“Yeni Devlet”çilik Çağı Devletin ideolojik sermayesi ile sermaye düzeninin çıkarları bütünleşiyor. Çünkü devlet, yeni küresel sistemin tam da kalbinde yer alıyor. Sermaye birikimi koşullarının yaratılması ve sürdürülmesinde hayati bir rol oynamaya devam ediyor. Hiç bir ulus ötesi aktör, toplumsal düzen veya kurum, mülkiyet rejimi, sermayenin günlük işleyiş koşulları, sözleşme sisteminin yürürlüğü ve diğer kapitalist sınıf ihtiyaçları karşısında idari, hukuki zor aygıtları temelinde devletin yerini alamaz. Devlet hem emperyalist ve hem de bağımlı ekonomilerde sermaye açısından hâlâ birikimin vazgeçilmez koşullarını sağlamaktadır. Dünya, bugün eskisinden daha yoğun bir biçimde devletler dünyasıdır.
Observer bunu söylüyor. Türkiye, ABD ve Britanya ile birlikte küresel güvenlik sisteminin gülü ilân ediliyor. Türkiye'nin politik, askerî, hukuki düzeninin değişim süreçleri bu gerçeklikten soyutlanarak anlaşılamaz. Kezâ, “karşı ayaklanma doktrini”nin uygulanmasındaki şiddet de bu temelde değerlendirilmelidir.
Tüm demokratik söylemlerine rağmen, ortak noktaları “karşı ayaklanma doktrini”nin “yıkıcılık” kavramında ortaya çıkıyor. Bu doktrine göre “yıkıcılık”; bir ülkede yaşayanların, bir bölümünün o anda ülke yönetiminde bulunanları devirmek ya da onları yapmayı istemedikleri şeylere zorlamak için yaptıkları (silahlı güç hariç) tüm eylemlerdir. Bu bağlamda grevler, protesto yürüyüşleri, propaganda, boykotlar, yani normal siyasal hayatın işleyişi “yıkıcılık” olarak nitelendiriliyor. Böylece, kurnazca tarafsız bir hukuk sistemi vitrine konulurken, sert anti-terör yasalarının varlığı otoriterliğin güvencesi haline geliyor. İşte Şırnak'ta resmi açıklamalara göre 35 insanın öldürülmesi ve birinin yaralanması bu çerçevede değerlendirilmelidir. Askerî Nitelikli Militarizmden Sivil Militarizme Geçiş Türkiye, “küresel kapitalist savaş”ın ön cephesi olmanın verdiği askerî-politik-teknolojik imtiyazlarla donatılmıştır. ABD emperyalizmine yazgısını bağlamış komprador burjuvazisi, komprador bürokrasisi ve siyaset kadrolarıyla Ortadoğu'da yeni bir savaşın ölüm meleği haberciliğine adım atmaktadır. Politika, nihai sonucu savaş olan ve savaşın sürdürülmesine hizmet eden bir sistem içinde başka araçlarla yürütülen bir savaştır. Politikanın bunun dışında anlamı yoktur. Kapitalizmin özü militarizmdir. Bu gerçeklik, tüm aksi söylemlere rağmen, Türkiye'de sermaye siyasetinin ta kendisidir. Türkiye'de askerî nitelikli militarizmden sivil militarizme geçiş yapılmıştır.
Olağanüstü Hal Bloku İran ve Suriye, Türkiye'nin menziline giriyor. Türkiye'nin balistik füze alanındaki yetersizliğinin İran'la mukayese edilmesi, önemli bir açıklığa işaret ediyor. Ortadoğu'ya kazanma kültürü açısından bakmak, Türkiye'de askerî-sınaî kompleksin hedeflerini ortaya koyuyor. Bilim, teknoloji ve savaş iç içe geçiyor ve Türkiye'yi kapitalist-emperyalist sistemde ABD ve Britanya ile birlikte şiddete zincirliyor. Her savaşın biçimi, “savaş için eldeki teknik araçlara bağlıdır” formülü, stratejik hava bombardımanına meşruluk kazandırıyor. Stratejik hava bombardımanı yaygın biçimde kullanıldığı ölçüde “hedefte yanlışlık yapıldığı” gerekçesinin hiç bir anlamı kalmıyor. Dolayısıyla, 35 Kürt köylüsünün öldürülmelerine karşı tepkilerin, “insan hakları”ndan “33 Kurşun” anımsatmasına kadar bir dizi basitleştirmenin ötesinde; ciddi analitik kökleri olan stratejiler, “karşı ayaklanma”cı doktrin, askerî-sınaî kompleks, “Ortadoğu'da savaş hazırlıkları”, “terör” başlığı altında sistemleştirilen tekniklerin ekonomik, politik krizin neticesinde gelişecek hareketlere karşı kullanılma hazırlığı, polis-ordu ve hükümetin üçlü bir grup olarak çalıştığı “olağanüstü hal bloku”nun kurumsal yapılanması olguları ışığı altında incelenmesi zorunludur. Tüm bu şiddeti analiz ederken Irak'ın kuzeyinde Exxon-Mobil, Shell ve diğer petrol devlerinin bölge devletleriyle ortak yaşarlık, halklar ile düşmanlık temelinde kanlı hesaplaşmaların kapısını aralayacakları akılda tutulmalıdır. Tıpkı aynı şirketlerin Karadeniz'de dev sondaj platformları kurmasının, yakında Kafkasya ve Karadeniz hattına getireceği ağır sorunlarda olduğu gibi. Ancak tekrar etmekte yarar var: 33 Kürt köylüsünün 1943'te katledilmesi ile stratejik bombardıman sistematiği temelinde 35 insanın öldürülmesi arasındaki farklara dikkat etmemek, tıkız kimlikçi söylemi mayalandıran neo-liberalizmin mezarlık barışını kabullenmek ve etnik pazara sürgünü ebedileştirmektir. Deşifrasyon ve Hazırlayan: Hazal Kelleci
|
| Videolar | Wallpaper | © 1998 Halk Sahnesi Oyuncuları |
|---|