BAUHAUS
TİYATRO ÇALIŞMALARI

M.
Brauneck |
|
"Bugünün tiyatro mimarları ışık ve mekân için geniş bir yelpaze
yaratmayı amaç edinmelidir. Bir yönetmenini akla gelebilecek tüm hayallerine
yanıt verebilecek denli nesnel ve uyumlu, mekân açısından bile insan aklını
değiştirip yenileyecek nitelikte esnek bir yapı olmalıdır." (Walter
Gropius, 1934).
1918 Kasım Devrimi ile başlayıp yüzyıl başından bu yana giderek daha geçerlik
kazanan yenilik düşüncesinin siyasallık kazanması 1919'da Weimar'da Bauhaus'un
kurulmasını hazırlayan düşünce olmuştur, ilk Bauhaus bildirgesi bu ilişkiyi
açıkça gösterir.
Bauhaus,
mimarlıktan tiyatroya ve sinemaya kadar görsel sanalların her dalını kapsayan
resmi bir eğitim kurumuydu. Bu kurum, Weimar Güzel Sanatlar Yüksek Okulu
Uygulamalı Sanatlar Okulu birleştirilerek kurulmuştu. Bauhaus'u asıl geliştiren,
12 Nisan 1919'da müdürlüğüne getirilen Walter Gropius (1883-1969) olmuştur.
Kasım Devrimi'nden sonra Saksonya-Weimar Grandüklüğü'nden ayrılan Özgür
Saksonya Cumhuriyeti tarafından desteklenmiştir. Hükümette Sosyal Demokratlar,
USPD, KPD (Alman komünist Partisi) ile işçi ve asker kuruluşlarının temsilcileri
yer alıyordu. Bauhaus'un kurulmasını SPD, USPD ve KPD gibi kuruluşlar
desteliyordu. Daha sonraki yıllarda Thüringen Eyalet Meclisi'nde zaman
zaman Bauhaus'Ia ilgili sert tartışmalar olmuş, özellikle de kursların
politik yönü saldırıya uğramıştır. 1924'de politik kampanya doruğa ulaşmıştır.
Enstitünün kapatılmasını isteyen Alman Nasyonal Halk Partisi'nin savına
göre, Bauhaus "açıkça komünist-dışavurumcu"ydu. 1924'te Bauhaus
Weimar'da kendi kendine son verdi. Mart 1925'te Dessau Belediye Meclisi
Bauhaus'u devralma kararı aldı. Derhal Dessau'da da bir "Bauhaus'Ia
Mücadele Derneği" oluşturuldu. Ama, bu arada Dessau'da kurulmuş olan
enstitü, 1926'ta Tasarım Yüksek Okulu adını aldı ve hocalarına ("ustalar")
profesör statüsü tanındı. 1928'de, Gropius müdürlükten çekildi, yerine
Hannes Meyer getirildi, onun yerini de 1930'da Mies van der Rohe aldı.
Bauhaus, Dessau'da 1932'ye dek etkinlik gösterdi, sonra gene politik nedenlerden
dağıldı. Mies van der Rohe bir süre daha Berlin'de özel bir kuruluş olarak
sürdürmeye çalıştı Bauhaus'u. 11 Nisan 1933'te polis ve nazi askerleri
binayı ele geçirdi, Nasyonal Sosyalistler için enstitü "yozlaşmış
sanatın" ve "kültürel bolşevikler"in destekçisiydi. Öğretim
çalışmalarını yeniden başlatılabilmesi olasılığı doğduysa da, profesörler
kurulu, 19 Haziran 1933'te Bauhaus'u dağıtma kararı aldı.
Amerika
Birleşik Dcvletleri'nde sürgünde olan birkaç eski Bauhaus hocası biraraya
gelerek 1937'de Chicago'da "The New Bauhaus"u kurdular. İlk
müdür, daha önce Dessau'da, Bauhaus'da ders vermiş olan Macar tasarımcı
ve deneysel film yapımcısı Moholy-Nagy oldu. 1938'den sonra bu enstitü
"School of Design" olarak varlığını sürdürdü.
Bauhaus
düşüncesinin baştan beri ütopist yanları vardı ve yüzyıl başından bu yana
Almanya'yı saran yaşamı yenileme düşünceleri doğrultusundaydı. "Bauhaus"
adıyla kapitalizm öncesi bir üretim biçimine, ortaçağ katedrallerinin
yapılması için oluşturulan taşçı loncalarına işaret edilmek isteniyordu.
O yıllarda katedralle çoğunlukla yeni bir topluluk düşüncesi simgeleşmişti.
1905'te Rilke, 'Hepimiz Zanaatçiyiz' adlı şiirini yazdı. Çalışma düzeninin
yeni biçimiyle yeni bir toplu yaşam özlemi birleştiriliyordu. Gropius
bu konuda şöyle diyordu: "Bireylerin kendi içlerine kapalı oluşunun
kırılmasından burada yeni bir birliktelik kurmayı hayal ediyorum(...).
Bauhaus üyeliğinin amacı, "yalnız lamba tasarımları yapmak değil,
yeni çevresi içinde yeni insanı oluşturacak topluluğun parçası olmak"
olmalıydı. Programda yer alan bu tür sözlerde dışavurumculuğun yeni insan
düşü ile 1918 Kasım Devrimi'nin umutları birleşiyordu. Mimar, bütünsel
sanatçı sayılıyordu, "birbirinden ayrılamıyan bütünsel yaşamın düzenleyicisiydi"
(Gropius). Mimarlık, yeni bir yaşam çevresinin (Bauhaus kuramcılarının
programına göre: "toplumsal bir ütopya"nın) tasarlanabilmesi
için tek tek tüm sanatların ve el becerilerinin biraya getirilmesi demekti.
1921'de,
Lothar Schreyer, Bauhaus'a geldikten sonra, sahne tasarımı öğretim ve
araştırma programının bir parçası oldu. "Sturm-Bühne"nin (Fırtına-sahne),
kurucularından olan Schreyer, Bauhaus'da "Sturm" çevresinin
dışavurumcu tiyatro geleneğini sürdürmeye çalıştı. Ama bu anlayışla kurumun
amaçlarına ters düşmüştü, bu da 1923'te uzaklaştırılmasına neden oldu.
Yerine
Oskar Schlemmer getirildi. Schlemmer, daha Stuttgart'ta bulunduğu sıralarda
tiyatro deneyleri yapmıştı. "Bauhaus'da sahne"yi bir tür tiyatro
laboratuvarına dönüştürdü ve (kuram ve uygulamada) sahnelemenin odak noktası
olarak insan ve mekân arasındaki ilişkinin (kuram ve uygulama alanında)
araştırılmasını temel aldı. Schlemmer, tiyatronun bir tür aritmetiğini
geliştirmeye çalışıyordu. İnsan vücudunun temel biçim ve ritm yapıları
ile bunların mekân içindeki koreografik olasılıklarından yola çıkıyordu.
Bauhaus
sahnesinin estetik alandaki tiyatro tartışmalarına getirdiği yeni ilke,
tiyatroyu mekân sorunu olarak görmek -ve araştırmak- olmuştur. Böylece
tiyatro çalışmaları Bauhaus tasarımına katılmıştı: "Mekân ve tasarımı
çerçevesinde, günümüzde oluşan yeni dünyaya bakışın biçimlenmesine yaratıcı
olarak katılacak"tı (Walter Gropius).
Burada
sahneyle ilgili çalışmalarda temel alınan, mimarların mekân anlayışıydı:
Mekân, "doğal", mekân olarak hazır bulunmaz, kendine özgü kurallarla
düzenlenen ve tasarlanan bir yaşama mekânı olarak kabul edilir, mekân
tasarımı insanla mekânın diyalektiğinden türetilir. Bauhaus'da uygulanan,
sahne yapısı ile sahnelemeyi bir mekân sorunu olarak değerlendirme biçimi,
Georg Fuchs'un soruna bakışından çok daha ileri gitmişti. Fuchs, benzer
sorunları algılama açısından temalaştıran rölyef-sahneyle ilgili tartışmaları
ortaya atmıştı.
1925'te
"Bauhaus Kitapları" dizisinde 4. cilt olarak yayımlanan "Bauhaus'da
Sahne"de, tiyatro çalışmalarının geniş yelpazesi belgeleniyordu.
Schlemmer'in ("İnsan ve Yapay Figür") ile Moholy-Nagy'nin denemelerinin
("Tiyatro, Sirk, Varyete") yanısıra, Macar Farkas Molnar'ın,
sahne mimarisinin sorunlarını ele alan "U-tiyatrosu" da yer
alıyordu bu kitapta.
Walter
Gropius, Bauhaus sahnesinin amacını şöyle anlatıyordu: "Sahne yapısı,
orkestral bir birim olarak mimari ile içten ilintilidir, her ikisi de
karşılıklı etkileşim içindedir. Nasıl bir yapıda, binanın daha yüksek
bir düzlemde bir bütün oluşturabilmesi için tüm öğeler kendi benliklerini
terk etmek zorundaysa, sahne yapısında da birçok sanatsal sorun daha üst
bir yaratılabilmesi için biraraya gelir.
Sahnenin
temelinde metafizik bir özlem yatar, yani duyularüstü bir idenin duyulara
uygulanmasına yardımcı olur. İzleyicinin ya da dinleyicinin ruhunu etkileyebilmesi,
idenin görsel ve işitsel açıdan algılanabilen bir mekâna dönüştürülmesine
bağlıdır (...)"
Tiyatronun,
kökeni olarak alınan dinsel törenler (kült ve ritüel) anlamında yenilenmesi,
Bauhaus'un tiyatro estetiği konusundaki görüşlerinin amacını oluşturuyordu.
Bauhaus programının bu boyutu, Bauhaus için tipik olan konstruktiv ve
işlevci düşüncenin ilkeleriyle çelişiyor gibi görünür. Bauhaus'un (özellikle
ilk dönemlerdeki) estetik görüşünü böyle bir konuma indirgeyecek olursak,
bu kuruluşun tarihsel yerini yeterince değerlendirmiş olmayız, ki onun
tarihteki yerini özellikle kuruluş yıllarının ateşli reform arzusu belirler
ve Bauhaus'un sanat anlayışının konstrüktivist bir dışavurumculuk olduğunu
gösterir.
Bauhaus
sahnesinin bir kurum olarak gelişmesini şöyle anlatır Hans Wingler: "Weimar'da
henüz çok derme-çatma olan sahne-atölyesi, Dessau'daki Bauhaus binasında
gerekli olan her şeye kavuşmuştu: 1926 sonlarında binanın tamamlanmasından
1929 sonbaharında Schlemmer'in ayrılmasına kadar geçen süre içinde teknik
ve sanatsal açıdan tüm görevlerini yerine getirebilecek düzeye gelmişti.
Bauhaus'un ürettiği sahne çalışmalarının etki alanı bu süre boyunca sürekli
büyümüştü. Almanya ve İsviçre'de birçok büyük kente yaptığı bir turne
çevreden gelen ilgi ve beğeniyle eleştirel yankının doruğunu oluşturmuştu.
Dessau'daki gelişim sürecinde program adım adım ayrımlaşmış, zenginleşmiş
ve genişletilmiştir. Ama gene de 1923-24 yıllarında Weimar'da oluşturulan
anlayış temelde, aynı kalmıştır." ("Bauhaus'da Sahne",
Yeni Bauhaus Kitapları, s. 6)
Haziran
1928'de Bauhaus-sahnesi, Essen'deki 2. Alman Dansçılar Kongresi'nde programını
sundu. Sahne- atölyesiyle birlikte Bauhaus'un sevilen gösterileri (kostüm
gösterileri, fener gösterileri) düzenlendi ve Bauhaus orkestrası da (Wingler:
"Yirmili yıllar Almanyasının gerçekten en ilginç caz topluluklarından
biri")gösterilere katıldı.
Schlemmer'in
öncelikle danstan türettiği figür tiyatrosu hiç kuşkusuz Bauhaus'un sahne
çalışmaların ağırlık noktasını oluşturuyordu. Onun yanısıra, başka deneysel
tiyatro çalışmaları girişimleri de olmuştur. 1923'te, Schlemmer'le birlikte
Macar Laszlo Moholy-Nagy de Bauhaus'a gelmiştir. Nagy, film ve fotoğraf
alanındaki deneysel çalışmaları yanısıra, tiyatro ile ilgileniyordu. Estetik
medyalardaki (film, fotoğraf ve tiyatro gibi) yeni görme alışkanlıklarının
araştırılması deneysel çalışmalarının merkezini oluşturuyordu. 1922'de,
"konstrüktivizm, görmenin sosyalizmidir" tezini savunmuştur.
Bu görüşe göre, konstrüktivizmin estetiği, özel bir önbilgisi olmadan
da her insanın anlayabileceği kurallar ve deneyim düzenlemesi üzerine
kuruluydu. Moholy, hepsi de deneysel filmde ve deneysel fotoğrafta denenmiş
olan ışık-hareket etmenlerini sahnelemede kullanan bir dizi sahne dekoru
tasarladı; böylece, Gropius'un temsil ettiği "tümel tiyatro"programına
uymuş oluyordu. Tümel tiyatroda "evrensel yönetmenin buyruğuda, ışık
ve mekânla ilgili zengin bir teknik donanım bulunmalıdır; ama bunlar o
denli esnek ve hareketli olmalıdır ki yönetmeni hiçbir biçimde bağlamasın
ve yönetmen tüm yaratıcı gücünü ortaya koyabilsin. (...) Tümel tiyatro,
mekânla ilgili tüm araçların hareketli olması demektir; böylelikle, izleyiciyi
düşünce uyuşukluğundan kurtaracak, ona yüklenecek, onu etkileyecek, oyuna
katılmaya zorlayacaktır.
1922'den
1925'e kadar Joseph Hartwig'le Kurt Schwerdfeger, "yansıtıcı ışık
oyunları" ile deneyler yaptılar. Soyut kinetik ve lüminaristik görüntülerle
ilgili denemeler yapıyorlar, bunları sahne üstü çalışmalarında değerlendiriyorlardı.
Bu çalışmaların çıkış noktası, (aynı Wassily Kandinsky'nin "renk
uyumları"nda olduğu gibi) "resimde, kendi aralarındaki ilişkilerle
belirli hareketler ve gerilimler yaratıyormuş izlenimi veren renkli alanların
gerçek hareketlere dönüştürülmesi" gereksinimiydi. Bu deneyler, Bauhaus'un
düzenlediği bir fener alayında gördükleri ve önceleri oyun gibi değişik
çeşitlemeleri denedikleri basit gölge oyunlarından etkilenmişti. Bu renkli-ışık
oyunları katı düzenleme kurallarına uyarak (müzikteki) "füg yapısı"
doğrultusunda bölümlenip, belirli renk konularına göre düzenlenmişti.
Filmlerin algılanmasındaki deneyimler işleniyordu (film, zaman içinde
düzenlenmiş bir ritmde hareket eden ışık olarak ele alınıyordu). Ludwig
Hirschfeld 1925'te şöyle diyordu: "Renklerin ışık oyunlarıyla yeni
bir sanat türüne yaklaştığımızı sanıyorduk; güçlü fiziksel-psişik etkisiyle
renk duyularına ve müzik yaşantısına bir heyecan katan bir sanat türüydü
bu. Renklerin ışık oyunları, renk ve biçim içgüdülerine olduğu gibi, duyguların
temeline etki yapıyordu; böylece, soyut resimler karşısında ve her yenilik
karşısında bir şey anlamadan durup bakanlara bir şeyler anlayabilmeleri
için bir köprü görevi yaptığımızı sanıyorduk.
Bunun
dışında, filmin bugünkü biçimi üzerinde de verimli etkimiz olmuştu. Hareket
ve reji öğeleri olarak kullanıldığında ve aralarında uyum sağlandığında
renklerin ışık oyunları sahne için önemli ve yeni etkiler yaratabilirdi.
Bunlar da sahne yapısına bir yandan çok basitleştirilmiş, öbür yandan
ayrımlaştırılmış bir tasarım olanağı sağlayabilirdi."
Schlemmer'le
birlikte çalışan ressam AIexander (Xanti) Schawinsky'nin (d. 1904, Basel)
deneyleri başka yöndeydi. Schawinsky, 1924-26 yıllarında öğrenci olarak,
1927'den 1929'a kadar da Bauhaus sahne atölyesinde asistan olarak çalışmıştı.
Schwerdtfeger'in "yansımalı ışık oyunları"ndan etkilenerek "spektodrama"yı
geliştirmişti. Koreografiye dayanan bu soyut sahne çalışmalarında, oyuncular/dansçılar,
basit biçimsel öğeler (çeşitli malzemelerden renkli üçgenler, küpler,
tekerlekler, şeritler, v.s.) kullanıyorlardı. Ayrıca, bir dizi skeç sahneye
koyuyordu (Sirk, Olga-Olga gibi). Schawinsky, çalışmalarını daha sonra
Amerika'da sürgünde sürdürdü; Black Mountain College'de (North Carolina),
bir tiyatro sınıfıyla birlikte spektrodrama'yı geliştirdi ve 1936-38 yıllarında
birçok oyun sahneledi.
Farkas
Molnar'ın "U-tiyatrosu", bilim-kurgu sahnelemelerindeki yapıları
andırıyordu: "Molnar, 12 x 12,6 x 12 ve 12 x 8 metrelik alanları
olan ve arka arkaya dizilmiş üç sahne, ayrıca, ortadaki sahnenin üzerinden
sarkacak bir dördüncü sahne planlıyordu. Birincisi, ön sahne gibi seyirciye
doğru uzanacak, böylelikle sahnede olup bitenler (dans ve akrobatik hareketler)
üç yandan görülebilecekti. İkinci sahne, birincisi gibi yükseklik, derinlik
ve boy bakımından değişken olacak, kabartma gibi gözükecek sahnelerde
kullanılacaktı (bunlar, bir perde arkasında gizli olarak üçüncü sahnede
hazırlanabilecekti). Üçüncü sahne, geleneksel 'kutu sahne' ilkelerine
göre düşünülmüştü. Molnar'ın teknik ustalığı her tür karmaşık sahne düzeninde
kendini gösteriyordu; örneğin, ön sahnelerin üzerinde yer alan ve insanların,
eşyaların aşağı indirilebilmesi için tasarlanmış içi boş bir silindir;
sahneler ile galeriler arasında uzanan köprüler, özel etmenler yaratabilmek
için kullanılacak asma zeminler ve donanımlar; hatta su aygıtları ile
bir koku yayıcı bile düşünülmüştü.
Kurt
Schmidt, özellikle tiyatroyu mekanikleştirmeye çalışmış, F. W. Bogler
ve Georg Teltscher'le birlikte "mekanik bale" (ilk kez, Bauhaus
haftası kapsamında, 1923'te Jena Devlet Tiyatrosu'nda) sahnelenmişti ve
kukla tiyatrosu için bir dizi tasarlamıştı.
Heinz
Loew, tiyatronun teknik gereçlerini araç olmaktan çıkaracak bir "mekanik
sahne modeli" tasarlamıştı. Loew bu konuda şöyle der: "Yanlış
bir inançla insanlar sahne üzerindeki her teknik olayı korkarak gizlemek
isterler, onun için de modern insana sahnenin arkası en ilginç gösteridir,
hele teknik ve makina çağında. Çoğu sahnede korkunç enerji harcayan dev
teknik aygıtlar vardır, ama izleyicilerin haberi bile yoktur bunlardan.
O halde, ileride amaç, oyuncularla eşdeğerde, bu teknik olanakları gizlemek
yerine, tam tersine, sergileyebilecek, başlı başına bir güzellik olarak
gösterebilecek yetenekte teknik personel geliştirmek olmalıdır.
Loew'ün
sahne modelinde, "düz bir çizgi üzerinde hareketsiz, dış merkezli
dinamik, saydam yüzeysel ve sabit plastik elemanların" hareket ettirilebilmesi
için iki yuvarlak levha ve üç raylı bir sistem öngörülüyordu.
Andreas
Weininger'in "küre tiyatrosu" ise, nerdeyse ütopik bir tasarım
modeliydi. Kapalı bir mekân olarak tasarlanmıştı: "Çevreli sahne,
mekân tiyatrosu, mekanik tiyatronun mekânıydı. Hareket: Mekân, cisim,
yüzey, çizgi, nokta; renk, ışık; ton, ses gibi tüm birincil araçların
çıkış noktası olarak düşünülüyordu, bunlar (mimarideki dural bireşimin
yerine) mekanik bir bireşimde birleştiriliyordu. Alışılmış tiyatronun
yerine, mimari mekân olarak küre. İzleyiciler, kürenin iç kenarında yeni
bir mekân ilişkisi içindeler; her şeye egemen bir konumda oldukları için
ve merkezkaç gücün etkisiyle yeni, psişik, görsel, işitsel bir ilişki
içindedirler: konzontrik, eksantrik, herhangi bir yönde, mekanik çevreli
sahne olaylarının yeni olasılıklarıyla karşı karşıya buluyorlardır kendilerini.
Mekanik tiyatro, görevlerini tümüyle yerine getirebilmek için, işlevsel
olmaya yardıma olan çok gelişmiş teknik araçlardan yararlanıyor. Amaç:
Yeni hareket ritmleri oluşturularak, insanlar, yeni bir gözle izleme yönünde
eğitiliyordu; temel gerekliliklere temel yanıtlar verilmek isteniyordu"
Walter
Gropius'un 1927'de Piscator tiyatrosu için tasarladığı "fümel tiyatro",
çeşitlemelere olanak tanıyan, duruma göre arena, ön sahne ya da üç bölümlü
derinlemesine bir sahnenin kurulabileceği, 2000 kişilik bir yapı modeliydi
ve Bauhaus'da geliştirilen, tiyatro mimarisi ile ilgili tüm düşüncelerin
bir birleşimi ve doruk noktasıydı.
Türkçesi:
Nilüfer KURUYAZICI
Özgün metin: M.Brauneck, "Theaterarbeit
am Bahuaus" ;Theater im 20 Jahrhundert, s. 225-232.
|