Taziye ne ölçüde Yunan tragedyasına benzer, ne ölçüde ondan değişiktir? Temmuz 1977'de Atina'da toplanan Uluslararası Kongre'nin konusu Yunan tragedyasıydı. Bu kongreye sunduğum uzun bildiride(2) Taziye ile Yunan tragedyasını gerek kökenleri ve oluşumu, gerekse dramatik yapısı ve tekniği açısından ayrıntılı karşılaştırmıştım. Bu bildiri henüz yayımlanmadı ancak Yunanca'ya çevrilip resimli olarak THEATRO dergisinde yayımlandı. Çok ayrıntılı ve uzun bu karşılaştırmaya burada yeniden dönecek değilim, ancak iki dram arasındaki bir iki önemli noktaya kısaca değinmek isterim. En önemlisi trajik tersinleme (tragic irony) bakımındandır. Her iki dramın seyircisi olaylar dizisini, öyküyü çok iyi bilirler. Ancak Yunan tragedya kahramanının yazgısını bilmemesine karşın, Taziye kahramanının alın yazısının, sonunun üzerine ön bilgisi vardır. Başta eksen kişi Hazret-i Hüseyin olmak üzere tüm kahramanlar ne zaman, nasıl öleceklerini ya da sonlarının ne olacağını bilirler. Her iki dramda da insan yazgısı önemlidir. Gerçi çektikleri onları yüceltirse de Yunan tragedya kahramanında insan, ne denli soylu, yüceltilmiş olursa olsun, Tanrıların istemine karşı eylemleri için cezalanacaklardır. Oysa Taziye'de Hazret-i Hüseyin, Tanrının istemine karşı çıkmaz, öyle ki Tanrının isteğini yerine getirmek uğruna, utkuya sırtını çevirir. Hazret-i Hüseyin ve yandaşları Tanrının değil insanoğlunun istemine başkaldırır.
Şimdi buradan tragedya
ya da söylence kahramanının nitelikleri bakımından Taziye'yi incelemeye
geçelim. Taziye'nin eksen kişisi Hazret-i Hüseyin'dir. Ancak binleri bulan
Taziye metinlerinde başka eksen kişiler de yer alır; Adem, Musa, Yusuf,
İbrahim, İsa, Nuh, Mansur'il-Hallaç, Timurlenk ve başkaları. Kimi Taziye'de
Hazret-i Hüseyin hiç gözükmez, ancak tüm Taziyeler dolaylı da olsa gene
Hazret-i Hüseyin'in ekseninde gelişir, yan olay ve yan kahramanlar hep
onun kişiliğine yöneliktir, anıştırmalar, anımsatmalar, çağrışımlar, vurgulamalar,
karşılaştırmalarla hep onun kişiliği vurgulanır. Ridgeway'in kahraman
konusunda Osiris ile Hazret-i Hüseyin arasındaki ortak noktaları belirleyişini
bir yazımda özetlemiştim.(3) burada Lord Raglan'ın(4) söylence kahramanında
bulunduğu 22 nitelik bakımından Hazret-i Hüseyin'i inceleyeceğiz. Bu yirmi
iki nitelik ya da olguyu Raglan üç ana kümeye ayırıyor; Kahramanın doğumuyla
ilintili olanlar, kahramanın hükümdarlığı ele geçirişi ya da tahta geçişiyle
ilgili olanlar ve bir de ölümüyle ilgili olanlar.(5) Bunlar insanoğlunun
doğum, eriştirme ve ölüm gibi geçiş törenleri (rites de passage) olarak
da görülebilir. Raglan bu 22 niteliğin tümünü kişiliğinde gösteren hiçbir
kahraman bulamamıştır. En yüksek sayıya Kral Oedipus 21 ile ulaşmakta,
onu yirmiyle Theseus izlemektedir. Raglan, Yunan ve Roma, Tevrat, Cava,
Kuzey Avrupa ve Kelt, Mısır ve İngiliz söylence kahramanlarıyla bu nitelikleri
örneklemiş olmakla birlikte Hazret-i Hüseyin'i ele almamıştır. İşte bu
yazıda Raglan'ın yirmi iki niteliğini Hazret-i Hüseyin'e uygulayacağız.
Sonucu hemen belirtelim; Sözlü geleneklerin yardımıyla Hazret-i Hüseyin
de yüksek bir sayıya ulaşmakta, yirmi iki üzerinden 18 niteliği kişiliğinde
toplamaktadır. Lord Raglan'ın bu 22 niteliği şunlardır:(6) 1. Kahramanın annesi hükümdarlık ailesinden
bir bakiredir; 2. Babası bir kral, bir hükümdardır; 3. Babasıyla annesi
arasında yakın hısımlık bağı vardır; 4. Kahramanın ana rahmine düşüşü
olağandışı koşullardadır; 5. Tanrının oğlu olarak ün yapmıştır; 6. Doğumunda
genellikle annesinin en yakınlarından biri (annesinin babası) onu öldürmeye
kalkışır; 7. Ama gizlice kaçırılır, saklanır, götürülür; 8. Uzak bir ülkede
üvey ana babalarca büyütülür; 9. Çocukluğu üzerine bilgimiz yoktur; 10.
Yetişkin olduktan sonra hükümdar olacağı ülkeye döner ya da gider; 11.
Bir kral, bir dev, bir ejderha ya da vahşi bir hayvanı yener, utkuya erişir;
12. Bu utkudan sonra bir hükümdar ailesinden bir kızla, genellikle yerini
alacağı önemli kişinin kızıyla evlenir; 13. Hükümdar olur; 14. Bir süre
olaysız hüküm sürer; 15. Yasalar getirir, kor; 16. Daha sonra ya tanrıların
ya da halkının gözünden düşer; 17. Tahtından indirilir ve kentten sürülür;
18. Yazgısındaki ölümle karşılaşır; 19. Ölümü genellikle bir dağın tepesinde
olur; 20. Çocukları, varsa, onun yerini almazlar; 21. Cesedi gömülmez;
22. Ama onun için bir ya da daha çok kutsal gömüt, kabir, yatır yapılır.
İlerde Hazret-i Hüseyin'inkilerle karşılaştırmak için Raglan'ın verdiği
örnekleri sayısal olarak bu nitelikleri nasıl değerlendirdiğini görelim.
Yunan ve Roma kahramanları: Romulus 18. Herakles 17. Perseus 18. Jason
15. Belleophon 16. Pelops 13. Asklepios 12. Dionisos 19. Apollo 11. Zeus
15. Ayrıca Taziye Kahramanları da olduğu için
bunlardan Yusuf ile Musa'yı, ve bir de Dionisos'u (bize göre Hazret-i
Hüseyin de Adonis, Osiris, Dionisos gibi bitkisel Tanrı inancının bir
kalıntısıdır(7), yanlarında Raglan'ın sayılarıyla gösterelim: Musa:(9) Ana ve babası Levi boyunun ileri
gelenlerindendir (1-2), ve yakın akrabadırlar 3. annesi Firavun'un kızı
olarak bilinir 5. Firavun onu doğumunda öldürmek ister 6. fakat dalgalarla
sürüklenir 7. ve gizlice büyütülür 8. Çocukluğu üzerine bilgimiz yoktur
9. fakat yetişkinliğinde bir Mısırlıyı öldürür 11. ve Medyan'a gider,
orada hükümdarların kızıyla evlenir (Tsippora). 12. Mısır'a döner 10.
Firavun üzeride büyüsel utkular kazanır 11. ve hükümdar olur 13. Hükümdarlığı
uzun sürer ve yasalar koyar 15. ama daha sonra Yahova'nın gözünden düşer
16. önderliğini yitirir 17. esrarengiz bir biçimde bir dağın tepesinde
yok olur (18-19). Çocukları onun yerine geçmezler 20. Cesedi gömülmez
21. fakat kutsal gömütü Kudüs yakınındadır 22. Görülüyor Musa 22 nitelikten
yirmisini kişiliğinde topluyor, hem de kiminde ikişer kez olarak. Dionisos:(10) Annesi Semele hükümdar ailesinden bir bakire 1. babası Tanrı Zeus'dur 5. Zeus Semele'nin dayısıdır 3. ve Zeus ona bir kasırga ile gelmiştir 4. Hera onu doğumunda öldürmeyi dener 6. fakat o bundan olağanüstü bir biçimde kurtulur 7. ve gizli bir yerde büyütülür 8. Çocukluğu üzerine bilgimiz yoktur 9. fakat yetişkinliğinde Asya'ya yolculuk yapar 10. çeşitli utkulara erişir 11. ve hükümdar olur 13. Bir süre başarıyla yönetir 14. ve tarım ve başkaca konularda yasalar kor 15. ama daha sonra sürgüne gönderilir 17. Ölür 18. fakat sonra Olympus'a yükselir 19. Çocukları yoktur 20. Gömüldüğü yer bilinmez 21. ama onun için çeşitli yatırlar ve tapınaklar yapılmıştır 22. Böylece Dionisos 19 niteliğe sahiptir. Şimdi Hazret-i Hüseyin'e gelelim. Lord Raglan'ın 22 niteliğini Hüseyin'e
uygularken, kesin belgesel olguların yanısıra Şii'lerde oluşturulan hadislerden,
sözlü geleneklerden yararlanılmış olması doğaldır, çünkü bu nitelikler
zaten bir söylence kahramanı içindir. 1.Hazret-i Hüseyin'in annesi Fatma, Peygamber'in
kızıdır. Bekarete gelince, özellikle Nur öğretilerine göre Fatma olağan
bir anne olmayıp, Hazret-i Hüseyin'in doğumu için Tanrısal bir aracıdır.
Nur, Allah'ın niteliklerindendir ve onun yazgısı baştan bellidir ve bitimsiz,
sonsuz ışıktan doğmuştur. Salman Farsi'nin bir hadisinde Peygamber'in
Hüseyin için onun da kendisi gibi Allah'ın Nuru'ndan yaratıldığını söylemiştir.
Hazret-i Hasan da Ali ve Fatma'dan aynı ışıktan doğmuşlardır. Böylece Hazret-i Hüseyin söylence kişisi ve tragedya kahramanı olarak Raglan'ın 22 niteliğinden en az on sekizini karşılamaktadır, ayrıca Hazret-i Hüseyin'in gerçek bir tarih kişisi olmasi da bu sayının daha yükselmesini kısıtlamaktadır. Ancak söylenceler, şair ve yazarların yapıtları ve çeşitli sözlü geleneklerin tümü ele alınırsa bu sayı daha da yükselebilir. Hazret-i Hüseyin'in ölümü üzerine yapılan anma, acı çekme törenlerinin
gerçekte İslam öncesi kahramanlara yapılan törenlerin bir sürüncemesi
olduğunu Adonis, Osiris gibi kahramanlarla, Tanrılarla ilişkisini daha
önceki yazılarımda incelediğimden burada bu konuya kısaca değinmekle yetineceğim.
Bunların özellikle İslam öncesi İran'daki söylence ve ritüellerle ilişkisi
vardır. Sözgelimi Cemşid'i ucu iğneli bir sopa ile öldüren şeytan dev
söylencesi, ya da Siyavuş'un Efrasiyab eliyle öldürülmesi gibidir. Efrasiyab
bir bakıma Yezid'in karşılığıdır. Buhara halkı Siyavuş'un ölümünü ağıtlarla
kutlarlar ve bu törene "Siyavuş'un öcünün alınması" denilir. Buhara'da
gömülü olan Siyavuş'a Buharalı büyücü rahip mazdekler burayı kutsal sayarlar
ve Nevruz'un birinci günü güneş doğmadan ona bir horoz kurban ederler,
Buharalı halk bu törende çok acı çeker. Olaydan üç bin yıl geçmesine karşın
gene de kutlanmaktadır. Bu haksız dökülmüş kanın bir simgesidir. Kimine
göre Siyavuş Orta Asya tarım türünün eski kutsal bir görüntüsüdür. Ayrıca
Attis, Adonis ve Dionisos'un karşılığıdır. Çinli gezgin Wei Tsu VII. Yüzyılda
İran Orta Asyası'nda bir Tanrı'nın ölümünün anıldığını bidirir. Kerbela
olaylarının da aynı yüzyıla rastlaması da ayrıca ilginçtir. Semerkandlılara
göre de Kutsal Oğul yedinci ayda (bu Eylül'e rastlar) ölmüş ve kemikleri
yitirilmiştir. Bu ayın başında halk, siyah giyisilerle dövünüp ağlarlar,
Yitik cesedi aramaya koyulurlar. Tören yedinci gün sona erer. Şehit kavramı,
yeni bir yaşam sayılan, ölüm ve kan ve bunun bir kurtarıcılık sayılması,
Mevlana Celalettin Rumi'ye göre kırmızının renklerin en iyisi olduğunu
söylemesi, ayrıca Mansur'-il-Hallac'ın Bağdat'ta şehit olması bir bakıma
İsa'nın simgelliğine bir koşutluk gösterir. Nitekim aşağıda verilen, Taziye
örneklerinden biri Mansur'il-Hallac, Mevlana Celaleddin Rumi ve Şems-i
Tebrizi'i bir araya getirmektedir; özellikle bu Taziye'de kan simgesi
yeni bir yaşamın başlangıcı, bir kurtuluştur. Gezgin Adam Olearius, 1637 yılında Erdebil'de
bir Muharrem törenine tanık olmuştu.(11) Bu törende Ali ve oğulları Hasan
ve Hüseyin'in tabutlarının geçit alayında geçirildiğini anlatılmıştır.
Bu tabutlarla yapılan geçit alayı Osiris ve Adonis için yapılan törenleri
çok andırmaktadır. Nitekim Arapça'da tabut sözcüğü eski Mısır dilinden
gelmektedir.(12)
Zeynep ondan ölümünü bildirecek üç belirti ister. Bunlar atından düşünce yer kişneyecek, güneş gökte kanlı olacak, atının yelesi kanlar içinde tek başına çadırlara dönecektir. Hüseyin kefen giyinir (kefenin üzerine kırmızı boya sürülür), kılıç kuşanır, çizmeleri çeker. Herkes şehit olmuş, yalnız Hüseyin'in oğlu Zeynelabidin hasta olduğu için kalmıştır. Zeynelabidin hastalık ateşi ile babasını bile tanımaz, Abbas'ın , Ali Ekber'in, Kasım'ın ölümlerini öğrenir. O da savaşa gitmek isterse de, Hüseyin ona kalmasını, yerine imam olacağını söyler. Hüseyin yaşlı arkadaşı Habib b. Müzahir'le görüşür o da savaşa gitmek ister. Hüseyin önce karşı çıkar ama direnmesi üzerine izin verir; o da kefen giyinir, kılıç kuşanır. Düşmana meydan okuduktan sonra şehit olur. hüseyin arkadaşı Abis ile Abis'in uşağı Şuzeb de Hüseyin'den savaşa katılmak için izin isterler. Onlar da şehit olur. Zeyneb'in iki çocuğu da şehit düşer. Bu sırada Keşmir'den bir derviş gelir, Ali'nin çocuklarına su vermeye gelmiştir. Hüseyin'i tanımaz, Hüseyin artık suya gereksinmeleri kalmadığını, Kevser suyu içeceklerini söyler. Hüseyin dervişin keşkülüne kum doldurur, kum altına dönüşür. Derviş onun Ali'nin oğlu Hüseyin olduğunu öğrenir. Derviş düşmana gider, onlara yanlış iş yaptıklarını anlatır, Hüseyin, kızı Sekine ile uzun bir söyleşme yapar. Sekine çok susuzdur, su ister. Arap, Medine'den Hüseyin'e mektup getirir. Bu sırada başlarında Zafer olarak cin ordusu Hüseyin'e yardıma gelirler. Hüseyin onların yardımını istemez. Hüseyin, İbn Sa'ad ile konuşur, yollarından alıkoymamalarını, çocuklara su vermesini ister, düşmana kabul etmez. Hazret-i Hüseyin ailesiyle vedalaşırken Hint Kralı Gays ve veziri gelir. Üzerlerine bir aslan saldırır, Hüseyin'den yardım isterler, Hüseyin kanlı kefeni içinde gelir, aslanla konuşur, Müslüman eti yemenin haram olduğunu söyler, aslan Hüseyin'in elini öper. Sultan Gays, Hüseyin'e savaştan vazgeçmesini söyler, Hüseyin, Ali Ekber'in ölümünden sonra artık gözünde bir şey olmadığını söyler. Sultan, veziri ve aslan çekilir. Savaş başlar, Hüseyin yalnızdır, Hüseyin şehit düşer. Bu arada Hasan'ın oğlu Abdullah gelir, Hüseyin ölmek üzereyken Abdullah'ın neden geldiğini sorar, Abdullah amcasına şehitlere selam için gelmiştir, Şimr onu da öldürecektir. Abdullah da susuzdur, Şimr Abdullah'ı da öldürür. Şimr, Hüseyin'e hançerini her vuruşunda onun ailesinden biri anılır. Şimr Hüseyin'in başını keser. Ağıtlar okunur, buna seyirciler de katılır. Kerbela olaylarıyla ilgili pek çok Taziye
vardır. En ünlüleri Kasım'ın Düğünü, Abbas'ın, Ali Ekber'in şehit olmalarıyla
ilgilidir. Şimdi de Kerbela'dan önceki olaylarla ilgili örnekler görelim.
Denebilir ki, Tevrat, İncil ve Kuran'da ortak konularda hemen her olay
Taziye konusu olmuştur. Bu küme Adem ile Havva ile başlar. Burada kısaca
özetlenen Adem ü Havva çeşitli Adem ile Havva Taziyelerinden biridir.(15) Taziye'de hemen eylem yok gibidir. Kişiler
Adem, Havva, Cebrail ve Şeytan'dır. Bu bağımsız bir Taziye olmakla birlikte
eylemsizliği bakımından daha çok bir başka Taziye için öndeyiş yerine
geçebilir. Taziye iki ana kesimden oluşur. İlk kesimde Adem, Havva, Cebrail
ve şeytan her biri yaratılış söylencesini anlatırlar, ikinci kesimde ise,
cennetin bahçelerinde dolaşan Adem ile Havva en değerli taşlarla bezeli
görkemli bir yapı görürler, burada ne olduğunu Cebrail'e sorarlar. Cebrail
onlara gökte parlak bir yıldız bulduğunu, bunun otuz bin yılda bir kez
görüldüğünü, kendi uzun ömründe bunu üç bin kez gördüğünü, bu gizi ancak
Tanrının açıklayabileceğini söyler. Sonra Tanrı'nın izin verdiğini bildirir.
Burada beş ışık vardır, bunlar Peygamber, Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatma'dır.
Burada doğum konusunda da Cebrail "annesidir, ama doğurmamıştır, Tanrı'nın
isteğiyle, yardımıyla doğum olmuştur"der. Cebrail onlara tüm ayrıntılarıyla
Kerbela olaylarını anlatır, Şiiliği açıklar. Adem'de Şiiler için Tanrıya
yakarır. Şimdi de Hazret-i İbrahim'in oğlu İsmail'i kurban etmesi Taziyesini
görelim. Bunun da çeşitli metinleri vardır. Buraya alınan metin(16) Litten'in
taşbaskısındandır. Taziye, İbrahim'in Tanrı'ya yakarışıyla başlar. Cebrail
Tanrı'dan ona bir ileti getirir. İletide oğlunu Kabe'de kurban etmesi
istenmektedir. İbrahim Tanrı'nın her buyruğuna boyun eğecektir ama nedenini
sorar. Cebrail ona Yaradan'ı gerçekten seviyorsa, ona sevgisini başka
sevgilerle karıştırmamasını söyler. Cebrail ona peygamberler içinden en
çok kimi sevdiğini sorar, yanıt da Muhammed'dir. Cebrail de ona Kerbela
olaylarını, Muhammed'in çok sevdiği Hüseyin'in insanların kurtulması için
nasıl öldürüldüğünü anlatır. Tanrı'nın gözünde Hüseyin için ağlamak İsmail'in
kurban edilmesine eşittir. Kerbela olaylarını öğrendikten sonra değil
İbrahim yüz oğlu olsa hepsini seve seve kurban edeceğini söyler. Cebrail,
İbrahim'i ağlarken bırakır, İbrahim'in karısı Hacer kocasına üzüntüsünün
nedenini sorar. İbrahim karısına açıklayamaz, yalnız İsmail'i getirmesini,
Tanrı'nın çağrısına gideceklerini söyler. Hacer, İsmail'i almak için ders
gördüğü okula gider. Hacer oğluna İbrahim'in iletisini ulaştırır. Eve
dönerler, İsmail en iyi giysilerini giyer. İbrahim karısından bir ip ve
bir kılıç ister. Hacer bunları istemesi üzerine kuşkulanır. İbrahim onu
avutur, bunun gizli olduğunu karısına söyler. Sonunda istemeyerek Tanrı'nın
İsmail'in kurban edilmesini istediğini söyler. Hacer annelik duygularıyla
oğlunu kurtarmak ister. İbrahim ona bunun bir cezalandırmak değil tersine
bir yüceltme olduğunu anlatır. İbrahim'in istediği iple kılıcı getirir.
İsmail'de döner, o da kılıçla ipi sorar. İsmail gerçeği babasından öğrenince
Tanrıya yakarır, mutluluğunu belirtir. Hacer de üzüntüsünü dile getirir,
burada da Kerbela'nın acı olaylarına koşutluk vardır. İsmail öğretmen
ve arkadaşıyla vedalaşmak üzere okula gider. Onlar da ayrılmaktan ötürü
üzüntülerini belirtirler. Sonra İsmail annesine veda eder. Kabe'ye doğru
yola çıkarlar. İsmail babasına "gecikme işte başım" diyerek hazır olduğunu
belirtir. İbrahim dua eder. İsmail de karanlıktan korktuğunu, annesi ve
okul arkadaşları mezarına geldiklerinde mezarında yanan bir mum bulunmasını
ister. Babasına da gözlerini bağlamasını söyler. Bu arada Hacer gelir,
bir deve ya da koyun bile kurban edilirken ona su verildiğini, oğlunun
bir koyun ya da deve kadar değerli olup olmadığını sorar. Burada Kerbela
olayları, özellikle oradaki susuzluğa anıştırma vardır. Oyun burada sona
ermektedir. Gökten bir koç inecek midir? Ya da oyunun bundan sonra Kerbela
olaylarıyla ilgili bir ana taziyeye mi bağlanacaktır, burası bilinmemektedir. Bu öbekten bir de "Yahya Bin Zekeriya", ünlü Vaftizci Yahya Taziyesi vardır. Salome gibi tiyatro ve opera yapıtlarına da konu olan bu konu Taziye metni olarak şöyle işlenmiştir.(17) Oyun Zekeriyya'nın Tanrı'ya yakarışı ile başlar. Yahya sürekli ölümü istemekte, günah işlemekten korkmaktadır. Zekeriyya oğlunun bu durumuna üzülür. Yahya kendisini Tanrı'nın yalnız ibadet için yarattığına inanmaktadır. Yahya çöle uzaklara kaçar, Zekeriyya oğlunu arar. Çobanın yardımıyla onu bulur. Gizliden bir ses Yahya'ya Tanrı'nın sağlıklı olmasını istediğini söyler. Bu arada buranın Şahının karısı Şaha artık yaşlandığını, kendi yerine güzel kızını ona vermek istediğini söyler. Ancak Şah üvey kızıyla birleşmek için önce Yahya'ya danışmak ister. Şah uşağına Yahya'yı çağırmasını, karısının ilk kocasından kızıyla evlenip evlenmeyeceğini sormasını söyler. Uşak Yahya'ya sorar, Yahya bunun haram olduğunu, kızın güzelliğine aldanmamasını söyler. Uşak Şah'a, Yahya'nın söylediklerini iletir; peygamberin kitabına göre bu haramdır. Şah da karısına Yahya'nın sözünden çıkamayacağını söyler. Karısı neden Yahya'ya uyduğunu anlamadığını belirtir. Şah'ın canı sıkılır, bir eğlence düzenlenmesini ister. Ama Şah kıza tutulmuştur, onu sevmektedir. Şah'ın karısı ise, Yahya'nın uyarısını anımsatır, artık o da kızını vermek istemez. Kadın bunun üzerine bir koşul ileri sürer, Yahya'yı öldürürse kızını verecektir. Öte yandan Yahya da sürekli ölmek istemektedir. Şah, Yahya'yı çağırtır. Şah'ın uşağı Yahya'yı getirir, Şah uşağına, Yahya'nın başını kesmesini buyurur. Şah'ın bilge kişisi tarihte okuduğunu, Yahya'nın kanı akarsa orada çiçek, ağaç bitmeyeceğinde Şah'ı uyarır, Şah'da Yahya'nın başını bir leğen içinde kestirecek, böylece kanı yalnız leğene dökülecektir. Şah başı karısına gönderir, karşılığında kızını ister. Şah'ın bilge kişisi Zekeriya çocuğunu öldürüldüğünü duyduğunu, tüm sülalenin yok olacağını, onu da öldürmesi gerektiğini söyler. Şah, Zekeriya'yı öldürmelerini buyurur. Bu sırada biri Zekeriyya'ya oğlunun öldürüldüğünü, onu da gelip öldüreceklerini söyler. Zekeriya kaçmak ister, bu arada önündeki ağaca "açıl içine gireyim"der, ağaç açılır o da içine girer. Şah'ın adamları Zekeriyya'yı ararlar. Bir Pir'e sorarlar. O da Zekeriyya'nın ağaç içinde olduğunu ağacı testere ile kesmelerini söyler. Zekeriya Tanrı'ya yakarır, Cebrail gelir, ona Peygamber olduğunu, onun canının Hüseyin'den daha mı değerli olduğunu sorar. Zekeriyya da Cebrail'e Hüseyin'in kim olduğunu sorar. Cebrail ona Kerbela olayını anlatır. Bunu dinledikten sonra Zekeriyya, Hüseyin'e kurban olmak, ağaçta ikiye bölünmek ister.
Hazret-i Ali'nin şehit olma Taziyesine gelince(20)
Hazret-i Ali yakında öldürüleceğini bilmektedir. Ali ailesine siyahlar
giymesini söyler. Ali camide halka seslenirken İbn Mülcem halk arasında
gizlice gelip Ali'yi vurur. 4 haberci ayrı ayrı Ali'nin şehit olmasını
anlatırlar. Ali ailesine bunun bir başlangıç olduğunu, Kerbela'da olacakları
anımsatır. Hekim Numan, Ali'nin evine gelir, Ali'nin yarasının öldürücü
olduğunu, bir şey yapılamayacağını söyler. Kamber de efendisiyle birlikte
ölmek ister. Ali, Hasan'la Hüseyin'i Kamber'e bırakır, eksikliğini duyurmamasını,
atına bir siyah örtü örtülmesini ondan ister. Hasan'la Hüseyin'e deve
üstünde bir gölge belirir, onlara evlere dönmesini söyler, bu yeniden
doğuş gibidir. Ali'den başkası değildir. Şii inancına göre kıyamet gününde
İmam Mehdi ile Ali de gelecektir. Ali onlara görevlerini anlatır. Bir
yaşlı kör gelir, üç gündür ona hep bakmış yardım etmiş, şimdi ise gelmiyormuş.
Ona yardım eden Ali'den başkası değildir. Hazret-i Hasan üzerine de pek çok Taziye
bulunmaktadır. Burada onun şehit olması Taziyesini özetledik. Gerçekte
Hazret-i Hasan veremden ölmüştü, ancak Şii inancına göre Muaviye'nin düzenine
göre karısı zehirlemiştir. Burada özetlenen metin Hur bölgesinden derlenmiştir.(21)
Bu Taziye İmam Hasan'ın ölüm günü Sefer ayının 28. günü oynanır. Sahnedeki
yataklarda Hüseyin, Abbas, Muhammed, Hanife (Hasan'ın üvey kardeşi), karısı,
Kasım, Abdullah, Zeynep yatmaktadırlar. Hasan ise oturmakta, üzgündür.
Kız kardeşi Zeynep niye uyumadığını, ağladığını sorar. Düşünde Peygamber'i
görmüş, öleceğini öğrenmiştir. İmam Hasan karısını ve annesini çağırır
onlara söyler. Suyuna zehir koyacakları için baş ucuna üzeri iyice kapatılmış
bir testi su getirmelerini ister. Üzüntüsü çocuklarının babasız kalacakları
içindir. Karısı Ca'de Hasan uyurken üstü kapalı elindeki zehiri testiye
boşaltır, Hasan öldükten sonra Yezid'in gözdesi olacağını söyler. Hasan
uyanır, zehirli suyu içer, içini ateş basar. Zeynep yetişir ama çok geçtir.
Hasan kardeşi Hüseyin'e vasiyette bulunur. Önce suyu içmemesini söyler,
Hüseyin ise Hasan'sız yaşayamayacağını söyleyerek zehirli sudan içmek
ister. Ailesini çevresine toplar. Hasan, Ca'de'yi de çağırır, yüzüne düşman
olduğunu söyler, onu kendisini öldürmekle suçlar. Hasan'ın son isteklerinden
birisi oğlu Kasım'ın Hüseyin'in kızı Fatma ile evlenmesidir, Hüseyin de
bu düğünü yapacağına söz verir. (Nitekim bu düğün Kerbela'da yapılır,
kısa bir süre sonra da Kasım şehit olur). hasan Zeynep'e yasla giysilerini
yırtıp saçlarını yolmamasını, söyler çünkü ilerde Kerbela'da, Hüseyin,
Abbas, Ali Ekber, Kasım hepsi ölecek, daha sonra kadın ve çocuklar tutsaklığın
acılarını yaşayacaklardır. Aile'ye Hüseyin'in bakmasını vasiyet eder.
Hasan öldükten sonra hepsi acılardan dövünürler. Ca'de'yi oynayan oyuncu
bu kez de Peygamber'in karısı Ayşe olarak gelir. Hasan'ın Peygamber'in
yanına gömülmesine karşı çıkar, aralarında bir tartışma olur. onun da
Hasan'ın ölümünü isteyen düşman yanında olduğu anlaşılır. Peygamber'in kızı, Hasan'la Hüseyin annesi
Fatima Zehra'nın üzerinede pek çok Taziye bulunmaktadır: Çeyiz'i, Fedek
Bahçesinin gasbedilmesi, yün örmesi, ekmek pişirmesi, Zeynep'i taraması,
Fedek bahçesinin geri verilmesi ve Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın özür dilemeleri,
ölümü gibi konularda. Buraya özetini aldığımız Taziye "Arusi reftan-i
Fatima Zehra" ya da "Arus-i Kureyş" daha çok güldürü türüne yaklaşmaktadır:(22)
Taziyenin başında Peygamber'in karısı ile kızı Fatima konuşmaktadırlar,
Hatice oğulları, Fatima kardeşleri İbrahim ile Kasım'ın ölümlerine çok
üzgündürler. Hatice'nin de ölümüne pek az kalmıştır. Fatima'yı yalnızlık
üzmektedir. Hatice yatağa düşer. Cariyesine vasiyetini söyler, Fatima'ya
annelik etmesini ister. Peygamberi çağırtır. Peygamber camide karısının
hastalığı için çok üzgündür. İslam'ı yaymakta ona çok yardımcı olacaktır.
Peygamber karısı Hatice ile konuşur. Hatice ölür. Peygamber, Bilal ile
Hatice'nin ölümünü Medine halkına duyurur. Ağıtlar okunur, yas tutulur.
Kureyş'li kadınlarFatima'yı bir düğüne çağırırlar. Oysa Fatima annesinin
ölümünün yasını tutmaktadır. Aslında Abdülaziz'in kız kardeşinin Fatima'yı
düğüne çağırmasının nedeni Fatima'yı takıları, iyi giysileri olmadığı
için zor durumda bırakmak, küçük düşürmektir. Fatima'nın düğün çağrısına
gelmediğini görünce Abdülaziz'in kız kardeşi Peygamber'den izin ister.
Sözde onun üzüntülerini dağıtmak, unutturmak için düğüne gelmesini, eğlenmesini
ister. Peygamber kızının yaslı olduğunu, böyle durumda eğlenemeyeceğini
söyler. Ancak Cebrail, Peygamber'e kızını göndermesini bunun nedeninin
sonra anlaşılacağını söyler. Peygamber de kızına Kureyşlilerin düğününe
gitmesini, onların gönüllerini kırmamasını söyler. Fatima babasına bu
çağrının kendisini küçük düşürmek için olduğunu bildirir, Peygamber de
bunu bilmektedir, ama Tanrı'nın böyle istediğini söyler. Fatima bunun
üzerine giysilerinin eski olduğunu söylerken, Cebrail meleklere haber
verir, Fatima'ya güzel giysiler, takılar gelir. Fatima'nın gelişi duyurulur.
Kadınlar Fatima'yı düğün evinde karşılarlar, Fatima Abdülaziz'in kız kardeşinden
gelini görmek ister. Oysa gelin fenalık geçirir, neredeyse ölecektir,
Fatima gelini için dua eder. Gelin kadınların ona kötülük etmesine karşın,
Fatima onun canını kurtarmıştır. Gelin ona düğüne gelince çevresinde melekler
gördüğünü, ortalığın aydınlandığını anlatır. O sırada sanki öleceğini
sanmıştır. Kerbela'dan önce ilk şehit olanlardan biri
Hüseyin'in yiğeni ve Kufe'ye kendisine biat edilmesi için elçi olarak
gönderilen Müslim olmuştur. Şimdi onun Taziyesini görelim. Bu da çeşitli
metinler arasından Hur bölgesinden derlenmiştir, genellikle Muharrem ayının
8. günü oynanmaktadır.(23) "Taziye-i Hazret-i Müslim": Başlangıçta Kufe'de
Hani ve Muhtar aralarında konuşurlarken Kufe halkından biri Müslim'in,
Hazret-i Hüseyin'in elçisi olarak geldiğini, bir ferman getirdiğini haber
verir. Muhtar Müslim'in elini öper Müslim ehl-i Kufe'nin toplanmasını
biat etmelerini ister. Hepsi biat edeceklerdir. Bu arada İbn Ziyad ve
adamları gelir. İbn Ziyad'ın yüzü maskelidir, şeytan, iblis olduğunu söyler.
Şimr'de Müslim'i öldürmeye kararlıdır. İbn Ziyad'ın adamı Muhammed b.
Eş'es halktan kendisine Müslim'i bulmalarını ister. Bu arada Cebrail gelir,
Müslim'e tehlikeyi anlatır, Hani'ye gitmesini, onun çok iyi bir Şii olduğunu
söyler. Müslim Muhtar'la vedalaşıp Hani'ye gider. Hani, Müslim'in gelişine
sevinir. Mü'kül adında biri önce kendini iyi bir Şii gibi tanıttıktan
sonra Müslim'in saklandığı yeri öğrenir, ve İbn Ziyad'a gidip Müslim'in
Hani'nin evinde kaldığını bildirir. İbn Ziyad Hani'ye Muhammed Eş'es'i
gönderir, onu yanına istetir. Hani söylemez, İbn Ziyad'a karşı gelir.
Hani tutuklanır. Zamandaş bir dekorda bir yandan Kufe halkı ne yapacaklarını
bilemiyorlar, Müslim Hani'yi merak ediyor; Hani'de zindan da Müslim'i
düşünüyor İbn Ziyad, Hani'yi öldürtür. Kufe halkı Müslim'e hani'nin dövüle
dövüle öldürüldüğünü söylerler. Gizli bir ses Kerbela olaylarını anımsatır.
Müslim kefen giyip hançerini alır, İbn Ziyad'la savaşacaktır. Kufe halkı
da Müslim'den yanadır. İbn Ziyad sokaktaki gürültüleri duyunca bir çözüm
bulması için Muhammed Eş'es'i görevlendirir. Şimr, Müslim'e yalnız olduğunu,
İbn Ziyad'a boyun eğmesini ister. O da onun anası babası belli olmayan
biri olduğunu yüzüne söyler. Müslim çevresine bakınca halkın çoğunu kaçtığını
görür. Müslim namaz kılarken onun arkasındaki namaza duranları Şimr ile
M. Eş'es kandırıp kaçırtırlar. Namaz bitince Müslim'in arkasında kimse
kalmaz. Tuva adında bir kadın Müslim'e gelir, susuz olan Müslim'e su verir,
onu evine çağırır. Onun gelişiyle evinin aydınlandığını söyler. Tuva'nın
oğlu Bilal para karşılığında Müslim'in evlerinde kaldığını bildirir. İbn
Ziyad'ın adamları eve yaklaşırlar. Müslim ile tek başına savaşırlar, ama
M. Eş'es ile Şimr'in adamları kaçarlar. İbn Ziyad yeniden asker verir.
Müslim tek başına onları da yener. Yeniden kuvvetler gelir. İki kişi kement
atarak Müslim'i ele geçirirler, İbn Ziyad'ın karşısına çıkarlar. Müslim
bir bardak su ister, su kana dönüşür, bir kadeh daha verirler, o da kan
olur. müslim Yezid'e biat etmemekte direnince idamına karar verilir. Müslim
vasiyetini söyler. Bir dileği Hüseyin'e haber gönderilmesi, Kufe'ye gelmemesidir.
Bu arada Müslim'e Peygamber gözükür, Peygamber şehit olacakları sayar.
Damdan Müslim'in kanlı başı ve yaralı bedeni aşağı atılır. Halk Yezid'e
ve İbn Ziyad'a lanet eder. Kerbela'dan sonraki olaylara gelince Haztret-i Hüseyin'in şehit olmasından sonra Hüseyin ailesinin tutsak olarak Kufe'ye, Kufe'den Şam'a gelişleri, Şam'dan Medine'ye gitmeleri, ve bu yerlerdeki çeşitli olayları ele alan Taziyeler bulunmaktadır. Bunlardan biri bir Hıristiyan manastırıyla ilgilidir. Burada iki çeşitlemesini veriyorum. Bunlardan biri Avrupalı Rahipler Manastırı başlığını taşımaktadır:(24) Yezid'in ordusu Hazret-i Hüseyin'in başını kestikten sonra tutsakları Şam'a götürmektedirler. İmam Zeynelabidin, Zeynep, Sekine, Fatma, Gülsüm hepsi çektikleri acıları dile getirirler. Ordu dinlenmek için konaklar. Sekine gene susuzdur. Zeynep İbn Saad ile Şimr'den su ister, onlar alay ederler, onları kavrulmaya bırakırlar. Bir haberci İmam Hüseyin'in öcünü almak için beyaz ve siyah atlıların gelişini İbn Saad'a bildirir, Şimr kaygulanmaz, yakında bir Hıristiyan manastırına sığınacaklardır. Manastırdaki keşişe bunun halife Yezid'in ordusu olduğunu, Şam'a gittiklerini, geceyi manastırda geçirmek istediklerini söylerler. Keşiş İmam Hüseyin'in kesik başını görür, Baş, Kuran'dan sure (XIV, 43) okur. Keşişle İmam Hüseyin'in başı konuşur. Bir rahibe mucizeyi görür. Hüseyin'in başı Kerbela olaylarını anlatır. Gizliden bir ses Adem'in gelişini haber verir. Sırasıyla Hazret-i İbrahim, Hazret-i İsa, Musa, Peygamber gelir, hepsi Hüseyin'in başını överler, Peygamber torununun başı ile konuşur. Hazret-i Ali de oğlunun başı ile konuşur. Hasan da kardeşiyle söyleşir. Daha sonra ünlü kadınlar gelir, Havva, İsmail'in annesi, Yusuf'un annesi, Meryem, Musa'nın annesi, Fatma'nın annesi Hatice, ve Hüseyin'in annesi Fatma gelir. En çok ona saygı gösterilir. Fatma oğlunun kesik başıyla konuşur, Peygamber bu acıların anlamını ve gerekçesini açıklar, Ağıtlar okunur. Papaz, Hüseyin'in başına, bunların anlamını sorar, o da anlatır. Papaz bular üzerine din değiştirip müslüman olur, kelime-i şehadet getirir. Bir başka Taziye ise "Süleyman'ın İbn Ziyad'ın Ordusuna gece saldırısı"dır:(25) Süleyman Ameş(26) ile veziri konuşmaktadırlar. Bu arada bir haberci Hüseyin'in Medine'den Kerbela'ya gittiğini, yardım beklediğini söyler. Bir kaç gün içinde Hüseyin'den haber bekleyeceklerdir. Süleyman uykusunda kalkınca iki Arap gelir, hem Arapça hem Farsça Hüseyin'e ağıtlar okuyorlar. Süleyman ne olduğunu sorar, onlar da Kerbela'da olanları anlatıyorlar, süleyman ve adamları atlara binip Peygamber ailesini kurtarmak için yola çıkarlar. Bu sırada bir manastırda bir rahip düşünde İsa'yı görüyor, İsa, bu gece gövdesinden kopmuş bir başın geleceğini, bu başın büyük babasının (Muhammed'in, dinine geçmesini ona söylüyor. Şimr kilisenin çanlarını işitiyor. Şimr korkmaktadır Pers kralı Süleyman kendisini izlemektedir. Kilise'ye sığınmaya karar verirler. Şimr, rahibe, Hüseyin'i neden öldürdüğünü anlatır. Hüseyin'in tutsak ailesi geliyor. Rahip bunları kınıyor. Zeynep kendisini tanıtıyor. İmam Zeynelabidin'den bir mucize görmek istiyorlar. O önce İsa'nın ailesi için söylediklerini anlatıyor, ve babasının bir mucize yapacağını bildiriyor. Rahip düşünde ruhlar görüyor, Fatma ve Hatice, Hüseyin'e ağlıyorlar. Rahip uyandıktan sonra İslam dinine geçiyor, Şimr ordusu ve tutsakları yola çıkıyorlar. Bir haberci İbn Sa'ad'a Süleymanın ordusunun geldiğini, tutsakları kurtaracağını söylüyor. Şimr'in aklına bir kurnazlık geliyor; onun verdiği habere göre şu sırada nerdeyse Şam'dan Yezid'in ordusu gelmek üzeredir. Hüseyin'den sonraki İmamların ve ailelerinin üzerine olayları işleyen pek çok sayıda Taziye vardır. Bunlardan biri El-Memun'un zehirlediği sekizinci İmam Rıza'nın kız kardeşi Masume'nin Taziyesidir:(27) İmam Rıza'nın Meşhed'te bulunan kız kardeşi, Masume,başka bir kentte olan kardeşini merak etmektedir. İmam Rızanın oğlu Muhammed Takıy (dokuzuncu İmam) halasına düşünde kötü şeyler gördüğünü, bu ayrılığa dayanamadığını anlatır. Horasan'dan bir haberci gelir, İmam Rıza'dan haber getirir. Haberci, İmam Rıza'nın çok yalnız olduğunu, kız kardeşini yanına istediğini söyler. Masume hizmetçisiyle yola çıkar, Muhammed Takıy'ı almaz. Bu arada kum kentine siyahlar giyinmiş bir ikinci haber getirir, halka Horasan'dan geldiğini, İmam Rıza'nın zehirle öldürüldüğünü haber verir. Masume de Kum kentine gelir. Masume, Kum halkının üzüntüsünü merak eder. Kum halkı Masume'nin hizmetçisini acı haberi verirler. Hizmetçi acı haberi Masume'ye ulaştırır. İkisi de dövünüp ağıtlar okurlar. Ve Masume kardeşinin acısından ölür. Taziye'nin sonunda İmam Rıza'nın ruhu ile Masume'nin ruhu karşılaşırlar.
Şimdi de bu konuların dışında kalan bir Taziye örneği üzerinde duralım. Bu "Mansur'il Hallaç ve Şems-i Tebrizi ve Molla-yı Rum" Taziyesidir.(30) Burada Hüseyin'in şehit olmasına koşutluk bulunabilir, şehit olanın kanı, külü ya da tükürüğünden yeniden doğuş, Bektaşilerin nefes-oğlu dedikleri olguyu buluyoruz. Söylencenin değişik kültürlerde çeşitlemeleri vardır. Arapça'da Yezidi metinleri, Türkçe'de Nesimi, Bengal dilinde Satya Pir söylencesi, Cava'da Siti Jenar söylencesi gibi, 922 yılında ölen Hüseyin b. Mansur'il-Hallaç ile 13. yüzyılda yaşamış Şemsi -Tebrizi ile Mevlana Celalettin Rumi'nin bir araya gelişindeki çağ uyuşmazlığı Taziyelerde çok görülen bir yöntemdir. Zaten bizi burada tragedya kahramanı ve bunların kaynaklandığı sözlü gelenekler ilgilendirdiğinden tarih gerçeği konumuz dışında kalmaktadır. Hemen şunu da belirtmek gerekir Mansur'il-Hallaç üzerine bir Arap yazarı bir tiyatro oyunu yazmıştır.(31) bu Taziye mesnevi kalıpları içindedir. Taziye'nin başında Mansur'il-Hallac "ene'l-Hakk"der. "Yalnız Tanrı vardır, ben yok O vardır" dediğinde kentin Müteşerri, (şeriat bilgini) onun gibi bir sefilin Allah'la ne ilgisi olacağını sorar Mansur onun ancak sureleri bileceğini Hakk'ın kendisi olduğunu söyler. Müteşerri bunun küfür olduğunu bu işi Mevlana'ya anlatacağını söyler. Müteşerri, Mevlana'ya birinin "ene'l Hakk" dediğini söyler. Mevlana onu yargılar. Ona kim olduğunu, nereden geldiğini, adını, ne istediğini sorar. Mansur adının Hakk ve dininin Hakk olduğunu, çoğulun tekilde birleştiğini anlatır. Mevlana şeriata göre kim Allah olduğunu söylerse asılacağını söyler. Firavun da Tanrı olduğunu söylüyordu, karşısında Musa'yı bulmuştu. Mansur idam sehpasına götürülür, orada "ene'l Hakk" sözünü yineler. Mevlana asılan Mansur'un boynundan kanın yere "ene'l Hakk" yazdığını görür, bu kanı bir şişeye koyup evine götürür. Ailesine şişeyi göstererek bunun zehir olduğunu, kimsenin dokunmamasını söyler. Mevlana'nın karısı bayram olduğunu, eğlence
için ailece kırlara gitmelerini önerir. Yalnız Mevlana'nın kör, sağır,
cahil sakat kızı evde kalır. Kız yalnız kalınca durumundan umutsuz olduğundan
şişedeki zehirle canına son vermek ister. Ancak şişedeki kanı içince gözleri
görür, kulakları işitir ona mutluluk yolu açılır. Mevlana ve ailesi eve
dönünce kızlarını tanımazlar. Sonra şişedeki kanı içerek böyle olduğunu
öğrenince Mevlana pişmanlık duyar. Kız ayrıca bu kanı içmekle gebe kalmıştır.(32)
Mevlanın karısı doğumda bir güneş doğdu, adı Şems der. Meryem nasıl Cebrail
aracılığıyla İsa'yı doğurduysa buda babasız doğmuştur. Mevlana medresede
ders vermektedir. Şems ona ne okuttuğunu sorar, dilbilgisi, mantık, bilim
vb. Şems ona kitapları atmasını söyler, ona ögretecekleri tüm bilgileri
altüst edecektir. Önce ona bir para verir, gizli şarap satan bir Yahudi'den
iki şişe şarap almasını ister. Mevlana Yahudi'den iki şişe şarabı alır.
Oysa kentte şarap içilmesini Mevlana yasaklamıştır. Müteşerri de şaşırır.
Halk Mevlana'ya saldırır. Oysa şarap gül suyuna dönüşür. İkinci olayda
ikisi derviş kılığına girerler, bir aşevine giderler. Aşevinin sahibinden
yoksul olduklarını ileri sürerek yemek isterler, aşevi sahibi kabul etmez.
Bunun üzerine Şems aşevinde bulunan av kuşlarını uçuracağını söyler. Aşevi
sahibi kafası kopmuş yolunmuş kuşların uçmayacağını söyleyince de Şems
kuşları uçurur. Aşevi sahibi mucizeye şaşırır. Şems Mevlana'ya elini omuzuna
koymasını, ırmağı yürüyerek geçeceklerine, her adımda "beni koru Şems"
demesini ister. Ama Şems durmadan Ali'nin adını anmaktadır. Mevlana da
Ali'nin adını anar, fakat suya batmaya başlar. Şems ona daha başlangıçta
olduğunu henüz Ali'yi tanıyamayacağını söyler. NOTLAR "Ulusal Kültür" adlı derginin Ekim-1978 tarihli 2. sayısında yayınlanmıştır.
|
| Videolar | Wallpaper | © 1998 Halk Sahnesi Oyuncuları |
|---|