İSTANBUL 5. AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NA
Dosya No.1999/79 E.
KONU : Sorgum Yerine Geçmek üzere Savunmamın Sunulmasıdır.
Sayın BAŞKAN,
Sayın YARGIÇLAR,
Huzurunuzda okunan iddianameden de açıkça anlaşılacağı gibi, ben bugün burada "Görevi Kötüye Kullanmak" suçundan değil, hatta "görev suçu"ndan bile değil, doğrudan doğruya GÖREVİMİ YAPTIĞIM İÇİN YARGILANACAĞIM.
Ben bugün huzurunuzda; Anayasa’nın başlangıç hükümlerinde tanımı yapılan "hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni" adına duyduğum utançla; ama, görevinin gereğini yapan bir avukat olmanın huzuruyla yargılanacağım.
Çünkü ben bu mesleğe adımımı atarken; "Kanuna, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine..." yemin ettim. (Av.Y.md.9/6)
Ve ben; şimdi burada bana destek vermek için toplanan meslektaşlarımdan bazılarıyla, bundan tam yirmibir yıl önce, henüz genç bir hukuk öğrencisiyken, "namusum ve vicdanım üzerine" bir kez daha yemin etmiştim... Biz o gün; Türkiye'yi 12 Eylül'e taşıyan ve bugün Susurluk'ta ortaya çıkan devlet içindeki suç örgütünün üniversite gençliğini hedef aldığı o kanlı vahşet gününde; katledilen arkadaşlarımızın parçalanmış bedenleri daha soğumadan, özgürlük ve demokrasi düşmanlarından hesap soracağımıza; "namusumuz ve vicdanımız üzerine" yemin etmiştik...
İşte biz o yeminimizin gereğini de; bu salonun bir alt katında, 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4 yıldır sürmekte olan 16 Mart Katliamı davasında; müdahil vekili sıfatıyla özveri ile görev yaparak yerine getiriyoruz.
İşte bugün, görevimizi yaptığımız için de huzurunuzda sanık sıfatıyla yargılanıyoruz.
Ve ne kadar acıdır ki; 16 Mart ve daha bir çok katliamın failini, asli görevi olduğu halde yargı önüne çıkartmayan devlet; 11 yıldır bu uğurda hukuk mücadelesi veren biz avukatları yargı önüne çıkartmayı uygun görüyor... Ve ülkemizde egemen olan "kutsal devlet", bir kez daha "hukuk devleti"nden hesap soruyor...
Yıllardır kan ve gözyaşının dinmediği; başta yaşama hakkı olmak üzere en temel insan haklarının ayaklar altında çiğnendiği; devlet arşivlerinde saklanan cinayet belgelerini yargıya aktaran avukatların sanık sandalyesine oturtulduğu;
Anayasa’da tarif edilen, "hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni”nin bir türlü tesis edilemediği ülkemizde; gününü gün etmeye, gemisini yürütmeye, adamını bulmaya, kısa yoldan zengin olmaya, devletin otur dediği yerde oturup, kalk dediği yerde kalkmaya; ve en çokta UNUTMAYA koşullanan İNSANLIĞIMIZDAN NE KADAR UTANIYORSAK; BİZE DAYATILAN BU ZİHNİYETİ RED EDEN; YAŞADIKLARINI UNUTMAYIP; ÇOCUKLARINA YAŞANILIR BİR DÜNYA BIRAKMAK İÇİN; "KUTSAL DEVLET'TEN, HER NE PAHASINA OLURSA OLSUN HESAP SORMASINI BİLEN İNSAN YANIMIZDAN DA ONUR DUYUYORUZ.
İşte BEN DE BU NEDENLE BUGÜN BURADA BAŞIM DİK DURUYORUM... Ama HUKUK ve İNSANLIK ADINA DA UTANIYOR, İSYAN EDİYORUM!
1978'in 16 Mart günü yaşam hakkı ellerinden alınmasaydı, belki de bugün bu salonlarda bizler gibi hakim, savcı ya da avukat olarak hak ve adalet arayacak olan arkadaşlarım adına; TÜRKİYE'DE FAİLİ MEÇHUL DEĞİL, FAİLİ MALUM CİNAYETLERE KURBAN GİDEN TÜM İNSANLAR VE İNSANLIĞIMIZ ADINA İSYAN EDİYORUM!
BUGÜN ORTALIKTA ELLERİNİ KOLLARINI SALLAYARAK DOLAŞAN VE GÖZLERİMİZİN İÇİNE SIRITARAK BAKAN; HATTA BİZİ YÖNETSİN DİYE MECLİSE SOKTUĞUMUZ "ŞEREFLİ" KATİLLERE; MAFYA DÜĞÜNLERİNE "ŞEREF KONUĞU" OLAN YARGIÇLARA, SAVCILARA, DEVLET ADAMLARINA İSYAN EDİYORUM!
I- BEN AVUKAT OLARAK GÖREVİMİ YAPARKEN MİT MÜSTEŞARI ANAYASA VE GÖREV SUÇU İŞLİYOR :
Ben bir avukatım. Bu sıfatım itibariyle vatandaşın Anayasa’dan doğan hak arama özgürlüğünün yargı önündeki güvencesi ve millet adına karar veren yargının olmazsa olmaz bir parçasıyım.
İşte bu nedenle; hukuk devletinde, avukata müvekkilinin hakkını koruduğu oranda mutlak bir dokunulmazlık tanınmıştır.
(Yrd.Doç.Dr.Meral Sungurtekin, Avukatlık Mesleği Avukatın Hak Ve Yükümlülükleri, 1999,2.baskı, S.52)
“Adli merciler ve diğer resmi daireler avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmakla yükümlüdürler.” (Av.Y.md.2)
"Özellikle avukata, mesleğini icra ederken, geniş bir serbesti tanımak lazımdır.... Avukat, temsil ettiği tarafın çıkarlarını, öteki tarafın bundan doğabilecek zararlarını düşünmeden, sert ve hatta merhametsiz bir biçimde savunmak zorundadır... "(Y.4.HD.'nin 2.5.1975 tarih ve 75/5782 sayılı kararı.)
Hal böyleyken; maaşı vatandaşların vergisiyle ödenen bir devlet memuru, isminin başında "milli" kelimesi bulunan Teşkilat’ın arşivinde sakladığı; davamızla doğrudan ilgili ve daha bir çok siyasi cinayeti aydınlatacak bir suç belgesini kanıt olarak Mahkeme’ye sunduğumuz; ve MİT'in elinde olaya ilişkin bilgi yokmuş gibi davrandığını açıkladığımız için, kısacası, GÖREVİMİZİ YAPTIĞIMIZ İÇİN, hakkımızda ihbarda bulunma cüretini gösterebiliyor.
Hem de müdahil vekili sıfatıyla, yani "Kamu Hukuku" adına (ve kamu görevlilerine rağmen) görev yaptığımız bir KATLİAM davasında... Üstelik; ihbarda bulunanın başında olduğu Teşkilat’ın olayımızda ve benzeri daha bir çok olayda sorumluluğunun tartışıldığı, bu tartışmaların medyaya ve devletin resmi raporlarına yansıdığı, MİT içinden sızdırılan rapor ve belgelerin yine medyada çarşaf çarşaf yayınlandığı bir aşamada...
Bu memur bununla da yetinmiyor:
16 Mart katliamıyla ilgili bilgi ve belge sahibi olduğu resmen ortaya çıkınca; kendisini ele vermemek için daha büyük çamlar deviriyor...
Örneğin, Mahkemeye verdiği cevapta; kendisinden istenen dava konusu belgeyi, İçişleri Bakanlığı’ndan GÜVENİLİR BİR ŞAHIS aracılığıyla elde ettiklerini; bu nedenle, Mahkeme’ye göndermelerinin DEVLET GELENEĞİNE AYKIRI OLDUĞUNU; Mahkeme’nin bu belgeyi İçişleri Bakanlığı’ndan istemesi gerektiğini bildiriyor.
Yani, bir bakanlıktan yasa dışı yolla belge istihsal etmekle kalmıyor...
Mahkeme kararlarına uymayacağım açıkça ilan ettiği gibi, Mahkemeye en azından, tavsiye ve telkinde bulunuyor.
Peki bu konularda Anayasa ne diyor, bir göz atalım...
Anayasa diyor ki:
“Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. (A.yasa md. 138/2)
“Yasama ve yürütme organlarıyla idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." (A.yasa md. 138/,4)
“Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." (A.yasa md.11/1)
Yani MİT Müsteşarı açıkça Anayasa suçu işliyor...
Yine Anayasa diyor ki; "Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz." (A.yasa md. 14/3)
O halde, MİT Müsteşarı avukattarı ve gazetecileri ihbar ederken, Anayasa’nın "hak arama hürriyeti"ni güvence altına alan 36.maddesinin arkasına saklanamayacaktır.
Yine aynı nedenle; MİT'in yargıdan esirgediği belgeyi (daha doğrusu bilgiyi) yargıya kanıt olarak sunarak istimal eden ve konuyla ilgili açıklama yapan avukatlar hakkında bırakın tecziyeyi, soruşturma dahi açılamayacaktır.
Aksine; MİT Müsteşarının bu hususlardaki keyfiyeti; hem Anayasa’nın hem de yasaların açık ihlali anlamına geleceğinden, tecziyesi lazım gelen de işte bu keyfiyet olacaktır.
Görülen odur ki; alenen Anayasa suçu işleyen MİT Müsteşarı, bununla kalmayıp; bir yandan, TCK.'nın "Adliye Aleyhine Cürümler" başlığı altıda yer alan, "Cürüm İşleyeni Saklamak Ve Delilleri Yok Etmek" suçunu (TCK.296.md.); diğer yandan, bu suçu gizlemek ve dikkatleri başka bir yöne çekmek amacıyla, aynı babta yer alan; "Suç Tasnii ve Resmi Mercileri İğfal" (TCK.md.283) ve "İftira" (TCK.md.285) suçlarını da işliyor. Deyim yerindeyse; "hem suçlu hem de güçlü " olanların bu cüreti, devlet katında hemen etkisini göstermiş; isminin başında "adalet" olan Bakanlık; hem de devlet içindeki "çeteler"i yargı önüne çıkarmak üzere kurulan, 55.Hükümet’in Adalet Bakanlığı ile "bağımsız" yargı hemen harekete geçmiştir. Ama ne acıdır ki; yaklaşık iki sene süren soruşturma ve kovuşturma sonucunda sanık sandalyesine, alenen suç işleyen devlet memurları, "çete"lerin devlet içindeki uzantıları değil, bunlardan yargı önünde hesap sormaya kalkan avukatlar oturtulmuştur.
Gerçekten de; yürütme verdiği izinle; yargı ise, İddianamesi ve Son Soruşturma Kararı’yla savunmanın önüne dikilivermiştir.
Çağdaş, demokratik bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek böylesi bir duruma, kimse; "burası Türkiye, burada olur böyle şeyler..." diye, tahammül göstermemizi beklemesin...
Biz bu zihniyeti kökten reddediyoruz. Ve aslında, şark kurnazlığı içinde, hukuk devletine giydirilmek istenenin bir deli gömleği olduğunu bildiğimiz için, sesimizin en yüksek perdesinden, BU GÖMLEĞE YÜZ KERE BİN KERE HAYIR DİYORUZ.
II- BU DAVADA YAPILABİLECEK EN KOLA Y ŞEY :
Sayın YARGIÇLAR,
Bugün burada huzurunuzda yapılabilecek en kolay şey, hakkımdaki soruşturmadan ve iddianameden yola çıkarak teknik bir savunma yapmaktır. Ve böyle bir savunma duruşma aşamasına kadar geçen sürecin ne kadar gayrı ciddi işlediğini, hakkımda uygulanması istenen sevk maddelerinin ne kadar dayanaksız olduğunu gözler önüne sermeye yetecektir.
A) Yargılama (Muhakeme) Şartı Oluşmamıştır:
Örneğin; ÖNCELİKLE, HAKKIMDA BAŞLATILAN SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA, 1136 SAYILI AVUKATLIK YASASI’NIN 58 VE S9.MADDELERİNE AYKIRI OLDUĞU GİBİ, CMUK.'NIN 3842 SAYILI YASA İLE DEĞİŞİK 135.MADDESİNE AYKIRI OLARAK YAPILMIŞTIR.
Bu hususlara ilişkin o aşamada (5.8.1998 ve 2.11.1998 tarihli dilekçelerle) yaptığım itirazlar dava dosyamızda mübrezdir. Heyetinizce de incelendiği inancıyla burada ayrıntısına girmediğim bu hususların YARGILAMA ŞARTI olduğu ve bu şart yerine getirilene kadar YARGILAMANIN DURMASI GEREKECEĞİ izahtan varestedir.
Ancak, BEN SİZDEN BÖYLE BİR TALEPTE BULUNMUYORUM. Çünkü, aşağıda yapacağımız değerlendirmeler ışığında, davamızda halihazırdaki delillerle, bu celse itibariyle BERAAT KARARI verilmesi mümkündür. Bu halde CMUK.253/son hükmüne göre, muhakemenin durması kararı yerine, beraaat kararı verilmesi zorunludur.
B) Sevk Maddelerinin Değerlendirilmesi:
Hakkımda uygulanması istenen sevk maddelerine gelince;
Örneğin TCK.159/1.maddeye...
Öncelikle; Savcılığın bu maddeyle ilgili, hem Av.Y.58/1.maddeye göre "soruşturma izni" hem de, TCK. 160/2. md.sine göre zorunlu olan "takibat izni" istemiş olmasına karşın; Adalet Bakanlığı, TCK.159/1. md. için "takibat izni" vermemiştir. (Bakanlığın 16.6.1998 tarihli yazısı) Diğer taraftan, 28.9.1997 tarihinde, Milliyet gazetesinde yayınlanan bir beyanatım nedeniyle, TCK. 159/1. maddeyi ihlal ettiğim öne sürülürken, dikkatli bir hukukçunun, basın yoluyla işlenen bu suçun, 5680 Sayılı Basın Yasası hükümlerine tabi olacağını ve Yasa’nın 35.maddesi gereği, DAVA AÇMA SÜRESİNİN, daha 1998 yılının 5.ayında DOLMUŞ OLDUĞUNU görmesi gerekecektir.
HER AŞAMADA, RE'SEN DİKKATE ALINMASI MÜMKÜN VE ZORUNLU OLAN BU HUSUSLARIN, BUGÜNE KADAR DİKKATE ALINMAMASI AÇILAN DA VANIN CİDDİYETİNİ (!) DE GÖSTERMEKTEDİR.
KALDI Kİ; YİNE DİKKATLİ BİR GÖZ, BURADA TCK. 159.MD.NİN UNSURLARININ HİÇBİR ŞEKİLDE OLUŞMADIĞINI; BEYANATIN GÖREV GEREĞİ, SOMUT BELGE VE BİLGİYE DAYALI OLARAK YAPILDIĞINI; MİT'İN GER- ÇEKTEN DE, BİLGİ VE BELGE SAHİBİ OLDUĞU HALDE, YOKMUŞ GİBİ DAVRANDIĞINI GÖRECEKTİR.
Hakkımda uygulanması istenen diğer sevk maddesi ise, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6. maddesidir.
Bu madde bilindiği üzere, "terörle mücadelede görev almış kamu görevlisinin hüviyetini açıklama"yı suç sayar. Özel bir yasayla oluşturulan ve bu yasanın 4.maddesinin (g) bendi gereğince görevi yalnızca istihbarat hizmeti sunmakla sınırlı olan MİT personelinin nasıl olup da terörle mücadelede görev alabildiği hususu bir yana;
Olayımızda hüviyetini açıkladığımız iddia edilen MİT Müsteşar Yardımcısı’nın, aynı Yasa’nın 13.maddesi gereğince hüviyeti gizli de değildir. Kaldı ki, adı geçen Müsteşar Yardımcısı, MİT adına Mahkemeye yazdığı (dosyada mübrez) yazısında hüviyetini bizzat kendisi açıklamıştır.(Aynı konuda gazetecilere karşı DGM'de açılan dava da beraatle sonuçlanmıştır) Yani bu suçun da unsurları oluşmamıştır.
Bir an için aksini düşünsek bile;
Yine dikkatli bir göz Avukatlık Yasası’nın 58 ve 59.maddeleri gereğince soruşturma yapmakla görevli İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın düzenlediği fezlekelerin hiç birinde, 3713 Sayılı Yasa’nın 6.md.sine ilişkin izin isteminde bulunmadığını; keza Adalet Bakanlığı’nın yazılarında da, bu maddeye ilişkin her hangi bir iznin verilmediğini görecektir. Hakkımda Soruşturma ve kovuşturma izni istenmeyen ve de verilmeyen bir suçla ilgili dava açılamayacağı ortadayken, iddianamedeki ve son soruşturma kararındaki işgüzarlığı anlamak mümkün değildir.
Son örneğimiz de davanın asıl dayanağını oluşturan 2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Yasası’nın 27.maddesinden olsun...
Gerek İddianame, gerekse Sonsoruşturma Kararı’nda, hakkımda 27/1 ve 3. maddelere göre tecziye istenmektedir.
27.maddenin l. fıkrası MİT 'in görev ve faaliyetine ilişkin belge ve malumatın istihsalini, yani elde edilmesini suç sayar. Olayımızda "malumat"ın daha önce basında yayınlandığı tartışmasız olduğuna göre; burada tartışmamız gereken; "malumat"ın altına konulan kayıt nedeniyle, "dar anlamda" (bu ne demekse) MİT'e ait olduğu iddia edilen belgedir.
MİT'in ihbar yazılarındaki ikrarından da açıkça görüleceği gibi; esasen olayda, bir Bakanlığın arşivindeki malumatın yasadışı yolla bizzat MİT tarafından istihsali söz konusudur. Ve yasadışı yolla elde ettiğiniz bir malumatı altına kayıt koyarak, bir MİT belgesi yapamayacağınız da açıktır.
Bu bir yana; aslını yargıya göndermekten dahi imtina ettiğiniz bir belgenin, fotokopisinin size ait olduğu iddiası gülünç değil midir? Sivil şahısların elini kolunu sallayarak kurumunuza girip, arşivinizden istediği belgenin fotokopisi çektirmesi mümkün müdür? Yoksa İçişleri Bakanı Sayın Saadettin TANTAN'in deyimiyle; orası da "herkesin çay-kahve içtiği bir kahvehane..." midir?
Bunu da geçelim...
Siz; hangi kurumdan elinize geçerse geçsin, altına hangi kayıt konulursa konulsun, bir cinayet itiraf ve ihbarını havi bilgiyi bir suç belgesini, failleri yargıdan saklamanın suç olduğunu bilmiyor musunuz?
Olayımızda, 27/1.maddenin unsurlarının oluşmadığı gerçeği bir yana; Anayasa 36.madde gereğince, "savunma bir hak" ve TCK.49.maddeye göre, "kanunun hükmünü icra" da bir hukuka uygunluk sebebi ise; Savunmanın karşısına 27. madde ile çıkılamayacağını bilmiyor musunuz?
Diyelim ki siz bilmiyorsunuz?
Soruşturma için izin isteyen, kovuşturma için karar veren hukukçular, Adalet Bakanlığı da mı bilmiyor?
Bunları da geçiyoruz...
27/1.madde ile ilgili tüm bu gariplikleri bir an için yok saysak bile, bu madde den tecziye yine mümkün değildir. Çünkü; yukarıda 3713 Sayılı Yasa’nın 6.maddesinde olduğu gibi; MİT yasasının 27.maddesinin 1.fıkrasıyla ilgili de her hangisoruşturma ve kovuşturma izni istenmemiş ve Adalet Bakanlığınca bu yönde bir izin de verilmemiştir. (Aksine; Savcılık 11.5.1998 tarihli ilk Fezlekesinde; belgenin daha önce basında yayınlanmış olduğundan bahisle, olayın 27.md.kapsamına girmeyeceği görüşü bildirilmiştir.) İddianame ve Sonsoruşturma kararındaki diğer işgüzarlık da işte budur.
Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı ve Beyoğlu l.Ağır Ceza Mahkemesi Av.Yasası’nın 58 ve 59.maddelerine göre soruşturma ve kovuşturma izni verilmeyen bir suçla ilgili iddianame düzenleyip sonsoruşturma kararı vermekle yasaya ve yönteme açıkça aykırı davranmıştır.
Bakanlıkça bu maddeye göre verilen izin yalnızca maddenin 3. fıkrası içindir. Ve yine dikkatli bir göz, 27. md.nin 3.fıkrasında, "münderecatı ile malumatı ifşa"dan söz edildiğini görecektir. Yukarıdaki açıklamalarımız ve dosyada mevcut delillerden de açıkça anlaşılacağı üzere; olayımızda Mahkemeye sunulan belgenin içeriği, yani "münderecatı ile malumatı" bizden çok daha önce, basında zaten ifşa edilmiştir.
BU NEDENLE 27/3. MADDEDE BELİRTİLEN SUÇUN TARAFIMDAN İŞLENMESİ MADDETEN DE MÜMKÜN DEĞİLDİR.
BU SEVK MADDESİNE, YANİ MİT YASASI 27/3. 'E İLİŞKİN VERİLECEK KARAR DA BERAAT KARARI OLACAKTIR.
Görüleceği gibi, sevk maddelerinden 27/3 dışındakiler için; (Yani TCK. 159/l.md., TMK.6.md.ve MİT Yasası 27/l.md.için) DAVA ŞARTI GERÇEKLEŞMEMİŞTİR. BU ŞARTIN GERÇEKLEŞME İMKANI DA BULUNMADIĞINDAN, BU MADDELERLE İLGİLİDAVANIN (DURMASINA DEĞİL) DÜŞMESİNE KARAR VERİLMESİ ZORUNLUDUR.
III- SAVUNMAYA EL UZATIN YARGIYI AYAĞA KALDIRALIM :
Sözün özü; neredeyse iki sene süren soruşturma ve kovuşturma süreciyle zaten iş yükü altında ezilen yargıyı, içi boş iddialarıyla meşgul eden bu dosya; "devletçi" gözlük yerine, "hukukçu" gözlüğüyle bakmayı bilen hukuk adamlarının eline düşseydi; yargıyı teslim almak isteyenlerin suratında çoktan bir tokat gibi patlayacaktı. Ama ne yazık ki böyle olmadı...
Bu,"Şüyuu vukuundan" daha kötü bir durumdur. Yani haber yapan gazetecilere, hele hele görevini yapan avukatlara dava açılabilmiş olması bile, "hukuk devleti" açısından bir kırılma noktasıdır. Bir başka deyişle; bu olayın kamu vicdanında yol açtığı tahribatla, toplum üzerinde yarattığı baskı, beraat kararıyla dahi giderilemeyecek büyüklüktedir.
Dayanaksız, kof iddialarla hakkımızda dava açılmasına neden olan devlet ajanları, "hukuk devleti" yerine "kutsal devlet"in bekçiliğine soyunanlar; Yargıtay Başkanı’nın deyişiyle, "vicdanla cüzdan arasına sıkışan" yargıdan istediği her sonucu alacağını sanan kibirli memurlar;
Hesaba katmadığınız bir şey var;
Yargının vereceği beraat kararının GEREKÇESİ VE HAKKINIZDA YAPACAĞI BİR SUÇ DUYURUSU SİZİN OYUNUNUZU BOZMA YA YETER;
SAVUNMAYI HAK ETTİĞİ YERE KOYARAK, YARGIYI A YAĞA KALDIRIR. HUKUK DEVLETİNİ ELİNİZDE OYUNCAK OLMAKTAN KURTARIR.
VE BİLMEDİĞİNİZ ÇOK DAHA ÖNEMLİ BİR ŞEY VAR;
TÜRKİYE'DE YARGIÇLAR VAR...
TÜRKİYE'DE "KUTSAL" DEVLET ADINA DEĞİL, MİLLET ADINA KARAR VERECEK YARGIÇLAR VAR...
IV- SONUÇ VE İSTEM YERİNE :
Sayın YARGIÇLAR,
"Avukatlık Mesleği, Avukatın Hak Ve Yükümlülükleri" isimli çalışmasında, Doç Dr. Meral SUNGURTEKİN şöyle diyor;
"Bağımsız avukatlığın kurumsal garantisini, Anayasa’nın 36.maddesindeki "hak arama özgürlüğü ile ilgili hüküm oluşturur. Yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olma, hukukun gerçekleştirilmesine hizmet ettiğinden ve vatandaşın hukuki danışma, hukuki yardım gereksinmesini, sadece bağımsız avukatlık kurumu karşılayabileceğinden, avukata devlet etkisi, özgürlükçü hukuk devletine özgü düzenle bağdaşmaz."
(Yrd.Doç.Dr.Meral Sungurtekin, Avukatlık Mesleği Avukatın Hak Ve Yükümlülükleri, 1999, 2.baskı, S.104)
Ve devamla…
"Avukat sadece taraf temsilcisi olmayıp; aynı zamanda adaletin gerçekleştirilmesi faaliyetine ortak olan, yargılama faaliyetine katılan kişidir. O gerçeğin bulunması konusunda yapılacak araştırmaya kurucu katılımı çerçevesinde, yapıcı biçimde hukuken geçerli olan ve müvekkilinin isteklerini karşılayan taleplerde bulunmak durumundadır. (age.S.107)
Bu değerlendirmeler ışığında;
Bir avukatın, istihsali ve istimali kanun hükmüyle yasaklanmış bir belgeyi, mahkemede kanıt olarak kullanmak amacıyla elde etmiş olması ve kullanmasının DAHİ suç oluşturmayacağını KARARINIZA DERCETMENİZ KAÇINILMAZDIR...
Çünkü; BURADA İHLAL EDİLEN YARAR (İSTİHSAL VEYA İSTİMAL), KORUNAN YARARA (YANİ SAVUNMA HAKKININ KULLANILMASINA) FEDA EDİLEBİLECEK NİTELİKTEDİR. BURADA İSTİHSAL VE İSTİMAL SUÇUNUN OLUŞMASINA, HUKUKA UYGUNLUK NEDENİ OLAN IZTIRAR HALİ ENGEL OLACAKTIR. BİR BELGENİN CEZA YARGILAMASINDA GERÇEĞE, DOLAYISIYLA ADALETE ULAŞMAK İÇİN KANIT OLARAK KULLANILMASI, AYNI BELGENİN GİZLİ KALMASINDAN ÇOK DAHA FAZLA KAMUSAL YARAR SAĞLAYACAĞINA GÖRE, SAVUNMA EYLEMİNİN HUKUKA UYGUNLUĞU DA TARTIŞMASIZ OLACAKTIR.
EĞER SAVUNMAYI "YARGI"DAN AYRI DÜŞÜNMÜYORSAK; EĞER HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE İNANIYOR VE YARGI İÇİN; "PRİMUS İNTER PARES /EŞİTLER ARASINDA ÖNDE GELEN" DİYEBİLİYORSAK;
KARARINIZIN GEREKÇESİNDE BU SARAHAT MUTLAKA OLACAKTIR. Yargılansın diye Heyetinizin önüne getirilen uyuşmazlık, "savunma suçu"ndan başka bir şey değildir.
Ve kim ne derse desin, bize göre bu yeni "suç" tipi; "hukuk devleti"nin karşısında yer alan "kutsal devlet" geleneğinin, "düşünce suçu " gibi, siyasi mülahazayla ihdas ederek önümüze koyduğu ve kuşatma altındaki yargıyı (dolayısıyla hukuk devletini) tamamen teslim almayı hedefleyen ve sırf bu nedenle daha tehlikeli olan bir ürünüdür.
İŞTE BU NEDENLE; YARGIYI KUŞATMA ALTINA ALAN, BUNUNLA DA YETİNMEYİP, TAMAMEN TESLİM ALMAK İSTEYENLERİN OYUNUNU BOZMAK İÇİN...
KARARINIZIN GEREKÇESİNDE BU SARAHAT MUTLAKA OLACAKTIR.
Sayın YARGIÇLAR,
YARGININ KENDİSİ İÇİN İDAM KARARI VERİP, KALEM KIRMASINI BEKLEYENLERE GEREKEN YANITI ANCAK SİZ VERECEKSİNİZ...
İnancım odur ki;
VERECEĞİNİZ KARAR,
YARGIYI AKLAMAKLA KALMAYACAK;
"HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ"NÜ DE TESCİL EDECEKTİR.
Saygılarımla. 16.6.1999
Av.CEM ALPTEKİN |