|
HALK TİYATROSU
NEDİR

A.
Metin Balay
|
|
Halk tiyatrosu kavramı
ülkemizde üzerinde çok tartışılmış olan kavramlardan biridir. Bu tartışmalarda
ortaya konan düşünceler pek çok bakımdan farklı olmalarına rağmen, aralarında
bazı ortak noktalar bulunduğu da gözlenmektedir.
Bu tartışmalarda öncelikle üzerinde durulan konu, halk tiyatrosunun seyircisi
sorunudur. Bir görüşe göre halk tiyatrosunu, “seyircisi halk olan tiyatro”
şeklinde tanımlamak gerekir. Ancak bu noktada bir tartışma ortaya çıkmaktadır:
Halk kimdir? Halkın belirli bir sınıf olmadığı üzerinde hemen herkes hemfikirdir.
Ancak, hangi sınıfların halk sayılabileceği konusunda tartışmalar vardır.
Bir görüşe göre halkı, “emekçi sınıflar” şeklinde tanımlamak doğrudur.
Bir başka görüşe göre ise, halk, tiyatroyu izlemeye gelen bütün kesimleri
kapsar ki, bunun da sosyal katmanlar ya da sınıflar açısından belirlenebilmesi
mümkün değildir. “Seyirci”yi halk olarak tarif eden bu yaklaşıma göre,
tanımlamada esas olan coğrafyadır. Yine coğrafyayı esas alan bir alt görüşe
göre, halk bir yörenin halkı demektir.
Üzerinde tartışılan bir başka konu ise, halk tiyatrosunun üreticisinin
kim olduğu konusudur. Bu konuda iki temel görüş vardır: Birinci görüşe
göre, halk tiyatrosu halkın kendi kendisi için ürettiği tiyatrodur. Yani,
başka bir deyişle, sadece bizzat halk tarafından üretilen tiyatro halk
tiyatrosu olarak tanımlanabilir. İkinci görüşe göre ise, halk tiyatrosunun
kimin tarafından üretildiğinin önemi yoktur, önemli olan seyircisinin
halk olup olmadığı ya da amacının halka yönelik olup olmadığıdır.
Bir başka tartışma konusu, halk tiyatrosunun amacının ne olduğudur. Bir
görüşe göre halkın durumunu yansıtmak olmalıdır bu amaç. Bir başka görüşe
göre, yansıtmak yetmez, değiştirmelidir bu durumu halk tiyatrosu. Üçüncü
bir görüşe göre ise, halk tiyatrosu ne halkın durumunu yansıtır, ne de
değiştirir, sadece daha katlanılabilir kılar.
En önemli tartışma konularından birisi halk tiyatrosunun biçimidir. Hemen
herkes halk tiyatrosunun “a ç ı k b i ç i m” olduğunu söylemesine rağmen
açık biçimden ne kastedildiği noktası tartışmalıdır. Bir görüşe göre,
halk tiyatrosundaki açık biçim oyunun oyunsallığının vurgulanmasıdır.
Bir başka görüşe göre halk tiyatrosunun açık biçimi, değişimine açık olması,
yani esnek yapılı olmasıdır. Bir üçüncü görüşe göre ise, seyircinin üretim
ya da izleme aşamalarında oyuna katılması anlamına gelmektedir, halk tiyatrosunun
açık biçimi.
Bu karmaşa, öncelikle farklı terimlerin ortaya atılmasına yol açmıştır:
“Halk Tiyatrosu, Halkın Tiyatrosu, Halkçı Tiyatro, Halk İçin Tiyatro,
Halka Dönük Tiyatro, Kamu Tiyatrosu, Popüler Tiyatro” gibi. Bunlar içinde
bir şekilde halk kavramının geçtiği terimlerdir. Bir de bunlardan ayrı
olarak, halk tiyatrosundan farklı oldukları genel olarak benimsenen ama
yine de zaman zaman onunla eşanlamlı olarak kullanılan başka terimler
daha vardır: “Sınıf Tiyatrosu, Propaganda Tiyatrosu, Toplumcu Tiyatro,
İşçi Tiyatrosu, Köylü Tiyatrosu, Politik Tiyatro, Devrimci Tiyatro.”
Bu karmaşanın doğmasındaki en önemli neden, halk tiyatrosu üzerindeki
tartışmaların, ülkemizde, toplumsal hareketliliğin arttığı zaman ve ortamlarda
yapılmış olmasıdır. Bu nedenle halk tiyatrosu kavramı üzerine görüş bildirenlerin
asıl amacı, tiyatroyu, artan toplumsal hareketliliğe aktif olarak sokmaktır.
Yani bir bakıma, tiyatroya doğası itibarıyla sahip olduğu görev dışında
yeni bir görev yükleme çabasıdır söz konusu olan. Her ne kadar bu görev
farklı görüş sahipleri tarafından salt eğiticilikten salt eğlendiriciliğe
kadar uzanan geniş bir yelpaze içine yerleştirilmiş olsa da, sonuçta bir
görevdir tiyatroya yüklenilmek istenen. Üstelik bu görev, tiyatronun kendi
alanı dışında bir görevdir. İşte bu görevci yaklaşım, halk tiyatrosu kavramının
bilimsel bir temel üzerinde tartışılmasını zorlaştırmaktır.
Halk tiyatrosu tartışmalarını bilimsellikten uzaklaştıran bir başka nokta
da, tarihsel perspektiften yoksun oluşlarıdır. Bu perspektif eksikliği,
kendi halk tiyatrosu geleneğimize yönelik çalışmalardan daha fazla, dünyadaki
halk tiyatrosu geleneğinin incelenmesine yönelik çalışmalarda göze çarpmaktadır.
Bu eksiklik, yukarıda sözü edilen görevci yaklaşımla da birleşince, batıdaki
bütün bir halk tiyatrosu tarihi “y o z 1 a ş m a” süreci olarak görülebilmektedir
(1). Üstelik burada kastedilen sanatsal değil, politik yozlaşmadır. Bu
durumda görevci beklentiler, halk tiyatrosunun tarihsel süreç içerisinde
kavranmasını olanaksız hale getirmekte ve böylece bilimsellikten uzaklaşılmaktadır.
Halk tiyatrosu tartışmalarının en büyük eksiklerinden birisi, b i ç i
m tartışmalarının eksikliğidir. Hemen hemen hiçbir görüş sahibi, ne ülkemizdeki
ne dünyadaki halk tiyatrosu örneklerinin biçimi üzerinde durmamıştır.
Özellikle ihmal edilmiş bir konu b i ç i m ile ö z arasındaki ilişkidir.
Biçimden söz edildiğinde hemen ele alınan konu, sergilenen mekânların
halk tiyatrosu için elverişli olup olmadığıdır. Oysa, sergileme biçimi
ve sergilenen öz arasındaki ilişkiden söz eden yoktur. Biçim tartışmalarının
eksikliği, halk tiyatrosu kavramı çevresindeki tartışmaları tiyatro sanatının
ilgisi ve bilgisi dışına taşırmaktadır. Sorun tiyatronun sorunu olmaktan
çıkmaktadır.
Özetlersek, halk tiyatrosu kavramı üzerine görüş bildirenler, bu konuya
görevci bir anlayışla yaklaşmışlar, tarihsel bakış açısını kullanmamışlar,
biçim ile öz arasındaki ilişki üzerinde yeterince durmamışlardır. Bu nedenlerle
tartışmalar sonuçsuz kalmış, hatta ilerleme sağlanabilmesi mümkün olmamıştır.
Öncelikle yapılması gereken, g ö r e v c i değil, o l g u l a r a dayalı
bir yaklaşımın uygulanmasıdır. Bu konuda, pozitivist yaklaşımı benimsemiş
olan Sosyal Antropolog George H. Lewis’in genel anlamıyla kültürü ele
aldığı, “The Sociology of Popular Culture” adlı uzun makalesi (2), popüler
kültür olgusunu tarihsel bir perspektif içinde incelenmesi bakımından
güçlü bir çıkış noktası oluşturacak niteliktedir.
Lewis’a göre günümüzde, birbirinden farklı üç kültür biçimi vardır. Bu
kültür biçimleri ve farklarını şöyle sıralamak mümkündür:
Folk Kültürü
l. Biçimi basittir.
2. Her türlü duyu ya da gelenek aracılığı ile doğrudan aktarılabilen ya
da iletilebilen yapıdadır.
3. Genellikle herkes için parasızdır.
4. Kişiden çok, kullanımı açısından grup mülkiyetindedir.
5. Anonimdir.
6. Bireysel olarak (dans dışında) sunulur.
7. İçinden çıktığı grubun değer yargılarını iletir ve içerir.
8. Bu ürünleri üreten ve tüketen arasında toplumsal statü farkı yoktur.
(Otantik olduğu zaman.)
9. Üreticiler ve sunucular amatördür.
10. Ürün tüketiciye dönüktür.
Popüler Kültür
-Kitle Kültürü-
1. Biçim olarak orta karmaşıklıktadır.
2. Aktarımı ya da iletimi, ortam ve teknoloji olarak dolaylıdır.
3. Oldukça ucuz fakat parayla elde edilir.
4. Copyright, patent ya da sahiplik yoluyla tüketime açıktır.
5. Bilinen bir kaynağı ya da yaratıcısı (üreticisi) vardır.
6. Standartlaştırılmış, yeniden biçimlendirilmiş ya da çoklaştırılmış
olarak gösterime sunulur.
7. Kültürel değerleri ve gelenekleri yeni formüller biçiminde yansıtır.
8. Üreten ile tüketen arasından toplumsal statü farkı vardır.
9. Üreticileri ve sunucuları profesyoneldir.
10. Ürün tüketiciye dönüktür.
Seçkin (Elit)
Kültür
1. Karmaşık bir biçimi ve beğenilmesinin estetik ölçütleri vardır.
2. Tüketicileri yüksek eğitimli kişilerdir, bu yüzden iletilebilme araçları
yapıtın kendisidir.
3. Ürün (yapıt) çok pahalı ve değerlidir.
4. Mülkiyeti sahipten sahibe geçebilir.
5. Bilinen ve ünlü bir yaratıcısı vardır.
6. Yaratıcı yetenekli ve beceriklidir. Özgün olarak yaratır.
7. İlk değerlendirilmesi, yine yüksek beğeni sahibi arkadaş grupları ya
da eleştirmen topluluğunca yapılır. Bu kültürde, ekoller ve küçük sanat
toplulukları bu yüzden oluşur.
8. Ürün (yapıt) bir düşünceyi vurgular. Kültürel ve geleneksel önyargılardan
bağımsızdır. Yenilikçidir.
9. Yaratıcıları profesyoneldir. Çoğu, sanatlarıyla geçinen sanatçılardır.
10. Ürün (yapıt), yaratıcının yaratım süreciyle oluşturduğu bir düşünsel
çaba ve yaratıcılıkla ortaya çıkmıştır ve ancak bu tür bir çabayı gösterenlere
dönüktür. Daha sonra “ürün” sanat piyasası aracılığı ile “yüksek” ve “zengin”
tüketiciye dönük olmaya başlayacaktır.
Bu sınıflama, kültüre sanki bir sanat ürünüymüş gibi yaklaştığı için bu
çalışmanın amacı açısından çok elverişlidir. Öte yandan ürünün bir meta
haline gelişinden sonrasına göz attığı için tarih içerisinde ve üretim
aşamasında bir sınırlılık getiriyor gibidir bu yaklaşım. Ancak olguya
sadece görünen yanıyla, ama derinlemesine bakması halk tiyatrosu tartışmalarına
ışık tutacak bir bakış açısı yaratmaktadır.
Lewis, yukarıdaki tanımlamanın tarihsel perspektif eksikliğini giderebilmek
için, popüler kültürün geçmesine de bakar. Bu bakıştan çıkardığı sonuç
şudur: Popüler kültür sınıflı toplum kadar eskidir. Aristoteles’ den bu
yana seçkin sanat yapıtlarıyla kitleye yönelik sanat yapıtları (ya da
kültür ürünleri) arasında bir ayrım yapıla gelmiştir. Ancak günümüzden
geçmişe doğru uzandıkça, bu kültür ayrımı giderek silikleşmekte daha çok
iç içe geçmektedir. Özellikle de folk kültürü ve popüler kültür neredeyse
bir ve aynı kültür biçimi haline gelmektedir. Seçkin kültürle popüler
kültür ve folk kültürü arasındaki farklılaşma da azalmakta, belirli bir
kültür ürünü toplumsal statü açısından farklı kesimlerden aynı beğeniyi
alabilmektedir. Bu üç kültür biçiminin, özellikle de popüler kültür ve
seçkin kültürün, belirgin bir biçimde ayrışmaya başlaması R ö n e s a
n s ile iyice hızlanmış, sanayi devrimiyle de doruğuna ulaşmış ve yukarıda
maddeler halinde sıralanan açık ve net şeklini almıştır.
Lewis’ın kültür alanındaki bu sınıflaması, biraz daha özelleştirilerek
tiyatroya uygulandığında, bir folk tiyatrosundan, bir p o p ü l e r -
k i t l e - t i y a t r o s undan ve bir de s e ç k i n (e 1 i t) t i
y a t r odan söz etmek mümkündür. Seçkin tiyatro, bu çalışmanın konusu
açısından bir kenara bırakılacak olursa, geriye folk tiyatrosu ve popüler
tiyatro gibi iki kavram kalır. Lewis’ın kültür için sıraladığı maddeleri
de bu bölümün başında sunulan halk tiyatrosu tartışmalarına ışık tutacak
şekilde birleştirip uyarlarsak, bu iki kavramı şu şekillerde tarif edebiliriz:
Folk Tiyatrosu, içinden çıktığı grubun değer yargılarını, duyu ve gelenek
aracılığı ile, basit bir biçimle yansıtan, topluca yaratılan, topluca
yeniden üretilen, topluca izlenen, toplumun mülkiyetinde olan, topluma
yönelik ve dolayısıyla sanatçıları amatör olan ve ücretsiz seyredilebilen
bir tiyatrodur.
Popüler Tiyatro ise, içinden çıktığı grubun değer yargılarını, dolaylı
bir ortam ve teknoloji ile yani, standartlaştırılmış ve orta karmaşıklıktaki
biçimlerle ileten, bireysel olarak yaratılan ve üretilen, tüketime de
sahiplik ile açılan ve dolayısıyla profesyonel oyuncular tarafından ücret
karşılığı (ancak ucuz) sunulan ama yine de topluma yönelik bir tiyatrodur.
Bu belirlemenin, sanayi devrimi sonrası, sanat ürününün kesinkes metalaştığı
bir dönemi esas aldığı ve öte yandan da tarihsel perspektife göre bu iki
kavramın geçmişe uzandıkça benzeşecekleri göz önüne alındığında yeni bir
halk tiyatrosu tanımı yapmak mümkün görünmektedir. Böyle birleştirici
bir tanım, halk tiyatrosu konusundaki kısır tartışmaları aşabilecek, olgulara
dayalı, tarihsel bir perspektife sahip ve biçimle öz arasındaki ilişkiyi
ele alan bir araştırmaya esas oluşturabilir. Bu Halk Tiyatrosu tanımı
şudur:
Halk Tiyatrosu, içinden çıktığı grubun ya da toplumun değer yargılarını
anlatır; bunu ya duyu ve gelenek aracılığı ile basit bir biçim kullanarak
yapar, ya da bunu yaparken dolaylı bir ortam ve teknolojiyle yeni, standartlaştırılmış
ve orta karmaşıklıktaki üsluplar kullanır; yaratımı ya yeniden üretimi
bireysel ya da topluca olabildiği için ücretsiz, ya da düşük bir ücret
karşılığı izlenebilir; sanatçıları amatör ya da profesyonel olabilir;
ancak kesinlikle topluma yöneliktir.
Tarihsel bir bakış açısıyla, biçim ile öz arasındaki ilişkiyi çözümleyebilmek
amacıyla ve görevci değil, yukarıdaki olgulara dayalı tanımı esas alarak
dünya tiyatro tarihine baktığımızda karşımıza şöyle bir resim çıkmaktadır:
Öncelikle halk tiyatrosunun kaynağı, tiyatronun kaynağı kadar eskidir.
Tragedya ve komedyanın doğuşundan çok önce var olan bu tiyatroyu, bir
görüşe göre, Aristoteles bile ayrı bir tür olarak tanımış ve tragedya
ve komedyadan ayrı bir yere koymuştur (3). İ.Ö. yedinci yüzyılda Yunanistan’daki
Dor kavimleri arasındaki dramatik etkinliklerle başlayan halk tiyatrosu,
yine İ.Ö. beşinci yüzyılda Sicilyalı Epicharmus’la İtalyan topraklarında
yeşermiştir. Bu ülkedeki gelişimi ile sırasıyla Phlyakes oyunları, Atellan
farsı, Roma mimusu (varlığını ortaçağın sonlarına kadar sürdürür), ortaçağın
gezginci soytarı-oyuncuları (ki bunlar da ortaçağın sonlarına doğru yeşermeye
başlayan dinsel dramın gelişmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır),
c o m m e d i a d e l l’ a r t e, opera komik, bale komik, fuar ve panayırlarda
gösterimler yapan, melodram ve vodviller oynayan gezginci tiyatro toplulukları,
öykü anlatıcılar ile Dario Fo’ya kadar uzanmıştır.
Bu resim, öz ile biçim arasındaki ilişkiyi açığa kavuşturacak şekilde
incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar çıkmaktadır.
I
ÖZÜ
VE YAŞAM KARŞISINDAKİ TUTUMU
Halk tiyatrosu, öncelikle
yaşama güleryüzle bakan bir tiyatrodur. Ancak bu güleryüzlü bakış, bir
yaşam felsefesi ya da yaşam dersi üretmek için kullanılan bir araç değil,
kendi başına bir amaçtır. Yaşamı düzeltilebilir ya da düzeltilmesi gereken
süreç olarak görmez. Gerçi yaşamın içinde kötü, bozuk bazı unsurlar olduğunu
görür. Ama bunlardan sadece gülümsemek için bir bahane olarak yararlanır.
Yaşam karşısındaki, belki de aşırı bu nesnel tavrı, ona kaçınılmaz olarak
ahlak-dışı ve dindışı kılar. Onun bu özelliği, tarih boyunca ahlaksızlık
ya da dinsizlik olarak algılanmıştır. Oysa halk tiyatrosu ahlaklı olmayı
savunmadığı gibi ahlaksızlığı da savunmaz; dinsel duyguları hedef almadığı
gibi, dinsizliği de hedef almaz. Ahlak normları ve dinsel inanışların
içindeki paradoksal olanlardan gülmece yaratır. Bunun en ilginç örneği,
Hıristiyanlığın doğuşu sırasında Roma mimusu tarafından yaşanmıştır. Roma
mimusu, Hıristiyanlığın doğuşu öncesinde p a g a n t a n r ı l a r ı n
ı oyunlarda b u r l e s k bir ruhla işleye gelmiştir: Hıristiyanlığın
doğuşu ile birlikte bu kez de Hıristiyanlık hicvedilmeye başlanmıştır.
Pagan tanrıların ve İsa’nın alaya alınması eşzamanlı olmuştur. Hemen kısa
bir süre sonra bu kez, Hıristiyanlığı ezmeye çalışan imparatorları alaya
almışlardır. Buradan çıkarak, halk tiyatrosunun esas olarak statükoya
ve kurumlaşmaya karşı olduğu söylenebilir. Halk tiyatrosunun tek amacının
yaşamı olduğu gibi resmetmek olduğu iddia edilebilir. Halk tiyatrosunda
insanlar, ne tragedyada olduğu gibi olduklarından daha iyi, ne de komedyada
olduğu gibi olduklarından daha kötü resmedilirler; iyilikleri ve kötülükleri,
hataları ve sevaplarıyla gösterilirler. Herhangi bir ders çıkarma amacı
gütmemesi, halk tiyatrosunu her olayın ve olgunun içindeki çelişkiyi aramaya
yöneltmiştir. Gerçi bu özellik, bütün dramatik etkinliklerde vardır. Ancak
diğer dramatik etkinlikler bu çelişkiyi, bir yargı ya da ders oluşturacak
şekilde çözümlemeye çalışırlarken, halk tiyatrosu bu çelişkiyi ya çözmez
ya da paradoksal bir sona ulaştırır. Fo’nun deyişiyle, “Habil katil değil,
kurbandır” (4). Halk tiyatrosuna, belki “her zaman m u h a l i f” bir
tiyatro demek doğru olacaktır.
Halk tiyatrosunun bu muhalif tutumu, politik olay ve kişilere de yöneliktir.
Her zaman iktidarda olanın, gücü elinde tutanın zaaflarını oyunlarına
gülmece yapmıştır. Yalnız bu konuda da amacı, din ve ahlak konularında
olduğu gibi, mevcut politika ve politikacılara alternatifler üretmek ya
da bunları kötüleyerek çökertmek değil, bu politika ve politikacıların
çelişkilerini yansıtarak gülmeyi sağlamaktır.
Bütün bunlardan sonra, halk tiyatrosunun çok y ı k ı c ı bir tiyatro olduğu
düşünülebilir. Oysa halk tiyatrosu, bu yıkıcı tutumuyla seyircisinde büyük
bir enerji üretmektedir; yığınları yüzyıllarca bu tiyatro geleneğine bağlayan
herhalde bu enerji olsa gerektir. Bu enerji düşünsel bir enerji değil,
içgüdüsel bir enerjidir. Bu içgüdüsel enerji, düşünsel ve duyusal bütün
kanallardan izleyiciye ulaşarak onda bir ö z g ü r l ü k r u h u yaratır;
halk tiyatrosunun en ayırt edici özelliği budur. Yaşam ve onun bütün olguları
karşısında tümüyle özgürlükçüdür halk tiyatrosu ve seyircisine de esas
olarak bu özgürlükçü ruhu akıtarak onda bir enerji oluşmasını sağlar.Yüzyıllar
içerisinde şekilden şekile girerek, pek çok başka dramatik etkinliğe kaynaklık
ederek günümüze kadar yaşayabilmesinin nedeni de bu özgürlükçü niteliğe
sahip olmasıdır.
II
BİÇİMİ
A. Genel Üslubu
Halk tiyatrosunun çağlar boyunca en temel üslubu gülmece olmuştur. Yaşam
karşısındaki güleryüzlü tavrının kaçınılmaz sonucudur bu. İlk olarak m
i t o l o j i k b u r 1 e s k şeklinde ortaya çıkmıştır. Mitolojiden alınma
kişi ve olayların gülmece amacıyla işlenmesidir, mitolojik burlesk. Bu
bağlamda Zeus, sevgilisi Alkemene’nin penceresine merdiven dayayıp girmeye
çalışırken, Herakles ise, bir tabak meyveyle Apollon’u kandırmaya çalışırken
gösterilmiştir. Yaşamı olduğu gibi resmetme özelliği, halk tiyatrosunda
günlük yaşamdan alınma sahnelere bol bol yer verilmesine yol açmıştır.
Günlük yaşamdan alınma olaylar, yalnız, kaba bir gerçekçilikle sunulmuşlardır.
Bu, zaman zaman bayağılık şeklinde algılanmıştır. Halk tiyatrosunun bayağı
olmadığı karşı görüşünü en iyi dile getiren Seneca’ dır:
“Aslında bu çağın düzeysizliğini aşağılamada mimus oyuncuları başarısız
oluyorlar. Sahnede gösterdiklerinden çok daha fazlasını da göstermiyorlar,
atlıyorlar. Çağımızda inanılmaz derecede o kadar çok bayağılık var ki,
mimus oyuncuları bunları görmezlikten geldikleri için suçlanabilirler
bile.”(5)
Bu kabalığı zenginliğe dönüştüren unsurların başında ise f a n t e z i
ve g r o t e s k gelir. Bu iki unsurun da kökeni, halk tiyatrosunun özgürlükçü
tutumunun üslup alanında ortaya çıkışından başka bir şey değildir. Grotesk,
izleyicinin düşünsel kilitlerini yarı ürkütücü, yarı komik yaklaşımıyla
açar ve buradan doğan enerji, fantezinin gösterdiği dünyalara doğru akar.
T a ş 1 a m a, halk tiyatrosunun politik niteliğinin arttığı dönemlerde
öne çıkan bir üslup özelliğidir. Taşlama, politik olmayan oyunlarda da,
diğer sosyal konulara yönelik olarak kullanılır. Taşlamanın da amacı yıkmak
ya da düzeltmek değildir; tek amaç, her zaman olduğu gibi, gülmece yaratmaktır.
Halk tiyatrosunun gülmece yaratma isteği ve isteğini eleştirel bir niteliğe
kavuşturmaması, bundan özellikle kaçınması bir eksikliğe, bir düzeysizliğe
yol açıyor gibi görünebilir. Halk tiyatrosu iğnesini olay ve kişilere,
şöyle yüzeyden bir dokundurup geçiyor gibi algılanabilir. Aslında olan
tam tersidir. Halk tiyatrosunun iğnesi hep derinlere kadar iner, ama bunu
sadece gülmece yaratmak için yapar, yoksa tiyatro ve eğlence dışı bir
amaca yönelmez. Ayrıca, böyle bir amaca yönelmemesi, derinlere inen iğnesini
korumak için içgüdüsel olarak geliştirilmiş bir kalkan olur sanki. Bu
kalkanın işe yaramadığı pek çok durum da vardır: Caligula’nın sahnede
yaktırdığı bir mimus oyuncusu, bunun en hazin örneklerinden biridir. Kısaca,
halk tiyatrosunun başka bir amaç gütmeden sadece gülmece yaratmaya çabalaması,
onun yaşamı olduğu gibi taklit etme özelliği ile birleşince daha iyi anlaşılır
olur. Amaç yaşamı düzeltmek değil, yaşamı olduğu gibi göstererek bir yaşam
enerjisi üretmektir.
Halk tiyatrosunun kökeninde de var olan, ama özellikle ortaçağda gelişen
bir başka üslup özelliği ise a n 1 a t ı’dır. Anlatı, genel olarak dramatik
biçimlerin hemen öncesinde gelen gelişmiş çizgisiyle ve malzemesiyle dramatik
biçimlerin oluşmasına katkıda bulunan bir ifade biçimidir. İlk olarak
Antik Yunan’da Homeros Destanları ve yerel efsaneler, söylene söylene
dramatik nitelik kazanmaya başlamışlardır. Bu gelişim çizgisi, özellikle
ortaçağda, İtalyan tiyatro geleneği içinde de görünür. Gezginci soytarı-oyuncuların
sunduğu destanlar, aşk şarkı ve şiirleri, tartışmayı esas alan karşılıklı
atışmalı şiirlere dönüşmüş, bu şiirlerde karakterlerin tek oyuncu tarafından
da olsa kişileştirilmeye başlanmasıyla anlatı, sadece söze ve ona eşlik
eden müziğe dayalı olmaktan çıkıp, m i m e t i k bir nitelik kazanmıştır.
Pek çok kültür ve özellikle İtalyan halk tiyatrosu geleneğinde bu niteliği
kazanmış olan anlatı, dramatik biçimlerin gelişmesiyle ortadan kalkmamış,
tersine, bağımsız varlığını sürdürerek ve dramatik olanın kazanımlarından
yararlanarak gelişmiştir. Ortaçağda gezginci soytarı-oyuncuların başlattığı
bu gelenek (giullari deniyor), daha sonra öykü anlatıcılar (fabulatore)
haline gelmiş, günümüze kadar ulaşmıştır.
B. Konu ve Temalar
Halk tiyatrosunun yaşamı olduğu gibi resmetme özelliğinden yola çıkarak
gündelik yaşamdan alınma sahnelere bol bol yer verdiği daha önce belirtilmişti.
Konular da, yine gündelik yaşamdan alınan konular olmaktadır. Belli başlıları,
evlilik, yeme- içme, cinsellik, aldatma, kurnazlık, para ile ilgili olanlarıdır.
İnsanın temel içgüdüleri olan, beslenme, korunma ve yaşamını sürdürme
içgüdülerini doyurmaya çalışması ve bu çabasında karşılaştığı bireysel
ve toplumsal engeller, yasaklar, tıkanıklıklar halk tiyatrosunun en temel
konuları olagelmiştir. Önde gelen temaları da, yine bu içgüdülerin yansımasından
başka bir şey değildir: Aşk, ölüm, açlık. Ayrıca savaş gibi, dinsel ya
da toplumsal olaylar, bu temaları en yoğun olarak birarada yaşatan olaylar
olması bakımından, her zaman halk tiyatrosunun ilgisini çekmiştir.
C. Olay ve Kişiler
Halk tiyatrosunun rağbet ettiği olay ve kişileri ele almadan önce belirtilmesi
gereken bir nokta vardır: Halk tiyatrosunda gerek olaylar, gerekse de
kişiler giderek standartlaşmış, hatta klişeleşmişlerdir. Halk tiyatrosunun
kullandığı olaylar ve bu olayları sergilemede kullandığı dolantılar, daha
Roma mimusu zamanında belirgin biçimler almaya başlamış ve bunlara o dönemde
“thrix” denmiştir. Bu dolantılar, commedia dell’arte’de oyuncunun bağımsız
ustalıkları haline dönüşünce adı “lazzo” olmuştur. Günümüzde ise daha
çok gag, ya da trick/trük adıyla bilinmektedir. Bu standart olayların
başında, evlilikte kocanın karısı tarafından aldatılması gelmektedir.
Beceriksiz âşıkların sevgililerine ulaşmada gösterdikleri başarısız çabalar
bir diğer standart olaylar dizisidir. Erkeklikleri ile öğünenlerin aracılar
kullanarak güzel kadınları baştan çıkarmaya çalışmaları ve bunda başarısız
olmaları, zaman zaman başarılı olsalar bile sonuçta komik duruma düşmeleri,
dolantı sonucu, iddia ettikleri niteliklerin kendilerine ait olmadığının
ortaya çıkması, önemli standart olaylar arasında yer alır.
Bütün bu ve benzeri standart olaylar klişeleşmiş rol kişileriyle karşımıza
gelir. En çok kullanılanların başında, yaşlı koca ile genç ve güzel karısı
vardır. Doğal olanın sosyal olaylar ile böyle çarpıtılması, halk tiyatrosu
için ölümsüz olaylar ve kişiler yaratmıştır. Genellikle yaşlı koca, üçüncü
kişilerin (arabulucu kadın, köle, uşak, vb.) yardımıyla uzaklaştırılır;
böylece genç karısı âşığıyla buluşur. Her şeye rağmen, genç kadın kendine
yönelen erkeği reddeder. Ya da buluşmasına rağmen bu buluşma kadının düş
kırıklığı, erkeğin beceriksizliği ile sonuçlanır. Yaşlı koca ve genç karısı
ikilisi o kadar sevilmiştir ki, Nicoll’ün gösterdiği gibi (6), ortaçağ
dinsel dramlarında Meryem-Yusuf ikilisi ve Meryem’in Tanrıdan hamile kalması
bile bu şekilde işlenmiştir.
Standart kişiler arasında en eskisi, yaşlı ve arabulucu kadındır. Bu yaşlı
kadın, geveze, dedikoducu, kurduğu dolantılarla olmazı olur yapan, güngörmüş
kadın tipidir. Dor mimusu ile başlayan öyküsü, Atellan farsı ve Roma mimusu
ile yine ortaçağdaki dinsel dramlarda Nuh’un gemiye binmemekte direnen
karısı şekline bürünmüştür (En ilginç olanı, Nuh’un karısından kutsal
kitapta hiç söz edilmemesidir). Commedia dell’arte ile daha sonraları
hizmetçi kadın ya da dadı haline gelen bu tip, günümüze kadar varlığını
sürdürmüştür.
Kaynağını Dor mimusu’ndan alan bir başka klişe rol kişisi, dolandırıcı
doktor’dur. İlkel büyücünün bir tür parodisi olan bu tip, halk tiyatrosundaki
yaşam-ölüm temalarının işlenebilmesine olanak tanıyan en önemli tiptir.
Kurnazlık ve aldatmalar, en çok onun aracılığı ile ortaya çıkar. C o m
m e d i a d e 11’ a r t e ile birlikte tıp doktorluğunun yanı sıra hukuk
doktorluğunu da kişiliğine alıp, giderek bir “sahte aydın” niteliğine
bürünmüştür. Commedia dell’arte’ye kadar, kurduğu kumpaslardan sıyrılmayı
becermiş, bundan sonra bunu becerememeye başlamıştır.
Kökeni, İtalyanların ilk halk tiyatrosu yazarı diyebileceğimiz Epicharmus’a
kadar uzanan P a l a v r a c ı a s k e r (Milos Glorisius) de, bir başka
klişe rol kişisidir. Cesur ve başarılı bir asker olduğunu iddia eder.
Oysa, dolantılar sonucu ya beceriksiz ya da korkak olduğu ortaya çıkar.
Zaman zaman âşık rollerine de soyunur. Bunda da pek başarılı olamaz. Roma
mimusun’da imparatorluğun en önemli gücü olan askerleri taşlamada çok
kullanılmış, commedia dell’arte’de ise; halkın İtalya’yı istila eden İspanyol
askerlerine karşı duyduğu olumsuz duyguları yansıttığı bir tip olmuştur.
Daha sonraları askerlik niteliğinden arınmaya başlamış, daha çok cesur
olduğunu iddia eden palavracı tipine dönüşmüştür.
Halk tiyatrosunun rol kişileri arasında en eskisi sarhoş’tur. Dor mimusu’nun
en eski örneklerinde gördüğümüz bu rol kişisi, Dionizyak Bereket Törenlerinin
kalıntısından başka bir şey değildir. Halk tiyatrosunun gelişimi boyunca
da paradoksal olanı ortaya çıkarmakta sık sık kullanılmıştır. Asıl işlevi,
kaynağı olan bereket törenlerindeki kutlama havasını oluşturmasındadır.
Ayrıca, pek çok klişe rol kişisi de sarhoşlatılarak sahneye getirilmiş
ve böylece dolantıların karmaşıklaşması, aykırı olanın ortaya çıkarılması
sağlanmıştır.
Halk tiyatrosunun klişe kişileri arasında doğal özür ya da doğal özellik
taşıyanlar önemli bir yer tutar. Bunların başında ikizler gelir. İlkel
toplumlarda, ikizler doğal özürlüler ile birlikte b ü y ü l ü olarak kabul
edilmişlerdir. Onların bu niteliklerinde fantastik bir yan bulan halk
tiyatrosu, özellikle ikizleri bol bol kullanmış, ikizler sayesinde dolantıyı
katlayarak büyütme şansını bulmuştur. Kılık değiştirerek tek kişiyi iki
kişi gibi göstermeye çalışma da başvurulan dolantı türlerinden biridir.
Kaynağı Amphytrion efsanesine kadar gider. Kambur, topal ve yarım akıllılar
da halk tiyatrosunun sık sık kullandığı figürlerdir. Özellikle fiziksel
özürler, groteski kurmakta kullanılmıştır. Yarım akıllılar ya da öyleymiş
gibi yapanlar, aykırı düşüncenin oluşturulması için değerlendirilmiştir.
Bunun en iyi örneği, ortaçağ soytarısıdır. Söylediklerinin bir düşünce
ürünü gibi görünmesine rağmen, rastlantısal oluşu (veya rastlantısalmış
gibi gösterilmesi) halk tiyatrosunun derinlere inen iğnesinin en etkili
yansımasıdır.
İğneleme, asıl köle ya da uşak tiplerinde ortaya çıkar. Nasıl yarım akıllılar
doğal kastın dışındaysa; köle ve uşaklar da sosyal kastın dışında kaldıkları
için (ya da bu kastın en altında oldukları) aykırı olanı sergilemekte
işe yararlar. Köle ve uşaklar halk tiyatrosunun en önemli tipleridir.
Birbirlerinden çok farklı özellikler taşırlar. Bunları, esas olarak üç
grupta toplamak mümkündür. Birinci grup aptallardır. Bunlar yukarıda sözü
edilen yarım akıllılara yaklaşırlar. Onlardan tek farkları, doğal özürleri
olmamalarıdır: Paradoksal olanın ortaya çıkmasını bilmeden gerçekleştirirler;
ya da buna bilmeden yardımcı olurlar. Amaçları başka, yol açtıkları sonuç
başkadır. Akıllılar ise iki türlü olur. Birinci akıllı grup aynı zamanda
iyi yüreklidir; gerçi somut bir karşılığı olmadan hiçbir dolantıyı kurgulamazlar,
ama kurguladıkları dolantı sırasında karşılığını almadan yaptıkları iyilikler
de vardır. İkinci tür akıllılar, kötücüldürler; zaman zaman hiçbir somut
karşılık almasalar bile, sadece insanları zor duruma düşürmekten aldıkları
haince zevk yüzünden dolantılar kurgular ve olaylara müdahale ederler.
Bu grupta şeytani bir yan vardır ki, bir görüşe göre, bu yan özellik ortaçağ
dinsel dramlarındaki şeytan tiplerinden kalmadır. Halk tiyatrosundaki
groteski oluşturan bir başka öğe de, bu şeytani uşak ve kölelerdir. Bunların
ortak özellikleri, sürekli bir açlık içinde olmalarıdır; ve hepsi de son
derece gururludur.
Ortaçağ romanlarının bir kalıntısı olarak halk tiyatrosuna giren ve commedia
dell’arte ile günümüze kadar uzanan diğer klişe rol kişileri ise genç
âşıklardır. Bunlar daha çok duygusal bir tonda işlenmişlerdir. Genel olarak
birbirlerinden ayrı düşmüşlerdir ve oyunun sonunda birleşirler. Bunlar,
halk tiyatrosu geleneği içerisinde hiçbir zaman asal tipler olarak görülmemişlerdir.
Ana işlevleri, yaşamın duygusal yanının oyunlara yansıtılmasıdır.
Bunların dışında köylüler, balıkçılar, zanaatkârlar, değişik meslek sahipleri
dönemlere göre, halk tiyatrosunun yaşamı olduğu gibi resmetme özelliğinin
sonucu olarak sahneye getirilmiş tiplerdir.
D. Dil ve Metnin
Diğer Özellikleri
Halk tiyatrosunda dil özel bir yer tutar; zekice ama basit buluşlarla
doludur. Atasözleri, bilmeceler, parodiler, söz oyunları, uzun sözcükler
yaratma, ön ve son eklerle oynayarak sözcükler türetme, isimlerle yapılan
oyunlar, uzun uzun sıralanan yiyecek, içecek listeleri gülmeceyi kurmada
en çok kullanılan dil ustalıklarıdır. Diyalogların ritmi de gülmecenin
oluşmasında önemli bir öğedir. Önemli bir başka özellik ise, lehçe ve
jargon kullanımıdır. Rol kişileri, kökenlerine ya da mesleklerine göre
ayrı lehçe ve jargon kullanırlar. Bütün bunların sonucunda, halk tiyatrosu
da herhangi bir sanat yapıtı gibi, konuşma dilinden farklı, kendine özgü,
sentetik bir dil oluşturur. Bu dil, ya çok basit ya da az karmaşıktır.
Nicoll bu dile, “Gündelik yaşamın kaba şiiri,” (7) diyor. Dil, dönem dönem
halk tiyatrosu için yazan entellektüellerin elinde bir parça sanatlaşmıştır.
Yine dönem dönem, halk tiyatrosu kendi çağının veya geçmiş çağların sanat
ürünlerini, kendi oyun yapısı ve repertuarı içine almıştır. Commedia dell’arte
oyuncularının Dante ve Boccacio’dan dizeler ve hatta bölümler kullandıkları
bilinmektedir. Ancak bunlar, halk tiyatrosunun dilini anlaşılmaz (ya da
özel bir entellektüel çabayla anlaşılır) hale getirmemiş, sadece zenginleştirmiştir.
Halk tiyatrosu metinlerinin çok önemli bir farklı özelliği, genel olarak
kısa olmalarıdır. Özellikle ilk halk tiyatrosu örneklerinde (Dor mimusu,
Atellan farsı, Phlyakes oyunları), tek bir durum üzerine kurulu, belli
bir tema üzerinde çeşitlemelerin yapılmadığı oyunlar bulunmaktadır. Daha
sonra, halk tiyatrosunun diğer tiyatro biçimlerine üstünlük kazandığı
dönemlerde, yine tek bir durumdan çıkan, ancak aynı tema üzerinde çeşitlemeler
yapmaya olanak tanıyan dolantılı oyunlar gelişmeye başlamıştır. Başlangıçta
halk tiyatrosunun oyunları, daha büyük eğlencelerin içinde ara oyun, ya
da en sonda son oyun olarak sergilenmişler, toplumlarının egemen eğlence
biçimi haline geldiklerinde ise süreleri uzamış ve dolantıları karmaşıklaşmıştır.
Bu karmaşıklaşma, ilk başlardaki kısa oyunlarda yer alan tek durumun yarattığı
basit dolantıların iç içe geçirilmesinden oluşur. Şöyle ki, yaşlı kocasını
âşığıyla aldatan genç kadın dolantısı, kadının âşığının palavracı asker,
kocasının da sahte doktor yapılmasıyla bütün bu rol kişilerinin dağarlarındaki
dolantı şablonlarının iç içe girerek gelişmesine yol açacak bir niteliğe
kavuşur. Halk tiyatrosu metinlerinin esnek yapısı bu özelliği nedeniyledir.
Tek tek ve basit durumlar içinde ayrı ayrı repertuarlarını oluşturan klişe
tiplerin, sadece süreyi uzatma kaygısıyla biraraya getirilmeleri, bu şablonların
aritmetik bir doğurganlıkla artmasına yol açmıştır. Bunun bir başka sonucu,
sentetik yapıların ortaya çıkmasıdır. Oyunlar birbirlerine çok benzemelerine
rağmen, küçük farklarla birbirinden ayrılırlar ve sanki sonsuz sayıda
farklılıklarla ayrıştırılabilecek, farklılaştırılabilecek gibi görünürler.
Bu esneklikleri dolayısıyla halk tiyatrosu metinleri sürekli olarak taslak
halindedirler ve yazıya geçirilmemişlerdir. Tabii ki, bütün bu çalışmalara
kaynaklık eden metinler vardır; ancak bunların sayısı, geçirilmeyenlerin
yanında çok azdır. Ayrıca, gerek önceden yazılarak sonradan sahneye çıkarılmış,
gerekse de oynadıktan sonra rastlantısal olarak veya meraklıları tarafından
yazıya geçirilmiş olan metinlerin, sahnedeki her oynanışında değişikliğe
uğradığı bilinmektedir. Metinlerdeki bu doğaçlama niteliği, aslında o
anda keşfedilmekten çok, seyircinin mevcudiyetini dikkate alarak olası
şablonlar arasında yapılan kaydırmalardır. Yazıya geçirilmeyişinin, geçirilemeyişinin
nedeni de budur. Her oynanışın metni, küçük farklılıklardan da oluşsa,
ayrı bir metindir.
E. Oynanış
Halk tiyatrosunun buraya kadar sıralanan bütün özellik ve niteliklerinden
de önemlisi, bir o y u n c u t i y a t r o s u olmasıdır. Halk tiyatrosunun
oyun metnini oluşturan zaten oyuncu ve oyunculardır. Kendi metnini oluşturan
yazar-oyuncu, özellikle İtalyan halk tiyatrosu geleneğinin en önemli özelliğidir.
Epicharmus’la başlayan bu gelenek, bir Atellan farsı oyuncusu olan Plautus’la
sürmüş, II Ruzzante, De Filippo ile Dario Fo’ya kadar gelmiştir.
Oyuncunun asıl önemi oyunculuk becerilerinden kaynaklanmaktadır. Halk
tiyatrosu oyuncusu, akrobasi yapar, dans eder, şarkı söyler, maskeli ya
da maskesiz oynayabilir, kukla oynatır, jonglörlük yapar; gözbağcılık
yapar, hayvanlarla çeşitli oyunlar sunmada ustalık gösterir. Halk tiyatrosunun
fanteziye dayalı olması, en çok oyunculukta ortaya çıkar. Oyuncunun düş
gücü gerek metindeki, gerekse de oynanıştaki yaratıcılığın tek kaynağıdır.
Oyuncu, yaşamı boyunca tek bir rol oynar. Kendine, bu role ilişkin bir
repertuar kurar. Bu repertuar, çeşitli sahne, şablon ve ustalıkları içerir;
oyuncu ustalaştıkça repertuar gittikçe gelişir. Örneğin, commedia dell’arte’deki
âşık genç kız rolünün yaratıcısı ünlü Gelosi Topluluğunun kurucu ailesinden,
anne İsabella Andreini’dir; bu rol, onun, ardından İsabella rolü adını
almıştır. Aynı aileden oğul Andreini, akrobasi yeteneğini geliştirip Arlecchino
rolüne katmıştır. Daha önceleri sadece şeytani bir soytarı olan Arlecchino,
Andreini’den sonra kedi gibi çevik bir tip olmuştur. Bu, ilk bakışta son
derece sınırlandırıcı gibi gelen, yaşam boyunca tek rol oynamanın, aslında
ne denli yaratıcı kılınabileceğinin güzel bir örneğidir. Aynı klişe rol
kişilerini oynayan farklı oyuncuların bu rol kişilerini yorumlayış biçimleri
birbirlerinden çok farklıdır; oyuncular, kişisel ustalıklarını birbirlerinden
gizleme gereğini hep duymuşlardır. Klişe rol kişileri, oyuncular için
varılması gereken nokta değil, sadece birer çıkış noktalarıdır.
Bu oyunların sergilendikleri mekânlar da oldukça çeşitlidir. Özellikle
açık havada sergilenirler; ancak, salonlara girmeyi de reddetmezler. Pazar
yerlerinde, fuarlarda, panayırlarda, kendi çağlarının açık ya da kapalı
tiyatro mekânlarında, konakların ya da şatoların bahçelerinde ya da salonlarında
sergilenebilirler. Ama dönüp dolaşıp geldikleri yerler, hep pazaryerleri
ve sokaklardır.
Dinsel-büyüsel törenlerden kaynaklandıkları için genel olarak kutlamalarda,
ama çoğunlukla tören kapsamı dışında ve her zaman eğlence amacıyla sergilenirler.
Oyuncuları çoğunlukla profesyoneldir. Yarı-profesyonel dönemleri olmuşsa
da, halk tiyatrosunun en parlak çağları, profesyonel oyuncular tarafından
sergilendiği zamanlarda yaşanmış, ona en fazla katkıda bulunanlar, onu
en fazla geliştirenler profesyonel oyuncular olmuşlardır. Parlak dönemlerinde
erkek oyuncuların yanı sıra profesyonel kadın oyuncuların da bulunması,
halk tiyatrosunu diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden biridir.
Halk tiyatrosunun kaynağı olan Dor mimusu ile birlikte kadın oyuncu sahneye
adımı atmış ve birkaç sıkı baskı dönemi dışında, günümüze kadar erkek
rol arkadaşıyla birlikte aynı sahneyi paylaşmayı sürdürmüşlerdir.
Halk tiyatrosunun en önemli bir başka özelliği de, oyunlarının g e z g
i n c i t o p 1 u 1 u k 1 a r tarafından sergilenmesidir. Gezgincilik,
halk tiyatrosunun özgürlükçü ruhunun ve profesyonelliğinin kaçınılmaz
sonucudur. Gerçi zaman zaman yerleşikleştiği, yardım alabilmek için bir
yere sığındığı olmuştur; ancak halk tiyatrosu eninde sonunda sokağa dönmek
zorunda kaldığı için gezginciliğini hep sürdürmüştür. Bu, aynı zamanda
onun esnekliğinin, kıvraklığının da bir garantisi olmuştur.
Özetleyecek olursak, “Halk Tiyatrosu”, özü bakımından yaşama güleryüzle
bakan, yaşamı düzeltmek gibi bir amaç gütmeyen, din-dışı, ahlak-dışı olayları
sergileyen, yaşamı olduğu gibi resmeden özgürlükçü bir tiyatrodur. Üslubunda
gülmeceyi esas alır, kaba bir gerçekçiliği vardır, grotesk ve fantezi
kullanır, taşlama yapar. Anlatı önemli bir üslup özelliğidir. Konuları
ve temalarını yaşamın temel içgüdülerinden alır; bunları klişeleşmiş olaylar
ve kişilerle işler. Yaşamın kaba şiirini dili yapmıştır; oyunları kısadır
ve yazıya genellikle geçirilmemiştir. Sunuluşunda oyuncuya dayanır. Oyuncunun
tiyatrosu olan halk tiyatrosu, özgürlükçü özelliğini sunuluşundaki çeşitliliğe
de yansıtır.
Tarihsel bir bakış açısıyla oluşturulmaya çalışılan halk tiyatrosu kavramının,
çıkış noktası olarak alınan Lewis’ın modelinden oluşturulan ön tanımlamayla
da uyuştuğu görülür: Halk tiyatrosu da içinden çıktığı grubun ya da toplumun
değer yargılarını anlatmaktadır; fakat tek farkla. Bu değer yargılarını
doğrulamak ya da yalanlamak gibi bir savı yoktur, sadece dile getirerek
eğlence üretir. Bunu, geleneklerinden aldığı basit biçimler, aracılığı
ile yapar. Üslubu standartlaşmış ve orta karmaşıklıktadır. Basit bir teknoloji
gerektirir. Üretimi ve yaratımı zaman zaman bireysel, zaman zaman da topluca
olmuştur. Genellikle düşük ücretle izlenir. Oyuncuları genellikle profesyoneldir,
amatör olduğu dönemler de olmuştur ve kesinlikle topluma yönelik bir tiyatrodur.
NOTLAR
(1) NUTKU, Özdemir,
“Tarihsel Gelişimi İçinde Halk Tiyatrosu”, Forum, 20 (348), 1.10.68, Ankara,
s. 17-18
(2) Lewis, George H., “The Sociology of Popular Culture”, Current Sociology,
ISA, Vol. 26, No. 3, Winter-1978
(3) Nicoll, Allardyce, “Masks Mimes and Miracles”, Studies in the Popular
Theater, Cooper Square Publishers, Inc, New York, 1963, s.78
(4) Fo, Dario, Poer Nano, edizioni Ottaviano, Milano, 1976, s. 5
(5) Nicoll, Allardyce, Masks Mimes and Miracles, Studies in the Popular
Theater, Cooper Square Publisher, Inc., NewYork, 1963, s. 124.
(6) Nicoll, Allardyce, Masks, Mimes and Miracles, Studies in the Popular
Theater, Cooper Square Publishers, Inc., New York, 1963, s. 183.
(7) Nicoll, Allardyce, Masks Mimes and Miracles, Studies in the Popular
Theater, Cooper Square Publishers, Inc., New York, 1963, s. 52
A.
Metin Balay'ın "Halk Tiyatrosu ve Dario Fo" adlı çalışmasından
alınmıştır. Mitos Boyut Yay., I. Basım 1995, İstanbul
|