlu özellikleri ve hükümete itaati ve işbirliği vurgulanırken, diğer taraftan şakiliği ve asiliği hep ön plana çıkarılmıştır.

Örneğin 1926’da Koçuşağı Aşireti’ne yapılan tedip harekâtında, Seyid Rıza’nın Hükümet kuvvetleriyle ittifak edeceği sözü vermesine rağmen son anda Koçuşağı’na verdiği destek örneği üzerinden, genelde Dersim aşiretlerine neden güvenilmeyeceği, Cumhuriyet Dönemi JUK’nın raporunda sıralanarak şöyle formüle edilmiştir:

  1. Esaslı bir hareket ve taarruza girişmemek,
  2. Bu maksatlarını tamamen saklayarak verilen vazifeyi yapacak görünmek ve bunun için kıt’atlardan mümkün olduğu kadar çok cephane koparmağa çalışmak,
  3. Hareket zamanında en ufak bir bahane ile geri kaçmak ve bu suretle kıt’aların harekâtını da muvaffakiyetsizliğe uğratmak,
  4. Kumandanın ciddi ve seri hareketlerine mahal vermemek bunun için de askerle kumandan arasında müzakerelere yol açmak, mümkün mertebe uzunca müddetli mühletler ile harekâtı tevakkufa (beklemeye) uğratmak ve neticede harekâtı daha gayrı müsait mevsimlere bıraktırmak, Kumandanın maksatlarından asi aşiretleri haberdar etme ve yer değiştirmek, kıtaatın tesirinden korumak için zaman kazandırmak,
  5. Kıtaatı hareketlerinde çetin yerlere çattırmak,
  6. Askerlerin maneviyatlarını bozmağa çalışmak,
  7. Fırsat kollamak, küçük müfrezelere veya nakliye kollarına baskın yapmak,
  8. En nihayet asi aşiretlerin imhadan kurtarılmaları için kaçmalarını ve kendi aralarında saklanmalarını temin etmek.

İşte yukarıda sayılan bütün bu ahval ve harekâtın tam bir muvaffakiyetle tetevvüç edememesi sebebi olarak da şöyle söyleniyor: Dersim aşiretlerinin hükümete taraftarlıklarına ve sadakatlerine itimat asla caiz değildir. Onlar, her hâdisede iki parti olarak biri hükümeti diğeri aksini iltizam eder. Hükümeti iltizamın iç yüzü hükümeti, kıtaatı şaşırtmak, icabında tavassut ve delâlet ederek aksi istikamette yürüyerek hükümetin gazabını celbeden aşireti kurtarmaktır. (…) Dersimli aşiretler ve kılavuzlar ikiyüzlüdür. Bir taraftan taraftarlık yaparken diğer tarafa da askerin bütün hareketlerinden tedibe maruz aşiretleri haberdar ederler. Ve onları tehlikeden kurtarırlar. Bunun için Dersimliye inanmamak esastır. Muvaffakiyetin ilk sırrı da budur (JUKR, 2010: 202-203).

IV. Belleklerden Belgelere, Belgelerden Belleklere Üç Nesil, Üç Paşa: Baba – Oğul – Damat

Bu rapor, her ne kadar bahsi geçen dönemden (1921) daha sonraki yıllarda kaleme alınmışsa da Dersim aşiretleri ve Seyid Rıza’ya dair genel kanaat ve zihniyetin, Osmanlıdan bu yana, bu tür tecrübe ve raporlarla aktarılarak ulaştığı bir birikimle ortaya çıktığının bir göstergesidir. (44) Konumuz olan dönemde de yukarıda bahsi geçen Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa’nın Seyid Rıza’ya dair söyledikleri ve ona karşı güvensizliği aslında onun döneme ait gözlemsel ve kişisel tecrübelerinden ziyade, bahsedilen rapor ve layihaların ve ayrıca babası Müşir İbrahim Paşa tarafından kendisine intikal eden bir birikimin payının olması, kuvvetle muhtemeldir. (45) Zira Nurettin Paşa’nın babası Müşir İbrahim Paşa; 1908-1909 yıllarında Dersim Ovacık’a yapılan askeri hareketleri yöneten kumandandır. İbrahim Paşa’nın Ovacık’a düzenlediği tedip hareketinin içeriğini, yine Midhat Bedirhan’ın Tanzimat’tan beri Dersim’e yapılan tedip seferlerinin başarısızlık nedenlerini anlattığı layihasından öğrenebiliyoruz:

(…) bizzat Müşir İbrahim hazretlerinin kumandası altında altı tabur kadar bir kahredici ve korkutucu bir kuvvet ile yapılan tenkil hareketlerinde katliam, mal müsaderesi, ev yakılmaları gibi şiddetli muameleler bile bura halkının vahşet ve cehaletini ortadan kaldırmamış, onları medeniyet dairesine alamamıştır (Gündoğdu ve Genç, 2013: 43).

Koçgiri İsyanı’nı bastırmakla görevli Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa’nın Koçgiri Bölgesi’nde uyguladığı yöntemler de babası Müşir İbrahim Paşa’nın yöntemlerinden farklı değildir. Bölgede uyguladığı katliamlar, ev yakmaları, mal müsaderesi ve şiddet muameleleri ve yaptığı kanunsuzluklar hakkında yapılan yoğun şikâyetler sonucu (46) TBMM’nin gündemine alınmış ve konu hakkında gizli oturumlar düzenlenmiştir. Bu oturumlar sonucu Nurettin Paşa, Merkez Ordusu Kumandanlığı görevinden azledilmiş ancak Harp Divanı’nda yargılanması talebi, Mustafa Kemal’in girişimiyle önlenmiştir. (47)

Yine Müşir İbrahim Paşa’nın “Dersim meselesi”nin halli için öngördüğü tedip ve tenkil hareketinin benzerini, Nurettin Paşa da bir raporunda dile getirmiştir. Nurettin Paşa’ya göre Ovacık ve Dersimliler bölge için hâlâ tehdit unsurudur. Ona göre çözüm; Ovacık ve Dersim’e karşı daha sert askeri tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir. Bu doğrultuda Erkân-ı Harb-i Umumiye’ye gönderdiği bir raporda bilhassa Ovacık’a şiddetli bir askeri harekâtın yapılmasını uygun görmüş ve sorunun çözülmemesi durumunda bölgede tedip, idari ve siyasi tedbirlere başvurulmasını önermiştir (Balcıoğlu, 2003: 169-171).

Müşir İbrahim Paşa’nın, Dersim ve çevresini iyi bildiği bölge hakkında yazdığı ayrıntılı raporlardan anlaşılmaktadır (bkz. JUKR, 2010: 183-189). Müşir İbrahim Paşa’nın bölgeye ve aşiretlere dair bilgi ve tecrübelerinin, oğlu Nurettin Paşa’ya, ondan da, Dersim 37-38 Harekâtında Vali ve Umum Müfettişi olan damadı General Abdullah Alpdoğan Paşa’ya aile silsilesi ile intikal eden bir belleğin, Seyid Rıza’nın 37’deki akıbetinde payı olan bir “Seyid Rıza” imajının yaratılmasında katkısı tahmin edilebilir.

Aksi takdirde Nurettin Paşa’nın, Seyid Rıza’ya dair olumsuz değerlendirmeler yaparak, her fırsatta ona güvenilmeyeceğini raporlarla resmi makamlara bildirmesinin pratikte geçerli bir gerekçesi yoktur. Bu güvensizliğinin nedenleri olarak, onun Koçgiri olayları ve olaylarda adı geçen kişileri himaye etmesi veya onlar adına af dilemesi ise ancak görünürdeki gerekçelerdir. Zira Seyid Rıza, tüm bu ithamlara neden olan faaliyetleri zaten açıktan yapmış ve bu konudaki taleplerini resmi makamlara bildirmiştir. Zaten Nurettin Paşa da bu yöndeki düşüncesini bazı yazışmalarda dile getirmiştir: “Seyid Rıza ve arkadaşlarının bu defaki müracaatlarında ve yeniden karışıklık çıkacağına dair duyurularında yalnız bir maksat ve gaye takip ediyorlar ki, Sivas’ta tutuklu bulunan İmraniye asi ve aşiret reislerini serbest etmekten ibarettir. Bu baptaki karar sabittir.” (48)

Burada sorgulanması gereken önemli bir husus ise; Seyid Rıza’nın, Koçgiri olaylarına adı karışan rü’esânın (aşiret reislerinin) ve firarilerin korunması ve onlar adına bir af çıkması taleplerini neden bu kadar ısrarla dile getirdiğidir. Nurettin Paşa, bu ısrarı Seyid Rıza’nın Kürtlük davasına olan ilişkisi ve katkısı olarak yorumlamış olmalıdır. Ancak Seyid Rıza, bir aşiret reisidir ve gücünü ve imkânlarını, aşiretinin ve bölgenin selameti için sonuna kadar kullanmak istemektedir. Öteden beri iyi dostluk ilişkileri geliştirdikleri Koçgiri Aşiret reislerine ve olaylarda adı geçenler namına bir af istemesi, isyanla veya Kürtlük davası ile ilişkisinden ve sadece onları korumak ve kurtarmak amaçlı olmayabilir. Zira kendi bölgesi de Koçgiri olaylarından dolayı sığınan, aranan firarilerden dolayı askeri kuvvetlerin tehdidi altındadır ki bu endişelerini daha önceki yazışmalarda dile getirmiştir. Seyid Rıza, Dersim’de bir an önce hâl-i sükûn olabilmesinin, ancak bir af kararının çıkmasıyla mümkün olduğunu bilmektedir. Dersim aşiretleri içinde sözü geçen itibarlı bir aşiret reisi olarak -aslında Osmanlı’dan bu yana merkezi idare ile aşiretler arasında zımnen böyle bir hukukun olduğunu bilmesi de tecrübeleriyle sabit olmalı ki- af taleplerinde ısrarcı davranmıştır. (49)

V. Seyid Rıza’nın Mustafa Kemal’le Yazışması: Yazan Kim?

Seyid Rıza’nın Koçgiri meselesinin çözümlenmesi konusunu, en son çare ve en yüksek mevki olarak son bir kez, Mustafa Kemal’e gönderdiği bir telgrafta dile getirdiğini görüyoruz. Koçgiri olaylarının katliam derecesinde sert bir şekilde bastırılmasından kaynaklı şikâyetler ve Nurettin Paşa’nın bu konudaki sorumluluğunun sorgulanması dolayısıyla Meclis’te yapılan gizli oturumlar sonucu Koçgiri ve Dersim bölgesinde olayları yerinde incelemek amacıyla Koçgiri Tahkikat Heyeti adıyla bir heyet oluşturulur. Heyet’in Dersim’e de gideceği haberini alan (50) Seyid Rıza, bu konudaki düşüncelerini ve heyetten isteklerini maddeler halinde bir telgrafla Mustafa Kemal’e gönderir. “Erzincan’dan Seyid Rıza tarafından 5540/ 13 Teşrin-i sâni sene 37 (13 Kasım 1921) “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne” diye başlayan telgrafta şu maddeler yer almaktadır:

Madde 1- Dersim ve Koçgiri vâkay’inin adl ve hakkâniyet dairesinde tahakkukuna dair ta’yin buyurulan hey’et-i tahkîke hususundaki müşfik ve adâletperver irâde-i sâmilerine umûm namına arz-ı teşekkürât eyleriz.

2- Aşâ’irin ahvâl-i (bir kelime silik) vukufiyet-i tammesi cümlemizce müsellem olan Dersim Mebûsu Hasan Hayri Bey’in hey’etine terfik ve iltihâkına müsâ’ade-i devletleriyle millet-i necibe-i İslamiye arasında mevcûd nîfak ve şikâkı esbâbının zâhire ihrâcı ve hakkın izhârıyla mes’elenin mâhiyetini tebeyyün idilmek üzere hey’et-i muhteremenin bir an evvel Dersim’e hareketlerinin emr-i sâmîleri hâsseten… ve umûm Dersim aşâ’irinin her türlü hidemât-ı vataniyye amâde bulunduğunu arz eyleriz.

3- Sivas Vali-i sâbıkı Cemal Bey e’azil-i şahsına hedef olub Dersim’e gelerek ve öteden berü hüsn-ü hidmet-i (silik) cümlemizce ma’lum olan ve muhitimizin güzin-i vatan perver evlâdından Baytar Nuri Efendi şanlarına tertib iden mes’uliyyet-i kânûniyenin tazammununa amâde bulunduğumuzdan mûmâ-ileyh hakkında Sivas Meclis İdâre ve Adliyesi’nce vâki’ mu’âmelât ve hukûkunun hakk-ı adaletine ircâ’ı husûsundaki irâde-i sâmîlerinin emir ve iş’âr buyrulmasını ilâveten istirhâm eyleriz fermân.

Dersim Umûm Aşâ’iri nâmına sâdâtdan Seyyidd İbrahimzade Rıza (51)

Seyid Rıza’nın, Mustafa Kemal’e Gönderdiği Telgraf Sureti

Bu telgrafa Mustafa Kemal’in 15 Teşrin-i sâni 1337 (15 Kasım 1921) tarihinde gönderdiği cevap ise şöyledir:

Erzincan’da Dersim Aşâ’ir Rü’esâsından Seyyid İbrahimzâde Seyyid Rıza Bey’e

Adl ve hakkâniyet da’iresinde vazîfe-i milliyesini ifâ eylemeyi kendisine umde ve rehber-i harekât ittihaz eylemiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Dersim ve Koçgiri vakâyi’inin tedkîk ve tahkiki içün bî-taraf ve şâyân- ı itimâd zevâtdan mürekkeb bir hey’eti intihâb ve tefrik iderek yola çıkarmış olmağla hey’et-i müşârün-ileyhânın netice-i tahkîkât ve tedkîkâtına kemâl-i itminân ile intizâr olunması zarûridir efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Re’isi Baş Kumândân Mustafa Kemal (52)

Mustafa Kemal’in, Seyid Rıza’ya Cevap Telgrafı Sureti

Telgrafın içeriğinden anlaşılacağı üzere Seyid Rıza, Koçgiri meselesinin çözümlenmesi hususunu, gelecek heyetten beklediklerini dile getirerek bu konuda oluşturulan girişimden dolayı tüm Dersim namına Mustafa Kemal’e teşekkür eder ve bu konuda her türlü vatan hizmeti için hazır beklediklerini söyleyerek bir nevi itaatlerini bildirir. Burada dikkat çeken bir husus şudur ki, “devlet ve yüce İslam ile arasında mevcut nifak ve ihtilafın giderilmesi” ifadesi ile bir anlamda o zamana kadar (merkezi devlet ve Ortodoks İslam’la) yaşanan sorunların, kapalı da olsa bir beyanla -ki burada Dersim’in hem inanç yapısından kaynaklı hem de devlete olan mevcut muhalefetine gönderme yaparak- giderilmesi için işbirliğine hazır oldukları mesajı verilerek uzlaşmacı bir tavır sergilenmesidir.

Bu telgrafta dikkat çeken önemli bir diğer nokta ise, Baytar Nuri adına istenen bir nevi aftır. Telgrafa bu maddenin eklenmiş olması ve ayrıca kullanılan dil ve Baytar Nuri hakkındaki övgü dolu sözler ve ayrıntılı teknik bilgiler; bu telgrafın bizzat Baytar Nuri’nin elinden mi çıkmış olduğu sorusunu akla getirmektedir. Zira Seyid Rıza’nın böyle bir dil ve üslupla telgraf yazacak derecede Türkçesinin yeterli olmadığı bilinen bir gerçektir. Her ne kadar Nuri Dersimi anılarında, Seyid Rıza’nın, babası Mılla İbrahim’den eğitim almış olduğunu söylese de (Dersimi, 1994: 193; Dersimi, 1997: 172) Seyid’in kendi derdini anlatacak düzeyde dahi Türkçesinin olmadığı, yakınları tarafından da teyit edilip dile getirilmiştir. (53)

Bu durumda yukarıdaki telgrafla birlikte metin içerisinde bahsi geçen diğer tüm yazışmaların da aynı şekilde nasıl ve kimin tarafından yazıldığı akla gelebilecek ilk sorulardandır. Bu sorulara cevap olarak birkaç ihtimal önerilebilir. Öncelikle; Seyid Rıza’nın her ne kadar bu yazışmaları yapacak kadar Türkçesinin yeterli olmadığı göz önünde tutulsa da, bölgede ve Seyid’in çevresinde yazışmaları yapacak nitelikte eğitim almış kişiler, hükümet memurları, kâtipler vs. bulunmaktadır. Seyid Rıza, bu kişilerden yardım alarak kendi insiyatifiyle yazışmaları dikte etmiş olabilir. (54) Diğer bir ihtimal ise, bizzat Nuri Dersimi’nin Seyid Rıza adına bu yazışmaları -en azından belli bir kısmını- yaptığıdır. Zira Nuri Dersimi anılarında dile getirdiği;

Alişan Bey’in üzüntüsünü azaltmak amacıyla Ankara Hükümeti’ne, Mustafa Kemal Paşa’ya ve Millet Meclis’ine sonu gelmeyen telgraflar ve mazbataları Dersim aşiretleri adına yazmaya ve göndermeye başladım. (…) Seyid Rıza bana, “imza benim, fakat tüm Dersim adına sana yetki veriyorum, her ne suretle yazarsan yaz” dediği için etkili telgraflar, dilekçeler yazmayı kendime görev sayıyordum (Dersimi, 1997: 104).

beyanı da bu ihtimali güçlendirmektedir. N. Dersimi yine anılarında “Seyid Rıza adıyla milli isteklerin sağlanması için Türk Hükümet merkezlerine sürekli başvurularım da söz konusuydu” derken bu başvuruların neticesinde Koçgiri tutuklularının tahliye edildiklerini de kaydetmiştir (1997: 176). Ancak Dersimi’nin bu iddialarını doğru kabul eder ve söz konusu yazmışların kendisi tarafından yapıldığı ihtimalini değerlendirecek olursak dahi, bu durumda da kendisinin aktarmış olduğu: “milli istekler”, “Kürtlük/Kürdistan adına yapılan talepler” gibi Kürt ulusçu söylemlerinin yazışmalarda yer almadığı ve böylelikle Dersimi’nin söylemlerinin bizzat kendisi tarafından geçersizleştirildiği gerçeği ile karşı karşıya kalırız. (55)

Örneklerde yer aldığı üzere, Nuri Dersimi’nin bahsettiği, Seyid Rıza’nın resmi makamlarla yaptığını kaydettiği yazışmalar (ya da bizzat Seyid Rıza adına yaptığını söylediği yazışmalar) mevcuttur fakat kendisinin kitaplarında aktardıklarına tezat bir içerikle; uzlaşmacı, çözüm arayıcı ve hükümete itaat eden söylemlerle yazılmıştır. Dersimi’nin anlatılarındaki çelişkileri birçok konuda olduğu gibi burada da bariz şekilde fark edilmektedir. Başlangıçta Seyit Rıza’nın, Dersim’de yönetimi ele aldığı ve resmi makamlara Kürt istiklali namına mektup ve telgraflar gönderdiğini söyleyerek zekâsına övgüler dizen N. Dersimi, daha sonra başka yerde, Seyid Rıza’nın ün kazanması ve Dersim aşiretleri içerisinde öne çıkmasını, kendisinin onun yanında bulunarak yazı işlerini hatta tüm yönetimi elinde bulundurmasına bağlamaktadır (1997: 113).

VI. Sonuca Doğru

Genelkurmay ATASE ve Devlet Arşivleri’nde bulunan ve bu bildiriye konu olan 1921 yılı resmi yazışmalarındaki Seyid Rıza’ya dair belgeler birkaç açıdan önem taşımaktadır. Öncelikle Seyid Rıza hakkındaki bu belgeler, dönemin konjonktürü ve tarihsel olayları hakkında çeşitli bilgiler vermekte, bazı Dersim aşiretlerinin ve özellikle Seyid Rıza’nın olaylara ve dönemin merkezi otoritesine karşı tutum ve düşüncelerini sergilemesi açısından önem taşımaktadır. Bu belgelerin deşifre edilerek irdelenmesi sonucu konu hakkında yeni bilgiler meydana çıkmış, dolayısıyla bu belgeler ile resmi tarih dışında dönemin olayları ve Seyid Rıza hakkında bilgi veren mevcut bazı alternatif kaynakları karşılaştırma imkânı sağlanmıştır. Bu doğrultuda Kürt tarih yazımında önemli bir kaynak olarak yer edinen Nuri Dersimi’nin belleğinden yansıyan, dönemin Seyid Rıza’sı hakkındaki iddia ve anlatılarını, arşivlerde bulunan bu belgeler doğrulamamaktadır. (56) Nuri Dersimi’nin anlatılarında Seyid Rıza’ya atfettiği rol ve çizdiği imaj, belgelere konu olan Seyid Rıza ile uyuşmamaktadır. Bu durum da N. Dersimi’nin anlatılarının güvenilirliğine gölge düşürmekte ve onun anlatıları üzerinden kurgulanan bir tarih yazımının sorunlu yönlerini ortaya koyarken, sorgulanması ve ihtiyatla yaklaşılması gereken bir kaynak olduğu gerçeğini de bir kez daha gözler önüne sermektedir. (57)

Diğer taraftan Seyid Rıza’nın bu dönemde Koçgiri olayları dolayısıyla resmi makamlara yazdı(rttı)ğı mektup, telgraf gibi yazışmalar neticesinde (ister kendi tarafından ister onun adına bir başkası tarafından yazılmış/yazdırılmış olsun) bu makamlarca hakkında yapılan değerlendirmeler (özellikle Nurettin Paşa tarafından yapılan olumsuz kanaat ve düşünceler); Ankara Hükümeti tarafından iyiden iyiye tanınmasını sağlamış, Dersim aşiretleri içerisinde ön plana çıkarak Cumhuriyet Dönemi’nde Dersim 38’e giden süreçte devlet tarafından bir tehdit unsuru olarak algılanmasında belirli ölçüde etki yaratmış olmalıdır. Böylelikle; Nurettin Paşa’nın babası Müşir İbrahim Paşa’dan devraldığı ve damadı Abdullah Alpdoğan’a devrettiği (ailesel) bir silsilenin belleği ve aynı zamanda devletin belleğini oluşturan bu tür arşiv bilgilerinin yarattığı olumsuz ortak etki ile Seyid Rıza’nın 37’deki akıbetinde pay sahibi oldukları çıkarsaması da rahatlıkla yapılabilir kanaatindeyiz.


NOTLAR

2. Koçgiri, birkaç asır önce Dersimden göçtüğü iddia edilen, yoğunlukla Sivas’ın İmranlı/Ümraniye, Zara, Suşehri, Kangal, Divriği, Hafik ilçeleriyle; Erzincan’ın Refahiye, Kuruçay ilçelerinde 135 köyü çevreleyen alanda aynı isimli aşiretin meskûn olduğu bölgedir. 19. yüzyılın ortalarına kadar Dersim Sancağı idaresinde bulunan Koçgiri Aşireti, birçok boy ve kabileden oluşan bir Alevi-Kürt aşiretler birliğidir.

3. Örn. Hamdi Ertuna tarafından hazırlanan Genelkurmay Yayınlarından; istiklal Harbinde Ayaklanmalar adlı kitapta Koçgiri Ayaklanması; “Kürt bağımsızlığı davasının ilk basamağı” olarak belirtilirken (Ertuna, 1974: 280), Kürt ulusalcı fikirleriyle olayların bizzat içinde yer alan Nuri Dersimi de olayları; “Kürt Bağımsızlık Savaşı” olarak adlandırır (Dersimi, 1994: 116). Yine aynı doğrultuda Koçgiri olaylarını “Koçgiri Ulusal Kurtuluş Hareketi” olarak niteleyen bir çalışma için bkz. Çiçek, 1999. Ayrıca olayların bastırılmasından sonra Büyük Millet Meclisi tarafından görevlendirilerek bölgeye gönderilen Koçgiri Tahkikat Heyeti’nin raporuna göre Koçgiri Hadisesi; “1920 senesinde imza edilen Sevr Antlaşmasının, Kürtlere muhtariyet veya istiklal vaat eden maddelerin teminine matuf siyasi bir isyan” olarak değerlendirilmiştir. “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”, TBMM Arşivi, Aralık 1921 tarihli, 34 no’lu belge içinde.

4. Kürt/Kürdistan Teali Cemiyeti; 17 Aralık 1918 tarihinde kurulan, Wilson İlkelerinin Kürt milletine de uygulanması isteği taşıyan bir cemiyettir (Tunaya, 2008: 198-236). Ayrıca Oğuz Aytepe ise, Cemiyetin kuruluş tarihini; 19 Şubat 1919 olarak verirken, asıl kuruluş amacını da; Mütarekenin yarattığı elverişli koşullardan yararlanarak “bağımsız bir Kürt devleti kurmak” olduğunu belirtir (1998: 329-336).

5. Örneğin Aytepe’nin Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivinden edindiği, KTC kurucu ve faal üyelerinin isimlerinin yer aldığı listede; Dersim aşiret reislerinden Eczacı Sarıoğlu Hüseyin Hüsnü Bey, Çemişgezekli Rıza Bey, Dersimli Miralay Halil Bey gibi isimler yer alırken, Koçgiri Aşiret liderlerinden Mustafa Paşazade Haydar Bey de Cemiyetin kurucu üyeleri arasında yer almaktadır. Ancak Koçgiri İsyanı’nda gerek fikren gerekse fiilen önemli bir role sahip olan Dersimli Kürt milliyetçilerden Baytar Nuri Dersimi’nin kendisinin de bu cemiyete üye olduğu beyanına ve Mumcu’nun, Kürt-İslam Ayaklanması (1919-1925) adlı kitabında (2008: 156) Dersimli Baytar Nuri’nin kurucu üye olarak göstermesine rağmen, bu listede adı bulunmamaktadır. (bkz. Aytepe, 1998: 334-335).

6. Örn. adı verilmeyen bir binbaşının Dersim (Hozat) Sivas, Koçgiri arasında bağlantı kurmak üzere Eğin kaymakamlığına atanmasına çalışılmışsa da bu girişim Harbiye Nezareti tarafından önlenmiştir. (Tunaya, 2008: 201).

7. Sevr Antlaşmasının 3. Bölümü (62-64. Maddeler), Doğu’da bağımsız bir Kürdistan kurulmasına imkân tanıyan maddeleri kapsıyordu. Antlaşmanın 64. Maddesi; Kürtlerin bağımsızlık amacıyla Milletler Cemiyeti Konseyine ne zaman ve hangi şartlarda başvurabileceğini düzenliyordu. Bu maddeye göre: “(…) şayet 62. maddenin kapsamı içinde bulunan Kürt halkı, yani bu bölgelerde oturan halk çoğunluğu Türkiye’den ayrılarak tamamen bağımsız olma arzusunu ortaya koyar ve Milletler Cemiyeti’ne başvurursa ve şayet Cemiyet de bu halkın bağımsızlık arzusunu gerçekleştirecek kapasitede bulunduğuna kanaat getirir ve bunun yerine getirilmesini tavsiye ederse, Türkiye bu tavsiyeyi aynen uygulamayı ve bu bölgelerdeki bütün hakları ile unvanlarından vazgeçmeyi taahhüt eder” (Jwaideh 1999: 254). Ayrıca ayrıntılı bilgi için bkz. Yıldız, 2005.

8. Aslında o dönemde KTC içerisinde çıkan “bağımsız” ve “özerk” Kürdistan ikilemi, Koçgiri hareketinde de kendisini gösterecek; bağımsız bir Kürdistan istemiyle başlayan hareket, zamanla özerk hatta yerel bir muhtariyet istemine dönüşecektir.

9. ATASE Arş. (Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi), Fi 3 Ağustos 335 (1919) tarihli, Kutu (K) 45, Gömlek (G) 31 no’lu belge.

10. Böylelikle Osmanlı döneminden itibaren “Dersim meselesi” olarak sık sık vurgulanan meseleye, ilk defa siyasi bir boyut söylemi de eklemlenmiştir.

11. Koçgiri isyanı ile ilişkilendirilerek dönem itibariyle Dersim’de yaşanan Kürt hareketliliğine dair bir çalışma için bkz. Soileau, 2010: 335-356.

12. TBMM Arş., “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”, no: 34, s. 9.

13. Koçgiri’de baş gösteren olayların, bir “isyan” olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Tarafların, kişi ve kurumların (sivil/askeri/resmi), -konjonktürel olarak- politik ve ideolojik tutumlarına göre olayların adlandırılması çeşitlilik göstermektedir (örnekler için bkz dipnot 2). Genelde bölgedeki yaşlılar olayları, “vurgun” tabiriyle anarlar. Bu çalışmada bu tartışmalar saklı kalmak koşuluyla, tercihi olarak değil, yerleşmiş ve yaygın kullanımı dolayısıyla “isyan” tabiri yer yer kullanılmıştır.

14. Örneğin bkz. Dersimi, 1994, 1997; Ertuna, 1974; Balcıoğlu, 2003. Ayrıca örneğin, ATASE Arş., 25-26/9/37 (1921) tarihli, K. 773, G. 114 no’lu belge.

15. Örneğin Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir tarafından, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’ne gönderilen bir telgrafta; İmraniye ve Kemah hadiselerinin uzun zamandan beri hazırlıkları yapılmaya çalışılan Dersim İsyanının başlangıcı olmasının pek muhtemel olduğu kaygısı dile getirilmiştir (ATASE Arş., 19/3/37 (1921) tarihli, K. 618, G. 142+ no’lu belge). Ayrıca Koçgiri bölgesinde olaylar başladıktan hemen sonra Elazığ Vilayeti tarafından yetkili üst makamlara gönderilen bir telgrafta; “Koçgiri bölgesinde başlayan isyan hareketlerinin bilhassa güvendiği merkez olan Dersim’e sirayeti pek muhtemeldir” denilerek bu konuda bir an evvel önlem alınması için uyarıda bulunulmuştur (ATASE Arş., 16/3/37 (1921) tarihli belge, K. 633, G. 56aa+ no’lu belge).

16. “Kürtlük” bölgede dönem itibarıyla, etnisiteden ziyade inanca gönderme yapan, Kızılbaşlık/Alevilikle içkin bir kimliktir. Dolayısıyla birincil ve birleştirici olan kimlik Aleviliktir. Zira Koçgiri Aşireti etnik olarak Kürt (Kurmanc) olsa da Dersimlilerin büyük oranda Zaza (Kırmanc, Dımıli) oldukları ve dillerinin de Zazaca olduğu bilinen bir olgudur. Ancak dönemin resmi belgelerinde böyle bir ayırıma rastlanmaz. Osmanlı belgelerinde kullanılan “Kürt” ya da “Ekrad” tabiri Dersimlileri de kapsayan, devlet tarafından verilmiş tanımlayıcı/sınıflandırıcı bir adlandırmadır. Örneğin Melikoff, bölgedeki “Kürt” tabirinin; belli bir yaşam biçimini gösteren sosyal bir değer taşıdığını ifade eder (Melikoff, 1994: 104). Benzer doğrultuda Erdönmez; “Ekrad” tabirinin, Osmanlı Döneminde bazı bölgelerde etnik manada “Kürtler” ifadesi için kullanılmadığını, tabirin sosyal içerikli olduğunu, önceleri konar-göçer aşiretleri betimlerken zamanla eşkıyalık yapan aşiretler için de kullanılarak pejoratif bir anlam yüklendiğini ve devlet nezdinde muhalif aşiretleri tanımlamak için de kullanıma girerek yaygınlaştığını belirtmiştir (Erdönmez, 2002: 51-62). Bahsi geçen dönemde Dersimliler de kendilerine dışarıdan yapılan “Kürt” adlandırmasını benimsemiş görünmektedir ancak kendi içlerinde kendilerini “Kırmanc” olarak tanımlarlar, bu tabir de Kızılbaşlığı/Aleviliği içkin kılan bütüncül bir aidiyeti imler. Her iki bölge de (Koçgiri, Dersim), Sünni Kürtleri kendilerinden ayrı tutarak adlandırır. Koçgirililer, Sünni Kürtleri; Kurr/Kurro (Şafi Kürt) olarak pejoratif bir anlamda adlandırırken, Alevi Kürtleri de “Kurmance me” (bizim Kürtler) tabirleri ile adlandırır. Dersimlilerse; Alevi Kürtleri Kırdas, dillerini ise Kırdaski/Here Were olarak adlandırırken Şafi Kürtleri ise Khurr diye adlandırır. Ancak çevrelerindeki Şafiler, genellikle Zaza olduklarından onları, “Zaza” olarak adlandırırlar. “Zaza”lık bölgede eskiden beri genellikle Şafi olan Sünnileri nitelendiren bir kavramken 80 sonrası dönemle birlikte, ayrı bir dil, kimlik ve halk olarak Dersimliler için de kullanıma giren bir tabir olagelmiştir. Sünni Kürtlerse Alevi Kürtleri/Zazaları, pejoratif bir anlamda “Kızılbaş” olarak adlandırılırlar. Bu tabirlerin bölgede kullanılan muhtelif söylem ve anlamları ile konu hakkında bir değerlendirme için bkz. Gezik, 2000: 15-25. ve ayrıca Keskin, 2010: 222-224.

17. TBMM Arşivi, “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”, Aralık 1921 tarihli, 34 no’lu belge içinde, s. 11.

18. Koçgirililerin Dersimle inanç ve gönül bağlılıkları olmakla birlikte bazı anlatılarda; Dersim’in Şeyh Hesenan Aşireti ile anne tarafından akrabalıkları da iddia edilir. Dönemin Erzincan Valisi Ali Kemali; Koçgiri Aşiretinin aslen İzol ve Hormek Aşiretlerinden ayrıldığını, annelerinin Şeyh Hasanlı olduğunu o nedenle kendilerini Şeyh Hasanlı saydıklarını belirtir (Kemali, 1992: 165). Ayrıca aynı doğrultuda bkz. Dersimi, 1994: 50. Koçgiri aşiretlerinin Alevi inanç yapısına göre örgütlendikleri ocak sistemleri ise genellikle Dersim merkezlidir. Özellikle Dersim’in Baba Mansur Ocağı’na bağlı olan talipleri bölgede yoğunluk gösterir.

19. Bahsedilen bu emirname, 10 Mart 1921’de TBMM İcra Vekilleri Hey’eti Riyaseti tarafından yayınlanan kararnamedir. Bu kararnameye göre; Ma’mûratül-aziz Vilayeti, Erzincan Sancağı ve Sivas Vilayeti’nin Divriği ve Zara Kazalarında İdare-i Örfiye ilan edilmiştir. İdare-i örfiyeye cari olan mahallerde, devletin iç ve dış emniyetini ihlâl eden suçluların görülme davası Divan-ı Harbiye-i Umumiye’ye aittir. Bu nedenle Sivas’ta bir Divan-ı Harbiye-i Örfi teşkil olunacaktır (ATASE Arş., 10/3/37 (1921) tarihli, K. 568, G. 101aa no’lu belge).

20. TBMM Arşivi, “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”, Aralık 1921 tarihli, 34 no’lu belge içinde, s. 18.

21. Burada “Alevilik/Sünnilik” unsurunun etnik temelli siyasi bir harekette belirleyici olduğunu gösteren bir örneğe değinmek yerinde olabilir. Koçgiri Bölgesi’nde yaşanan Kürt hareketliliği ile hemen hemen aynı dönemlerde (1919-20), Varto bölgesinde de Hamidiye Alayları ileri gelenlerinden Sünni Kürt lider Cibranlı Halit tarafından Kürt birliği oluşturmak için önemli çalışmalar yapılmış, ancak Cibranlı Halit’in, bölgede kurulacak bir Kürt muhtariyetine destek vermeleri için, Varto bölgesindeki Alevi aşiretlerin desteğini alma girişimleri sonuç vermemişti. Esirgenen bu desteğin gerekçesi olarak Cibranlı Halit’in ve Sünni Kürt aşiretlerinin, Hamidiye Alayları ile geçmişte kendilerine yaptıkları baskı ve zulümleri öne süren Alevi aşiret ileri gelenleri, onlara bundan sonrasından da güvenmediklerini ve dolayısıyla destek vermeyeceklerini yapılan bir toplantıda beyan etmişlerdi (bkz. Fırat, M.Ş.1998: 187-189; Fırat, M.H. 1968: 18). Dolayısıyla burada Alevi aşiretlerin, Sünni Kürt aşiretlere güvensizliğinin ve oluşturulacak bir Kürt birliğinin içinde yer almak istememelerinin arkasında yatan temel etken, inançsal farklılıktan (Alevilik/Sünnilik) kaynaklıdır. Koçgiri ve Varto Alevi aşiretlerinin, bölgede meydana gelen Kürt hareketliliğine olan tutumlarını ve sonuçlarını karşılaştırarak analiz eden bir çalışma için bkz. Gezik, 2005.

22. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), sayı: 3/15725, Dosya: 52-274 , (5860 sayılı kanunun 31. maddesi uyarınca) 9/10/1952 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi.

23. Aslında kitap, Yurt dışında özellikle Avrupa’da çok daha evvel dolaşıma girmiştir. Örneğin Yaşar Karadoğan; “Hemreş REŞO’nun Ziya Şerefhanoğlu ve Dr. Nuri Dersimi ile mektuplaşmaları” adlı yazısında, Hemreş Reşo’nun 23 Ocak 1972’de Berlin’den Halep’te bulunan Nuri Dersimi’ye gönderdiği bir mektupta, Reşo’nun Dersimi’ye, kitaplarını fiyatını belirterek kendi adresine göndermesini, bu kitapların Avrupa’daki Kürt işçilerin aydınlatılması için büyük faydası olacağını söylediğini aktarır (bkz. http://www.rizgarixom/modules.php?name=Rizgari_Niviskar&cmd=read&id=1682).

24. Özellikle Türkiye’de, alanda çalışmaları ile de tanınan Batılı akademisyenlerden: Martin Van Bruinessen, Hans Lukas Kieser, Robert Olson gibi isimlerin çalışmalarında Nuri Dersimi’yi sıklıkla birinci el kaynak olarak referans göstermeleri; konu hakkında yapılan diğer araştırma ve çalışmalara kaynak ve referans olarak gösterilmesinde hem güvenirliği artırmış hem de bu vesileyle yaygınlaşmasına da katkı sağlamıştır. Dersimi’yi ayrıca resmi tarih yanlısı çalışmalarda; akademisyen ve asker kökenli araştırmacıların da kaynak olarak sıklıkla referans verdiğine şahit oluyoruz. Örneğin bkz. Balcıoğlu, 2003. ve Akgül, 1992.

25. Koçgiri İsyanı, her ne kadar Cumhuriyet ilan edilmeden önce, geçiş döneminde meydana gelmiş olsa da Cumhuriyetin kurucu kadrosuna karşı yapılmış bir teşebbüs olduğu için bir “Cumhuriyet Dönemi İsyanı” olarak ele alınmakta ve algılanmaktadır.

26. Mesut Yeğen, Dersim 37-38’i, her ne kadar Dersim’in gerek inançsal gerekse ulaşılmaz ve erişilmezliği gibi nedenlerle ayrıksılığına vurgu yaparak, ıslahat karşıtı bir direnç olarak “Kürt meselesi”nin çeperine yerleştirse de durumun aslında öyle olmadığını, bütün ayrıksılığına rağmen “Dersim İsyanı”nın Kürt meselesi ve Kürt direncinin içinde yer aldığını kaydeder (bkz. Aygün, 2009: 11-17). Dersim 37-38’i Kürt davasıyla ilişkilendirerek, Kürt isyanları zincirinin son halkası olarak yorumlayanlar vardır. Örn. Ertuna, 1974: 281. Dersim 38’in Kürt milliyetçiliği ile ilişkilendirilmesine, eleştirisel değinen bir çalışma için bkz. Bilmez, 2012: 48-53).

27. Rehber (reyber), Dersim inanç yapılanmasının “ocak” sistemi içinde yer alan “Seyitlik” örgütlenmesinde bir makamdır. Bu örgütlenme; reyber-pir-mürşid olarak sıralanır. “Makamlar babadan oğula geçen kalıtsal aktarımı esas alır ve bu yüzden bireysel veya ailesel seçim ya da tercih mümkün değildir. Kalıtsallık yalnızca seyit örgütlenmesinin içyapısıyla sınırlı değildir. Bu durum ‘talip’ olarak nitelenen nüfus içinde geçerli bir kural olduğundan; her Alevi babadan devraldığı bir rehber, pir ve mürşide sahiptir” (Gezik, 2012: 4).

28. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Dosya no: 156, Gömlek no: 1330/Z/-04, 28/Z/1330 (Hicri) tarihli belge. Ancak bu belgede Seyid Rıza’nın neden idam cezasına çarptırıldığına dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Ayrıca JUK Raporuna göre; 1909’da Haydaranlıların tedibi ile yapılan hareketten sonra Dersim’de kısa bir müddet sükûnet tesis edildiği, bu sırada ve hatta 1910’da Dersimlilerin, 23 Temmuz 1908’den sonraki kabahatlerinin affı için haberler alındığı kaydedilmektedir (bkz. JUKR, 2010: 189). Seyid Rıza için çıkarılan bu affın da, bahsi geçen kabahatler ve akabinde çıkarılan af kararıyla bağlantılı olması ihtimal dâhilindedir.

29. ATASE Arşivi belgelerine dayanarak yaptığı çalışmada Mehmet Evsile; Seyid Rıza’yı, İkinci Şeyh Hesenanlı Alayı Komutanı olarak verir ve bu alayın dört taburdan oluştuğunu belirtir (bkz. Evsile, 1996)

30. Örneğin daha 1912’de yukarıda bahsi geçtiği üzere Seyid Rıza’yı tedip için üzerine kuvvetler gönderdiği söylenen Vali Sabit, -o dönem yaptığı faydalı icraatlarından olacak ki- bu tarihten iki yıl sonra 1332 (1914)’de Balaban Aşireti Reisi Gülağa’ya gönderdiği bir mektupta; “…şimdiye kadar din ve namusu ile hizmet eden Seyid Rıza’ya malumat vererek onun muaveneti ile Hozat’a kadar gidiniz” demektedir (Özgül, 2005: 138)

31. Bkz. Sey Xıdır, “Seyit Rıza Kimdir?”, http://dersimnews.com/seyit-riza.html. Ayrıca Aygün, Seyid Rıza ve arkadaşlarının Mercan Dağları ve Pulur (Ovacık) da savaştığını ve Osmanlı tarafından ödüllendirildiğini kaydeder (bkz. Aygün, 2009: 57).

32. Örneğin, Ahmet Kahraman’ın kaynak göstermeden aktardığı bilgiye göre; “Kara Kazım (Kazım Karabekir); Seyid Rıza’nın “vatana üstün hizmetleri”ni devlet adına kutlamak, takdir ve teşekkürlerini sunmak üzere yanına koşuyor, hararetle kucaklıyor ve şükranlarını sunuyordu. Bununla da kalmıyor, “Sultan Halife Hazretleri”nin buyruğunu yerine getirdiğini söyleyerek, “memlekete hizmetlerinin karşılığı”nda, lütfen kabul buyrulması ricasıyla, önüne bir üniforma koyuyordu. Bu bir general üniformasıydı. (…) Sultanlık onu “Dersim Generali” unvanıyla ödüllendirimişti” (Kahraman, 2004: 266). Ayrıca Kahraman Aytaç da, Generallik rütbesinden bahsetmese de, Seyid Rıza’nın, Karabekir tarafından Kars’a kadar götürülüp kendisine madalya verildiğini kaydeder (Aytaç, 2002: 28). Ancak her iki yazarın da temelsiz ve kaynaksız aktardıkları bu iddiaları doğrulayacak herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı gibi bölgedeki sözlü anlatılar da bu iddiaları destekler mahiyette değildir.

33. ATASE Arş. 7/6/37 (1921) tarihli, K. 1262, G. 56ac no’lu belge.

34. ATASE Arş. 7/6/37 (1921) tarihli, K. 1262, G. 56ad no’lu belge.

35. ATASE Arş. 4/9/37 (1921) tarihli, K. 773, G. 73ad no’lu belge.

36. Seyid Rıza’nın Alişer Efendi’yi himaye etmesini doğrudan Koçgirililerle yapılan bir işbirliğine bağlamamak gerekir, zira Seyid Rıza bir aşiret reisidir ve Alişer Efendi ile de öteden beri iyi dostluk ilişkileri vardır. Kendisine sığınan her kim olursa olsun, onu himayesine alması ve teslim etmemesi bir aşiret geleneği gereği olarak da yorumlanabilir.

37. ATASE Arş. 10/9/37 (1921) tarihli, K. 773, G. 84 no’lu belge.

38. ATASE Arş. 19/9/37 (1921) tarihli, K. 773, G. 94aa no’lu belge.

39. Gönderilen bu telgrafın altında isim yazmasa da, Merkez Ordu Kumandanlığı’ndan, Nurettin Paşa tarafından gönderildiği kuvvetle muhtemeldir.

40. ATASE Arş. 23/9/37 (1921) tarihli, K. 773, G. 94 no’lu belge.

41. ATASE Arş. 27/6/37 (1921) tarihli, K. 1262, G. 56al no’lu belge

42. ATASE Arş. 8/8/37 (1921) tarihli, K. 1262, G. 56a+ no’lu belge.

43. Gündoğdu ve Genç’in aktardığına göre: “11 Ağustos 1896 tarihli bir arızada Dersim’de aralarında Alişer Ağazâde, Kangozâde, Reşozâde, Diyabzâde ve Seyid İbrahim Ağa’nın da bulunduğu on aşiret ileri geleninin Hamidiye Alayları’na kabulleri için defalarca başvurdukları ancak bu başvurularının kabul edilmediği görülmektedir” (Gündoğdu ve Genç, 2013: 20).

44. Örneğin Gündoğdu, Ovacık Kaymakamı Kadir Sözen’in kaleminden çıkan “Dersim’de Son İsyânlar, Sebep ve Âmilleri” adlı raporun analizini yaptığı çalışmasında, genel olarak Dersim üzerine yazılan raporlar konusunda şu tespitte bulunmuştur: “İlk örneklerine II. Abdulhamid döneminde rastladığımız raporlar Osmanlı’dan Cumhuriyet’e varlığını devam ettiren Dersim’e yönelik bir literatür vücuda getirmiş, ortaya konan tespitler ve çözüm önerileri büyük oranda kağıt üzerinde kalmakla birlikte sonraları Cumhuriyet bürokrasisinin de istifade edeceği önemli bir operasyonel literatürün oluşmasına kaynak teşkil etmiştir” (Gündoğdu, 2010: 69).

45. Zira Nurettin Paşa’nın babası Müşir İbrahim Paşa’ya uzun yıllar yaverlik yaptığını, Mustafa Kemal’in Nutuk’taki anlatımlarından öğreniyoruz (bkz. Nutuk, 2001: 733).

46. Koçgiri olaylarının bastırılmasından hemen sonra Sivas Valiliğine atanan Ebubekir Hazım Teperyan; anılarında Nurettin Paşa’nın Koçgiri bölgesinde uyguladıkları katliamları ayrıntılarıyla anlatmış, Paşa’nın yaptıkları usulsüzlükleri ve yetkisi dışındaki uygulamaları birçok dilekçe ile yetkili makamlara bildirerek TBMM’nin bu konu hakkında toplanmasında ve Koçgiri Tahkikat Heyeti oluşturularak bölgeye gönderilmesinde etkili olmuştur (Bkz. Teperyan, 2009: 218).

47. Mustafa Kemal; Nutuk’ta, Nurettin Paşa hakkındaki suçlamaları aktardıktan ve buna müteakip kendisinin görevden azledildiğini belirttikten sonra, Nurettin Paşa’nın taht-ı muhakemeye alınması kararı çıkmasına rağmen, Mecliste Nurettin Paşa’yı müdafaa ettiğini ve ağır muameleye maruz kalmaktan kurtardığını kaydetmiştir (Nutuk, 2001: 630). Mustafa Kemal, ayrıca ilerleyen sayfalarda Nurettin Paşa ve babası Müşir İbrahim Paşa hakkında ayrıntılı bilgiler vermiş, Nurettin Paşa hakkında yazılan ve kendisine övgüler dizilen Tercümeihal-i Risalesi’ne karşılık; hakikatleri dile getirdiğini beyan ederek, yaptığı usulsüzlükleri, hileleri, kabahatleri örnekleriyle aktarmıştır. Nurettin Paşa hakkında sert eleştirilerde bulunan Mustafa Kemal:“ Nurettin Paşa, zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biridir” diyerek kendisi hakkındaki kanaatini dile getirmiştir (Age. 2001: 729-749). Ancak Mustafa Kemal, Nurettin Paşa hakkındaki tüm bu kötü sicili bilmesine rağmen kendisini Meclis’te Koçgiri olaylarındaki tutumundan dolayı neden müdafaa ettiğine ve Divan-ı Harp’te yargılanmasını önleyerek “idam”dan kurtardığına dair bir açıklama yapmamıştır.

48. ATASE Arş. 18/9/37 (1921) tarihli, K. 773, G. 94 no’lu belge.

49. Zira Osmanlı Döneminde, Aşiretlerin ya da aşiret reislerinin herhangi bir kabahatten ötürü tedibe uğramamaları için genellikle aşiret liderleri aracılığı ile merkezi idareden “aman dilemeleri”, “af’ istemeleri, bilinen bir gelenektir. Bu isteklere zaman zaman olumlu cevaplar verilmesi de aşiretlerle merkezi otorite arasında zımni bir hukukun olduğuna işaret eder. Örneğin II. Abdulhamid Dönemi raporlarında, affın önemli bir kıstasının “itaat” olduğu; padişaha itaat edenlerin affa uğradığı, muhalefet edenlerin ise cezalandırılarak uzak yerlere sürgüne gönderildiği belirtilmiştir (bkz. Akpınar ve diğerleri, 2010: 315). Somut bir örnek verecek olursak: Seyit Rıza’nın idama mahkûm olmuşken merkez vilayete giderek af dilediği, bunun sonucunda hükümetin nüfuzundan uzak kalan Dersim’in, asayiş durumu gözetilerek bundan doğacak sakınca düşünülerek affına karar verildiği af kararnamesinde belirtilmektedir (Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Dosya no: 156, Gömlek no: 1330/Z/-04, 28/Z/1330 (Hicri) tarihli belge). Ayrıca Osmanlı Dönemi Doğusunda aşiret ve devlet örgütlenmelerini ve aralarındaki güç ilişkilerini ele alan tarihsel antropolojik bir çalışma için bkz. Aydın ve Özel, 2006.

50. Önce “Koçgiri Tahkik ve Dersim Tetkik” unvanıyla oluşturulan heyetin Dersim incelemesi kısmının, Dersim’e giderek inceleme yapılmasının kış mevsiminden dolayı çok zor olduğu gerekçesiyle, üç encümenin ortak kararıyla iptal edildiği, raporda belirtilmiştir. (TBMM Arş., “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”, no: 34, s. 2-4.

51. Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Kutu no: 1/19 (5-3), Fihrist no: 168-1.2.3 no’lu belge (bkz. Ek I).

52. Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Kutu no: 1/19 (5-3), Fihrist no: 168 no’lu belge (bkz. Ek II ).

53. Örneğin Seyid Rıza’nın torunu Rüstem Polat; 1937 yıllında Seyid Rıza’nın İngilizlere gönderdiği bir mektup konusunda görüşlerini bildirirken dedesinin, o dönemde kendisini kurtaracak derecede dahi Türkçesinin iyi olmadığını dile getirmiştir (bkz.http://www.habera.com/haber/Seyit-Riza-nin-torunu-gercekleri-anlatti/121928).

Yaşlı bir Dersim’linin, babasının anlattıklarından aktardığına göre ise; Seyid Rıza’nın okuma yazması dahi yoktur (bkz. Bulut, 1992: 317). Ayrıca bölgedeki bazı yaşlıların sözlü anlatıları da bu bilgileri destekler doğrultudadır.

54. Benzer bir duruma, Cihangir Gündoğdu, “Dersim 38’den İki Tanıklık: Haydaranlı Hıdır ve Koçanlı Hüseyin Ağaların Mektupları” adlı çalışmasında dikkat çekmiştir. Gündoğdu, resmi makamlara mektuplar yazan Hıdır ve Hüseyin Ağaların okuma yazma bildiklerine dair elde kesin veriler bulunmamakla birlikte, Hıdır Ağa’nın Türkçe bilmediği sürgünden döndüğü tarihlerde dahi resmi makamlarla olan işlerini tercümanlar aracılığıyla yaptığının bilindiğini kaydeder. Gündoğdu ayrıca, bölgede resmi makamlarca tanınan ve takip edilen bu kişilerin, doğrudan ya da aracılar vasıtasıyla askeri ve mülki makamlarla görüşmeler yaptığını, dolayısıyla mektupların Hıdır ve Hüseyin Ağalar tarafından yanlarına gidip gelen bu aracı memurlar veya kaza tahriratında görevli kâtiplere yazdırılmış/dikte ettirilmiş olabileceğinin çok muhtemel olduğunu belirtir (bkz. Gündoğdu, 2012: 57-58). Benzer bir durum Seyid Rıza için de geçerli olmalıdır.

55. En azından mevcut kaynak ve belgeler bu doğrultudadır. Yeni belge ve yazışmalar çıktıkça konu daha iyi tartışılacaktır şüphesiz.

56. Böylesi bir durum, bellek çalışmalarında önemli bir isim olan Alessandro Portelli’nin en tanınmış makalelerinden “Luigi Trastulli’nin Ölümü” adlı çalışmasındaki bulguları çağrıştırmaktadır. Zira Portelli, yaşanmış gerçek bir olayı yıllar sonra araştırırken, dönemin resmi belgelerine yansıyan belge ve haberlerle, sözlü anlatım yoluyla belleklerden yansıyan anlatımları karşılaştırmış ve anlatıların birbirini tutmadığını gözlemlemiştir. Portelli, bunu farklılaşan politik ortam ve durumsallıkla ilişkilendirmiştir, yani olayın zamansal ve mekânsal bağlamı değişmiştir. Portelli’nin çalışma sonunda kendisine sorduğu soru anlamlıdır: “Tarihte bilinen, yazılı kaynaklarda var olan bir olayı çalışmak, daha derinlemesine anlamak istiyoruz. Daha fazla bilgi almak için sözlü kaynaklara gidiyoruz, fakat farklı, “gerçek olmayan” bir bilgiyle karşılaşıyoruz. Bu durumda ne yapacağız?” (bkz. Portelli, 1991).

57. Nitekim bazı akademisyen ve yazarlar; Nuri Dersimi’nin kitaplarındaki anlatılarını, sorunlu ve/veya abartılı bularak çalışmalarında buna dair not düşmüşlerdir. Ancak N. Dersimi’nin şahsına ve anlatılarına yapılan en büyük eleştiri, dönemin tanıklığını yapan Kârerli Mehmet Efendi tarafından yapılmıştır. Kârerli anılarında, Dersimi’nin şahsını ve dolayısıyla anlatılarını eleştirmekte, bazı tutarsızlıklarını gerekçe göstererek onun “devlet adına çalışan bir ajan” olduğu imasında bulunmaktadır (bkz. Kârerli Mehmet Efendi, 2007: 333-341). Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nden bulunan bazı belgeler, N. Dersimi hakkında yapılan olumsuz eleştirileri pekiştirecek ve Kârerli’nin N. Dersimi hakkındaki şüphelerini düşünmeye sevk edecek kabildendir ancak konu, bu makalenin kapsamı dışında olduğundan ayrıca ele alınmalıdır.


Kaynakça

Arşivler

BCA (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi)

BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi)

Cumhurbaşkanlığı Arşivi

Genelkurmay ATASE (Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı) Arşivi

TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) Arşivi


Araştırmalar

Akgül, Suat (1992), Yakın Tarihimizde Dersim İsyanları ve Gerçekler, (İstanbul: Boğaziçi Yayınları).

Akpınar, Alişan; Bilir, Sezen; Bozkurt Serhat; Dinç, Namık Kemal (2010), Herkesin Bildiği Sır: Dersim, Der. Şükrü Aslan) (İstanbul: İletişim Yayınları): 311-334.

Ali Kemali (1992), Erzincan, (İstanbul: Kaynak Yayınları).

Atatürk, Kemal (2001), Nutuk (cilt: II, 1920-1927), (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları).

Aydın, Süavi ve Özel, Oktay (2006), “Power Relations Between Tribe and State in Ottoman Eastern Anatolia”, Bulgarian Historical Review, 3-4: 51-67.

Aygün, Hüseyin (2009), Dersim 1938 ve Zorunlu İskân, (Ankara: Dipnot Yayınları).

Aytaç, Kahraman (2002), Halk Anılarına Göre Dersim, (Ankara: Kalan Yayınları).

Aytepe, Oğuz (1998), “Yeni Belgeler Işığı Altında Kürdistan Teali Cemiyeti”, Tarih ve Toplum, (sayı 174).

Balcıoğlu, Mustafa (2003), İki İsyan Koçgiri, Pontus Bir Paşa Nurettin Paşa, (Ankara. Babil Yayıncılık).

Bilmez, Bülent (2012), “Dersim 38’i Araştır(ma)mak, Yaz(ma)mak ve Hatırla(ma)mak Üzerine-I”, Toplumsal Tarih, (sayı 217): 48-53.

Bulut, Faik (2007), Dersim Raporları, (İstanbul: Evrensel Basım Yayın).

Cengiz, Seyfi (1992), “Seyit Rıza”, Desmala Sure Dergisi, Sayı 4, Londra: 23-24.

Çiçek, Evin (1999), Koçgiri Ulusal Kurtuluş Hareketi, (Stockholm: Apec Yayınları).

Dersim Jandarma Umum Kumandanlığı Raporu (1932) (2010), (İstanbul: Kaynak Yayınları).

Dersimi, Nuri (1994), Kürdistan Tarihinde Dersim, (İstanbul: Zel Yayınları).

Dersimi, Nuri, (1997), Hatıratım, (İstanbul: Doz Yayınları).

Erdönmez, Celal (2002), “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Geçen Ekrâd Tabiri”, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, (6-7): 51-63.

Ertuna, Hamdi (1974), Türk İstiklâl Harbi VI. Cilt İstiklâl Harbinde Ayaklanmalar (1919-1921), (Ankara: Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmi Yayınları).

Evsile, Mehmet (1996), “Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde Aşiret Mensuplarından Oluşturulan Milis Birlikleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı: 36, cilt XII.

Fırat, M. Halit (1968), 75 Senelik Derbeder Bir Hayat Hikâyesi, (Ankara: Kardeş Matbaası).

Fırat, M. Şerif (1998), Doğu İlleri ve Varto Tarihi, (İstanbul: Kamer Yayınları).

Gezik, Erdal (2000), Alevi Kürtler, (Ankara: Kalan Yayınları).

Gezik, Erdal (2005), “Aşiret’ten Cumhuriyet’e İki Alevi Örneği: Varto ve Koçgiri”, Kırkbudak, 2005: 27-47.

Gezik, Erdal (2012), “Rayberler, Pirler ve Mürşidler (Alevi Ocak Örgütlenmesine Dair Saptamalar ve Sorunlar)”, Mungur, sayı: 37: 4-27.

Gündoğdu, Cihangir (2010), “Dersim’de Son İsyânlar, Sebep ve Âmilleri”, Toplumsal Tarih, (sayı 195): 68-78.

Gündoğdu, Cihangir (2012), “Dersim 38’den İki Tanıklık: Haydaranlı Hıdır ve Koçanlı Hüseyin Ağaların Mektupları”, Toplumsal Tarih, (sayı 217): 54-58.

Gündoğdu, Cihangir ve Genç, Vural (2013), Dersim’de Osmanlı Siyaseti, (İstanbul: Kitap Yayınevi).

Haber a, “Seyit Rıza’nın torunu gerçekleri anlattı” başlıklı haber içinde. http://www.haberaxom/haber/Seyit-Riza-nin-torunu-gercekleri-anlatti/121928 (25 Kasım 2011).

Jwaideh, Wadie (1999), Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi Kökenleri ve Gelişimi. (İstanbul: İletişim Yayınları).

Kahraman, Ahmet ( 2004), Kürt İsyanları (Tedip ve Tenkil), (İstanbul: Evrensel Basım Yayın).

Karadoğan, Yaşar, “Hemreş REŞO’nun Ziya Şerefhanoğlu ve Dr. Nuri Dersimi ile mektuplaşmaları”,

http://www.rizgarixom/modules.php?name=Rizgari_Niviskar&cmd=read&id=1682.

Kârerli Mehmet Efendi (2007), -I. Dünya Savaşı, Koçgiri, Şeyh Sait ve Dersim’e Dair- Yazılmayan Tarih ve Anılarım (1915-1958), (Yayına Hazırlayan: Ali Rıza Erenler), (Ankara: Kalan Yayınları).

Keskin, Mesut (2010), “Zazaca Üzerine Notlar”, Herkesin Bildiği Sır. Dersim, (Der. Şükrü Aslan) (İstanbul: İletişim Yayınları): 221-242.

Melikoff, İrene (1994), Uyur İdik Uyardılar, (Çev. Turan Alptekin), (İstanbul: Cem Yayınevi).

Mumcu, Uğur (2008), Kürt-İslam Ayaklanması (1919—1925), (İstanbul: Umag Vakfı Yayınları).

Özgül, Vatan (2005), Balabanlılar Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret, (İstanbul: Pan Yayıncılık)

Portelli, Alessandro (1991), “The Death of Luigi Trastulli: Memory and the Event”, The Death of Euigi Trastulli and Other Stories: Form and Meaning in Oral History içinde, (State University of New York Press).

Sey Xıdır, “Seyit Rıza Kimdir?”, http://dersimnews.com/seyit-riza.html.

Soileau, Dilek (2010), “Koçgiri ve Dersim Kürt Hareketliliği: Koçgirili Alişer Efendi ve Nuri Dersimi’nin Rolüne Dair”, Herkesin Bildiği Sır. Dersim, (Der. Şükrü Aslan) (İstanbul: İletişim Yayınları): 335-356.

Tepeyran, Ebubekir H. (2009), Belgelerle Kurtuluş Savaşı, (İstanbul: Gürer Yayınları)

Tunaya, Tarık Z. (2008), Türkiye’de Siyasal Partiler, (Cilt 2, Mütareke Dönemi, 1918-1922), (İstanbul: İletişim Yayınları).

Uluğ, Naşit Hakkı ( 2001), Derebeyi ve Dersim, (Ankara: Kalan Yayınları).

Yıldız, Hasan (2005), Fransız Belgeleriyle Sevr-Lozan-Musul Üçgeninde Kürdistan, (İstanbul: Doz Yayınları).


Kebikeç – İnsan bilimleri için kaynak araştırmaları dergisi, Sayı: 36, 2013 – Ankara.

Kebikeç hakemli dergidir, Türkologischer Anzeiger Viyana ve ULAKBİM tarafından taranmaktadır.