![]() ![]() |
7
Temmuz 1893 veya 1894'te (Tarihten ne kendisi, ne annesi, ne de babası
emin değil) Bağdadi Köyü, Kutays ili, Gürcistan'da bir orman bekçisinin
oğlu olarak dünyaya geldi (Vladimir Konstantinoviç). Çocukluğunun bir
kısmını geçireceği Kafkaslar bir sürü anıyla dolu olacaktı elbet. Yaşanmış
bu anılar, ozanın dünyaya bakışını yıllar sonrasına sarkıtarak biçimlendirecekti.
Bu anılardan ilki (ozanın kendi kaleminden) babasının bir mizah eki olan
"Vatan" dergisine abone olması; "Babam sayıklayarak geziniyor. Vatan
gelmiş. Açıyorum, açar açmaz da haykırıyorum: Çok komik! Bir amca ile
bir teyze öpüşüyorlar! Güldüler? Daha sonra dergi geldiğinde ve gülme
sırasında, anladım ki güldükleri benim. Böylece mizah ve resimler konusunda
görüş farklılıklarımız ortaya çıkmış oldu." Ozanın
kaleme aldığı ikinci anısına baktığımızda, Puşkin'in ünlü şiiri "Yevgeni
Onyegin"i, çocukluğunda yaşadığı görüntülerle birleştirdiğinde, ilk
kitabı olan "Pantolonlu Bulut" adlı uzun şiirinin ismini nereden
aldığını anlayabiliyoruz. "İri, yakışıklı bir öğrenci olan B.P. Glukovski,
parlak kağıtlı, güzel ciltli bir deftere resim yapıyor. Kağıdın üstünde, bir ayna önünde, pantolonsuz
iri bir adam. Adamın adı "Yevgeni Onyegin". Boriya da, resim
yapan adam da iriydi. Her şey ortadaydı. Boriya'nın ta kendisi "Yevgeni
Onyegin". Bu inanışı üç yıl çıkaramadım kafamdan." Ozan,
kötü alışkanlıkların çocuklara yansımasının başlangıç noktasını kendi
tarihinde şöyle ifade ediyor: "Belleğimle öğünürdü babam. Özel günlerde
okumak üzere, sürekli manzume ezberletirlerdi bana. Yine özel günlerden
birinde ezberletilen bir manzumeden aklımda kalanlar şunlar: Bir gün soydaş dağların Çok kızmıştım bu 'soydaş'lara, bu 'kaya'lara.
Anlamamıştım ne işe yarardı bütün bunlar. Hayatım boyunca da rastlamadım
onlara, denk gelmedi. Sonra da duydum ki şairane sözlermiş bunlar, yavaş
yavaş nefret etmeye başladım bu tarz sözlerden. Kötü alışkanlık." Romantizmin
köklerini ise evlerinin zemin katından çıkarıyor. Gürcistan'daki eski
bir kalenin arazisinde bulunan evlerinin zemin katındaki küçük bir şarap
işliğinde, üzüm çiğniyor insanlar. "Ben yiyorum, onlar içiyorlar. Bedeninin
dik açısına yaslanıyor kale. Bedenin köşelerinde, toplar için, inişte
toprak iyice çiğnenmiş. Bedenlerde mazgal delikleri. Bedenler ardında
hendekler. Ormanlar ve çakallar hendeklerin ardında. Ormanların üstünde
dağlar. Büyüyordum. En yükseğe tırmanıyordum. Kuzeye doğru dağlar küçüle
küçüle gidiyordu. Kuzeyde bir kopma. Düş kuruyordum-Rusya düşünü. Öyle
çekiyordu ki orası beni." Öğrenime
başlayan ozan yavaş yavaş kitaplarla tanışmaya başlar. İkinci okuduğu
kitap "Don Kişot", ona okumayı sevdirir. Lise öğrenimine devam
etmek için Bağdadi'den Kutaysi'ye taşınırlar. Kutays Lisesi'nde öğrenim
görmek üzere imtihana girer. "Bir soru sordular çapa üstüne (kol yenimdeki
çapa), bende gerektiği gibi yanıtladım. Ama papaz "oko" ne demektir
deyince, üç libre dedim. (Böyledir Gürcü dilinde). Papazlar, "oko"
eski kilise Slavcası'nda "göz" anlamına gelir dediler. Az kaldı
çakıyordum. Bu nedenle eski her şeyden, Slavca her şeyden ve kiliseyle
ilgili her şeyden nefret etmeye başladım. Belki de gelecekçiliğimin, tanrıtanımazlığımın
ve enternasyonalciliğiminin kaynağı da budur." Jules
Verne'i okuyor ve düş gücü zengin bütün yazarları. Rasime olan yeteneğini
fark eden birisi resim dersleri vermeye başlıyor. Evlerine
gelen gazetelerden politik hareketleri takip ediyor. Bu politik kargaşa
Rusya düşünü tekrar canlandırıyor. Gazeteler, yeni Ruslar'dan, Rus sözlerinden
ve Rus zenginliğinden bahsediyor. "Elimde olmadan coşuyorum. Kendimden geçiyorum.
Posta kartları üstündeki zırhlı gemiler beni heyecanlandırıyor. Büyüterek
kopyalar çıkarıyorum bunlardan. Ortaya bir el ilanı sözü çekiyordu Gürcüler'i.
Arkadaşlarım Gürcü'ydü. Ben de Kazaklar'a diş bilemeye başladım." Ozan,
bu günleri "Japonlarla savaş" olarak nitelendiriyor. Mayakovski'nin
ilk politik hareketleri olur bu el ilanları. Mayakovski küçük yaşına rağmen
bu hareketleri anlamaya çalışmasa bile, rüzgar onu safını belirlemeye
doğru götürmektedir. Rusya'daki politik hareketlerle ilgili ilk yasadışı
bildiriler, kızkardeşinin Moskova'dan dönerken getirdiği coşkun kağıtlardır. Bir
tane daha var: "… ya da yeni bir yol, Almanların Devrimdi bu… Manzumelerle. Manzume ve devrim
kafamda birleşmişti." Okuldaki
durumu kötüye gitmeye başlıyor. Yaşının küçüklüğüne rağmen sokaklarda
ayrı görüşlerin yarattığı çatışmaların içine giriyor. Ozanın yaşadığı
bu bilinç değişimi, onu gün geçtikçe hareketin içine itiyor. Devrim düşüncesi
artık onu 1905 yılında sarmaya başlamış ve yeni dünya düşü, Rusya düşüyle
birleşip, kafasındaki kaosu netleştirmeye doğru bir adım daha atmasını
sağlamıştır. "Devrim benim için şöyle başladı: Arkdaşım
İzidor, papazın yemeklerini yapıyordu, birden yalınayak fırının üstüne
sıçradı sevinçten: General Alihanof öldürülmüştü. Oydu Gürcistan ayaklanmasını
bastıran. Bildiriler, mitingler. Ben de katılıyorum bunlara. Ne güzeldi.
Aklımda güzel günlerin izleri var. Kara elbiseler anarşistlerdi, kırmızılar
sosyal devrimciler (Ess-ser'ler), mavililer de sosyal demokratlar (Ess-de'ler);
diğer renkler federalistlerindi. Müthiş bir hırsla okumaya başladım. Önce
: Kahrolsun sosyal demokratlar. Sonra da: Ekonomi üstüne konuşmalar. Bütün
hayatım boyunca beni en çok etkileyen, sosyalistlerin olayları çözmekte,
evreni belli bir görüşe oturtmaktaki gösterdikleri yetenek olmuştur. Marksist
bir çevreye giriyorum. Tam da Alman sosyal demokratlarının, Marx'ın eleştrisi
üzerine kaldırılan "Gotha Programı" yerine, 1891'de, Erfurt
Kongresi sonunda kabul ettikleri "Erfurt Programı"nın üstüne
gelmiş oluyorum. Her şey çok güzel, lumpen proletarya söz konusu. Kendimi
bir sosyal demokrat olarak görüyorum. Babamın silahlarını çalıp, Sosyal-demokratlar
Komitesi'ne götürüyorum." Ozan
artık politik hareket içinde yerini bulmuştur. Şiirden önce siyasetle
tanışması, onun ilerideki yıllarını belirlemeye başlayacaktır. Kendi tarihinde
şiddetle tanışmasını, karikatürize ederek şöyle anlatıyor: 18 Ekim 1905'te
Bolşevik Parti'nin ünlü üyelerinden Baumann'ın öldürülmesi üzerine, çara
karşı büyük çapta gösteriler düzenleniyor. Bu gösterilere katılıyor ozan, "Baumann'ı anma gösterisinde çıkan panik
sırasında, kafama kocaman bir trampet yemiştim (yerdeydim). Korkmuştum
doğrusu, sanki bendim yarılan." 1906
yılında babasını kaybeder. Ölümünden sonra ailesine 3 ruble bırakmıştır.
Annesi ve kızkardeşleri ile maddi sıkıntı içine giren ozan, Moskova'ya
göç etme kararı alır. "İçgüdüleriyle, coşkuyla masalar, iskemleler
satıyoruz; ver elini Moskova. Neden olmasın?" Kutays
Lisesi'ni bırakarak annesi (Aleksandra Aleksevna), kızkardeşleri (Lyuda
ve Olya) ile birlikte Moskova'ya giderler. Zor günler başlamıştır artık.
Ucuz bir devlet pansiyonuna yerleşirler. Ailece çalışmaya koyulurlar.
Ozan bu arada liseyi bitirmeye çalışmaktadır. "Petrol aramaya gönderiyorlar beni. 5 ruble.
Satıcı da 14 ruble 50 kopek veriyorlar bana. 10 ruble net kar. Tedirginim.
Dükkanı iki kez dolanıyorum. (Erfurt Programı tutuyor beni). Yanılan kim?
İş sahibimi, emekçi mi? Efendice soruyorum satıcıya. Patronmuş!"
"Romanlar konusunda henüz bir fikrim yok.
Okuyorum, felsefe, Hegel, doğal bilimler. Ama özellikle de Marksçılık.
Marx'ın önsözü kadar vurulduğum bir sanat yapıtı yok. Öğrenci odalarından
illegal yayınlar geliyor. Sokak savaşının incelikleri ile ilgili şeyler.
Lenin'in ufak mavisini hiç unutmuyorum. Savaşmada iki incelik. Harflerine
kadar kemirilmiş bir kitap daha yoktur bunun gibi." Diğer
liselerde çıkan illegal yayınları gördükçe "Eller yazıyor, bense?"
diyerek, coşkuyla bir şeyler yazmak üzere çalışmaya koyuluyor. O dönemde,
"Dökümhane" diye adlandırılan ve işçi şairleri bir araya getiren
edebiyat akımının kurucularından Vladimir Kirillov etkisi altında yazmayı
deniyor. Bu denemelerin sonucunda karşılaştığı lirik bir söylem oluyor. "Tek dizesini hatırlamıyorum. Böyle bir
işteki yılmazlığın sosyalizme olan saygımla bağdaşmayacağını düşünerek
bıraktım her şeyi." 1908
yılında bir yeraltı merkezinde sınava girerek, illegal Bolşevik Parti'ye
yazılır. İlk genel toplantıda Moskova Komitesi'ne seçilir. "Emekçileri, kunduracıları ve basımcıları
örgütlemeye gidiyordum. Bana 'yoldaş Konstantin' diyorlardı." Parti
içindeki çalışmalarını sürdürürken yakalanıyor. "Kaçak basımevimizde tuzağa düştüm. Cebimde
yüklü bir adres defteri vardı. İki hapishane gezdirdiler. Kendini uyanık
zanneden sorgu yargıcı, beni el ilanlarını kaleme almakla suçladı. Çok
uğraşmalarına rağmen, her seferinde yanlış yazdım. 'Sosyal dimokritçi'.
En sonunda yutturdum. Teminat akçesiyle serbest bırakıldım." Henüz
15 yaşında olan ozan gözaltındayken ikinci kez yakalanıyor. Kürek mahkumu
yayınlar ve bir de tabanca ele geçiriliyor. İçeride düzeni bozmak sebebiyle
sürekli yerini değiştiriyorlar. En sonunda, Butirki Hapishanesinde 103
numaralı hücrede karar kılınıyor. Bu hücrede bulunduğu süre içinde çağdaşlarını
okumaya koyuluyor. Dönem
sembolistlerin çıkış yaptığı bir zaman dilimidir. Bu yüzden yeni çıkanlar
arasında olan Konstantin Balmont'u ardından Andrey Beliy'i okur. Biçimsel
yenilikten etkilenir ama yabancısıdır bunların. Yazmayı dener, farklı
bir şeyler yazma hevesi, onu şöyle bir sonuca götürür: Ormanlar baştan başa altın,erguvan giydi, "Hapisten çıkarken elimden alan gardiyanlar
sağolsun! Ya basılmış olsaydı!" Davaları
tamamlanan ozanın Butirki macerası da böylece 11 ay sonra biter. Üç yıl
süreyle polis ve aile gözetimi altında olmak şartıyla tahliye olur. İçeride
okuduğu yığınla kitabın coşkusuyla capcanlı çıkar dışarı. Bu coşku çok
geçmeden sancılara dönüşür. Üretememek, üretmeyle beraber gelecek olan
kendi tarzına kavuşmak gibi sorunlar, kafasını kurcalamaya başlar. Artık
kendini cahil bir insan olarak görmeye başlamıştır. Daha yetkin olabilmek
için ciddi bir eğitime ve araştırmaya karar verir.
1911
yılında, Rus gelecekçilerinin önemli isimlerinden biri olan David Burliyuk'la
(1882-1967) tanışır. Hayatının önemli kilometre taşlarından biri olacak
olan Burliyuk'u önceleri pek önemsemez, ama sonra bundan büyük pişmanlık
duyar. Burliyuk
ozan için şunları söylüyor: "…
Birbirimizi görür görmez anlaştık. Yalnız anlaşmak değil, dost olduk.
Sonrada çevremizi saran savaşımda ölümle yaşam ve eski sanatla yeni sanat
ve yaşam içinde silah arkadaşı olduk." Soylular
Birliği salonundaki Rahmaninof konserinden sıkılarak dışarı çıktılar.
Mayakovski, Burliyuk'un önemini farkeder. Bütün gece dolaşarak konuşurlar
ve birbirlerini tanımaya çalışırlar. "Ertesi gün bir şiirin hakkından geldim.
Bir şiirin parçaları demek daha doğru." Ozan
artık yazma cesareti kazanmıştır. Burliyuk'un kaçınılmaz etkisi, onu geri
dönüşü olmayan bir yola sokmuştur. "Sretenski bulvarında Burliyuk'la buluşuyoruz.
Bir iki dize okuyorum ona ve ekliyorum: "Bir arkadaş verdi de…"
David duruyor. Yüzüme bakıyor. Gür sesle bağırarak: "Sizsiniz bunu
yazan! Dahi bir ozansınız siz!" Hak etmediğim bu sözleri sarfetmesi
çok heyecanlandırıyor beni. Dizeler arasına gömülüyorum. Beklenmedik bir
biçimde ozan olup çıkmıştım o akşam." Rusya'yı
etkileyecek yeni bir akımın öncüleri yavaş yavaş bir araya gelmeye başlamışlardır.
Burliyuk'la düşünce birliğine varmaları işlerini daha da kolaylaştıracaktır.
Burliyuk'un edebiyat çevresine girerek, kendiliğinden gelen bir oluşumun
temellerini atacaklardır. "Birine tanıtıyordu beni kalın sesiyle:
"Ne, tanımıyor musunuz? Dahi dostum bu benim ünlü ozan Mayakovski."
Dirseğini dürtüyorum. Ama acıma ne gezer. Ayrılırken de homurdanıyor üstüne
üstlük; "Artık yazın şimdi. Yoksa beni besbeter bir duruma düşürmüş
olursunuz." Ozan
"Lal rengi ile beyaz" adlı ilk şiirini yayınlar. Burliyuk'un
verdiği destek üzerine ardarda şiirler
yayınlamaya başlar. Moskova'da gelecekçilerin kurmaylarından biri olacak.
Velimir Hlebnikov'la(6) tanışırlar. "Reddediş
Gelecek
kaygısı taşıyan fütürist başkaldırının nedenlerini yüzyılın başında İtalya'nın
yaşadığı ekonomik, politik ve düşünsel sıkıntılara bağlayabiliriz. Avusturya
tarafından bazı bölgeleri işgal edilmiş İtalya'nın bağımsızlığını tam
olarak elde edememesi, ekonomik ve teknolojik açıdan gelişememesi, politikada
yaşanan kargaşa, sanatta ve bilimdeki göze çarpan kısırlıklar sanatçıların
başı çektiği bir başkaldırının sebeplerini oluştumuştur. Gelecekçiler
adı altında çıkış yapan akım, Filippo Tommaso Marinetti'nin (8) Paris'te
20 Ocak 1909 yılında "Le Futurisme" bildirgesi adı altında başlamıştır.
Gelecekçiler, o güne dek geçerli olan bütün kuralların yıkıldığını, bundan
sonra yeni ve devrimci bir yaşam biçiminin geçerli olduğunu bildirgelerinde
açıklarlar. Pasifist gördükleri aydınları eleştirerek, alışılmış yaşam
değerlerinin yerine, tutkuyla çağdaş olanın yanında yer almaları gerektiğinin
çağrısını yaparlar insanlara. Çağdaş olana duydukları bu inanç, onların
teknolojiye ve makinalara duydukları aşırı tutkuda ve yeni kuşağın yaşantısının
bir anlatımı olan öfkeli söylemlerinde açıkça görülmüştür. Temelinde eşzamanlılık
ilkesine dayanan gelecekçi akım, aynı zamanda, bütün öncü sanat akımlarının
temel ilkesidir. Eşzamanlılık fikrinden yola çıkarak, tarihi ve zaman
akışını yadsımışlardır. Fütürizm Bildirisi 1.Biz tehlikeye karşı duyduğumuz sevgiyi, enerjiyi
ve atılganlığa duyduğumuz yakınlığı yüceltmek istiyoruz. 2.Yüreklilik, gözüpeklik ve başkaldırı, bizim
yazımızın en temel ögeleri olacaktır. 3.Bugüne dek yazın, düşünce tembelliğinden, kendisinden
geçmeden ve uykudan övgü ile söz etmiştir. Biz ise şimdi saldırgan devrimi,
ateşli uykusuzluğu, koşar adımı, ölüm taklasını, tokadı ve yumruğu övüyoruz. 4.Dünyanın güzelliğinin, yeni bir güzellikle
daha da zenginleştiğini açıklıyoruz: Bu güzellik, hızın güzelliğidir.
Karoserisini, içine çektiği havanın etkisi ile patlayacakmış görüntüsü
veren yılan benzeri boruların süslediği bir yarış arabası (…) motoru ısıtılırken
son derece yüksek bir gürültü çıkaran araba, Samothrakeli Nike'dan daha
güzeldir. 5.İdeal ekseni, kendi yörüngesinde hızla ilerleyen
dünyayı dolaşan dümeni elinde bulunduran insanı yüceltmek istiyoruz. 6.Yazar, temel elementlerinin ateşli tutkularını
çoğaltmak için gönüllü ve içtenlikle kendine vermekten çekinmemelidir. 7.Güzellik artık yalnızca savaşımda sözkonusudur.
Saldırgan özelliklerden yoksun bir yapıt, başyapıt olamaz. Yazın, insanların
önünde saygıyla eğilmelerini sağlamak amacı ile bilinmeyen güçlere yapılan
bir saldırı olarak algılanmalıdır. 8.Biz çağımızın en son aşamasında bulunuyoruz!
(…) Olanaksızlığın gizemli kapılarını açmak için neden geriye bakalım?
Zaman ve mekan dün yok olmuştur. Bizler artık mutlak olanda yaşıyoruz,
çünkü artık sonsuz ve herzaman için var olacak olan hızı yaratmış bulunuyoruz. 9.Müzeleri, kitaplıkları ve her türlü akademiyi
yıkmak ve ahlakçılığa, feminizme ve belli çıkarlar ve amaçlardan kaynaklanan
korkaklığa karşı savaş açmak istiyoruz. 10.Çalışan, eğlenen ve ayaklananlara neden olan
büyük insan kitlelerini yüceltmek istiyoruz; çağdaş başkentlerdeki renkli
ve çok sesli devrimci akımları yüceltmek istiyoruz; göz kamaştıran elektrikli
aylar tarafından aydınlatılan silah depolarını ve tersanelerini, dumanlı
yılanlara benzer trenleri yutan istasyonları; göğe yükselen dumanlarıyla
bulutlara asılı duran fabrikaları, dev aletleri gibi nehirlerin iki yakasını
birleştiren ve güneş ışığında bıçak gibi parlayan köprüleri, göğü inleten
ve serüvenler peşinde koşan vapurları, raylarda, borularla çevrelenmiş
dev çelik beygirler gibi koşmakta olan geniş göğüslü lokomatifleri ve
rüzgarda bir bayrak gibi sallanan ve coşkulu bir topluluğun alkışını andıran
pervanesiyle göklerde kayarcasına uçan uçakları yüceltmek istiyoruız.(9) (20 Ocak 1909'da "Le Figaro" Gazetesinde
F.T. Marinetti'nin yayınladığı "Le Futurisme" bildirisi.) Nihilist
çıkışları olan bildirinin bütün alanlarda etkisi görülmüştür. Sanat yapıtlarında,
öznenin son derece köktenci bir biçimde yalnız kalan zamandışı bir mekan
oluşturması, öznenin parçalanmış bir gerçeklikte yaşadığı deneyimleri,
yerini, çağrışımlarla dolu düşgücü ve alışılmış bütün kuralları yıkan
bir estetiğe ve üretkenliğe yönelmesine neden olur. Gelecekçilerin ayırıcı
ve seçkinci bir ideolojiye dayandığı, gelecekçi estetiğin ilkelerinde
açıkça görülmektedir. Marinetti
önderliğindeki İtalyan gelecekçi akımı toplumun bütün kesimlerini ve birbirine
zıt olan siyasi görüşleri etkilemiştir. İtalya'da, Avusturya'ya karşı
cephe alan ve ulusal birlik için çabalayan kimi büyük burjuvaları, endüstrileşme
ve modernleşme ile birlikte ülkenin düzeleceğine inanan İtalya'nın kuzeyindeki
sosyalist işçilerin bir kısmını da etkilemiştir. Eşitsiz gelişmenin sonucunda
doğan bu farklı sınıfları ve birbirine zıt siyasi görüşleri etkilemesi,
gelecekçi akımın çelişkilerini ortaya çıkarmıştır. Fakat Marinetti'nin
başını çektiği bu akım İtalya'da faşizmin şekillenmesine neden olmuş ve
faşizme malolmuştur. Gramsci'nin İtalyan Fütürizmi Üzerine
Mektubu (10) İşte, İtalyan fütürist hareketi üzerine bana
sorduğunuz soruların karşılıkları: Savaştan bu yana, İtalya'daki fütürist hareket,
kendi karakteristik çizgisini tümüyle yitirdi. Marinetti bu hareketle
çok az ilgileniyor. Bir süredir evli ve zamanını karısı için harcamayı
yeğ tutuyor. Şimdilik fütürist harekete monarşistler, komünistler, cumhuriyetçiler
ve faşistler katılıyorlar. Son günlerde Milano'da haftalık bir dergi çıkmaya
başladı. Adı "İl Principe". Bu dergi, Makyavel'in XV. Yüzyıl
İtalyası'na öğütlediği kuramları formülleştiriyor ya da formülleştirme
yollarını araştırıyor; sorun şu: Yerel partileri bölen ve ulusu kargaşalığa
götüren mücadeleyi,bütün partilerin başına geçecek ve Sezar Borgia'nın
yerini tutacak yeni bir mutlak hükümdar ortadan kaldırılabilir. Dergiyi
fütürist Bruno Corra ve Enrico Settimelli yönetiyor. 1920'de Roma'da vatanseverlerin
yaptığı gösteride, krala karşı sert bir konuşma yapıp bu yüzden tutuklanmasına
rağmen Marinetti de bugün bu derginin çalışmalarına katılanlardan biri. Katolikliği seçip İsa üzerine tarihsel bir inceleme
yazan Giovanni Papini'nin dışındaki savaş öncesi fütürizmin başlıca sözcüleri
faşist oldular. savaş sırasında fütüristler"son zafere kadar savaş"ın
ve emperyalizmin en ısrarlı savunucuları oldular. Yalnız bir tek faşist
savaşa karşı olduğunu bildirdi. Bu Aldo Palazzeschi'ydi. Hareketle bağlarını
koparıp en ilginç yazarlardan birisi olduysa da, sonunda kendi kendine
sustu. Kendi çalışmalarının bütünü içinde durmadan savaşı öven Marinetti,
evreni iyileştirecek tek ilacın savaş olduğunu göstermek için bir bildiri
yayınladı. Bir zırhlı birlik komutanı olarak savaşa katıldı. Son kitabı
"Çelik Oda", tanklar için yazılmış coşkun bir ilahi gibidir.
Marinetti, "komünizmin dışında" başlığını taşıyan broşüründe
kendi politik öğretilerini, (kimi zaman zekice düşünceler içeren ama hep
de tuhaf kaçan tahayyüllerine öğreti denebilirse) ortaya seriyor. Ben
İtalya'dan ayrılmadan önce, Turin'in "Proletkult" kolu, fütüristlerin
bir resim sergisi sırasında Marinetti'den bu hareketin anlamını örgüt
üyesi işçilere açıklamasını istedi. Marinetti bu çağrıya hemen olumlu
karşılık verdi ve işçilerle birlikte sergiye ziyarete gitti. Marinetti
sergide sanatçıların burjuvalara göre nasıl daha duyarlı olduklarını işçilere
etkili bir biçimde açıkladı. Savaştan önce, fütürizm işçiler arasında
çok iyi biliniyordu. Tirajı 20.000'e varan "Lacerba" (Sebatkar)
dergisinin beşte dördünü işçiler okuyordu. En büyük illerin tiyatrolarında
yapılan çok sayıdaki fütürist sanat gösterilerinde, gençten kimselerin
(yarı aristokrat ve burjuvalar) saldırılarına karşı fütüristleri koruyan
işçiler olmuştur. Marinetti'nin fütürist topluluğu artık yok. Marinetti'nin eski yayın organı Poesia, örgütçü
olduğu kadar aydın olarak da hiçbir değeri olmayan Mario Dessi adında
birisi tarafından yönetiliyor şimdi. Güneyde, özellikle Sicilya'da birçok
küçük fütürist dergi yayınlamıyor ve Marinetti bunlara makaleler veriyor;
ama bu gazeteleri öğrenciler yayınlıyorlar ve İtalyan gramerini bilmemeyi
fütürizm sanıyorlar. Fütürist arasındaki en önemli topluluk, ressamlar
topluluğu, Roma'da sürekli olarak açık duran bir fütürist resim sergisi
var. Bu sergiyi örgütleyen iflas etmiş bir fotoğrafçı. Antonio Giulio
Bragaglia adında bir sinema ve tiyatro ajanı. Fütürist ressamlar arasında en tanınmışı Giacomo
Balla'dır. D'Annunzio, hiçbir zaman için fütürizm konusunda açık bir tavır
almadı. Fütürizm doğuşu sırasında Annunzio'ya kesin olarak karşı olduğunu
burada belirtmek gerekir. Marinetti'nin ilk kitaplarından birisi, "Tanrılar
Gidiyor, Annunzio Kalıyor" adını taşıyordu. Savaş sırasında Marinetti
ve Annunzio'nun politik programları bütün noktalarında birbirlerine uymuş
olsa da fütüristler birer karşı-Annunzio'cu olarak kaldılar. Daha sonraları
her ne kadar gösterilere katıldılarsa da, Fiume hareketine pratik olarak
hiç bir ilgi göstermediler. Barış anlaşmasından bu yana, fütürizmin
kendi özelliğini tümüyle yitirdiği ve daha sonra ortaya çıkan ayrı ayrı
akımlar içinde eriyip gittiği söylenebilir. Genç aydınların hemen hepsi
gerici. Kemikleşmiş ve halka yabancı eski İtalyan akademik kültürüne karşı
mücadele araçlarını fütürizmde gören işçiler, eski tartışmalara az ilgi
duyuyorlar. Zaten silah elde, özgürlükleri için savaşmak zorundalar, şimdi
büyük endüstri kentlerinde, edebiyattan ve sanattan yana işçilerin yaratıcı
düşüncelerini uyandırmayı amaçlayan "Proletkult"ün programı,
zamanı olanların ve böyle sorunlarla ilgilenmek isteyenlerin enerjilerini
alıp kullanmaya yönelmektedir. Rus Gelecekçiliği Yüzyılın
başında Rusya'nın içinde bulunduğu konjonktür İtalya'nınkinden farksız
değildir. Rus işçi sınıfı çarlık otokrasisine karşı ilk tepkisini 1905
meşrutiyet denemesiyle gerçekleştirmiştir. Ancak bu deneme demokratlar
ve solcuların beklediği sonucu vermemiştir. Birinci Duma'da halkı karşısında
bulan çar, Birinci Duma'yı dağıtıp, 1907'de işçi direnişinin zayıfladığını
görerek, verdiği sözlerden bir anda vazgeçmiş ve İkinci Duma'yı da dağıtarak,
3 Haziran 1907'de hükümet darbesi yapmıştır. Artık Rusya'yı derebeylere,
kapitalistlere ve Kara Yüzler partisi unsurlarına emanet ederek, kendi
lehine entegre etmiştir. 1905 başkaldırmasında çarlık otokrasisi ile karşı
karşıya kalan halkın yanından kaçarak ihanet eden liberallere inanan köylüler
açıkta kalmışlar ve bu isyanda ön ayak olan işçilerin yenilgisi kaçınılmaz
olmuştur. Ancak her yenilgi insanoğluna bir şeyler öğretmiştir. Çarın
dayatmasıyla uygulamaya geçen Asya despotizmi, yeniden işçiyi ve köylüyü
ezilen konumuna getirmiştir. 1907
tarihi Rusya konjonktüründe reaksiyonel dönemlerine ait bir sayfayı daha
açmıştır. Başbakan Stolypin "organik reformlar" adı altındaki
paketini açmış, bu paketle birlikte bütün alanlara etki edecek bir gerileme
dönemi kendini 1912'ye kadar hissettirmiştir. Bütün bunların sonucunda
ilerlemeyi aydınların yönettiğini düşünen Rus entelicensiyası geri kalmaktan
kendini alıkoyamamıştır. Bu dönem içinde idealistler, öznelciler, bireyciler,
gizemciler, sembolistler depreşecek, burjuvalaşan Rus entelicensiyası
ile birlikte aydın radikalizmi ve put yıkıcılığı iğdiş olacaktır. Ama
devrimci birikim bu zaman dilimi içinde eski dünyanın tasfiyesi için,
kendini tarih sahnesine çıkartacak güne hazırlanmak üzere yeraltına çekilmiştir. Dinsel
ve milliyetçi ideolojiye dayanan rejim, ayakta kalabilmek için sürekli
psikolojik bombardımanını sürdürmüş yansıtan değil, biçimlendiren bir
niteliğe ve niceliğe sahip olması gereken sanat da bundan payına düşeni
almıştır. Tarihi
gözden geçirdikten sonra, sanatta kendini gösteren arayışları yerli yerine
oturtabileceğimize inanıyorum. Öncelikle şiirde 1905 girişiminden umduğunu
bulamayan Rus sembolistlerinin yıkılışını görüyoruz. Reel dünyaya rağmen
estetiğe dönük gizemsel bir söylem tutturan Rus sembolistleri yaşanan
kargaşanın içinde umutsuzluğa düşmüşlerdir. Aleksandr Blok'un(11) başı
çektiği bu akım reel yaşamdan alınacak değerlerin yerini dolduracak yeterlilikte
olmadığına inanan ve yenilgiyi kabul etmeyen genç aydınlar arasında tepkiyle
karşılanmaya başlamıştır. Sembolizmi yadsıyan bu gençler, entelektüel
ve ruhsal kısıtlamalardan kurtularak kendilerini doğru dürüst ve zengin
yaşantılarını modern yansıtmak istemişlerdir. En
sonunda beklenen çıkışın gümbürtüsü 1908'de İtalya'dan gelir. Empresyonistlerin
ve kübistlerin arasında bir ayrım yapmadan değerlendiren, Marinetti'nin
başı çektiği bir grup genç adam yaşamı ve sanatı değiştirip daha canlı
kılmak isterler. Arayış içinde olan genç Rus sanatçıları için kaçırılmaz
bir fırsattır bu. Tepkilerini göstermek için fütürizm onlara uygun düşmektedir.
Fütürizmin radikal çıkışları genç Rus sanatçıları etkiler. İtalya'daki
bu hareketi izlemeye başlarlar. Ancak burjuva sanatının kargaşasında doğan
fütürizm, kendini sistemin içinde eritmekten kurtaramayacaktır. Çünkü
burjuvazi bulunduğu konumun değişmemesi için, tarihte örneklerine rastlanan
başkaldırıların bir kısmına izin vermiştir. Bir kere daha zarar görmeyeceği
bir harekete göz yumacaktır. Peki
neden İtalya ve Rusya sorusuyla karşılaşıyoruz? Bu sorunun cevabını Troçki'nin
sözlerinde buluyoruz. "Tarihte birkaç kez yinelenen bir olgu,
bir kez daha görülüyordu: Herhangi bir kültür düzeyine ulaşamamış geri
ülkeler, ileri ülkelerin gerçekleştirdiklerini kendi ideolojilerinde daha
büyük bir güç ve parlaklıkla yansıtıyorlardı. 18. ve 19. yüzyıllarının
Alman düşüncesi, İngiltere'nin ekonomik, Fransa'nın da politik başarılarını
yansıtmıştı, aynı şekilde, fütürizm en parlak anlatımını Amerika ya da
Almanya'da değil de, İtalya ve Rusya'da buluyordu."
İtalyan
fütürizminin tekniklerinden haberdar olan dört kişilik bir genç grup,
başkaldırının ilk hazırlıklarını yapmak üzere toplandılar. Bu toplantıda
gözüken iki önemli isim David Burliyuk ve Vladimir Mayakovski'ydi. İtalyan
fütürizminin tekniklerinden yararlanmak istediler, ama içlerinde bulunan
sosyalist devrimci kimlik, özünde tamamen onların karşısında bir yol almalarına
sebep olacaktır. "Toplandığımız üç beş gecenin sonucunda
bir bildiri doğurdu. Hepsini Burliyuk derledi ve dergiyi bastırdı. "Halkın
Beğenisine Şamar"" "Halkın Beğenisine Şamar"
Okuyucularımıza İlk Yeni ve Beklenmedik. Marinetti'nin
etkisi görülmektedir. Onların tekniklerini kullanarak geçmişi, retoriği,
aşkı, romansı işleyen her şeyi yadsırlar. Burjuva hayatına ve sanatına
yaptığı saldırılar açıkça görülmektedir. Aynı zamanda Rus entelicansiyasının
kast'ına diş bilemesi, sanatı onların altınla kaplı olmayan ellerinden
geri almak istemesi, sınıfa açmaya çalıştıkları bir yolun çabasıdır. Edilgin
olan entelicensiya, köşe başlarını tutmuş ve değiştirmeye yönelik her
türlü hareketin üstüne karabasan gibi çökmüştür. Bu nekahat dönemi, sonunda
ilk olarak proleter devrimciliği getirmesede bir bohem nihilizmini getirmiştir.
Akımın
çıkışı kaçınılmaz olmuştu, gizemli dünya duyumsamaları birçok sınırlamalar
ve düş kırıklıklarıyla doluydu ve bunun üzerine sabrı tükenen kuşak katlamıştı.
Marinetti Rusya'yı ziyaretinde gelecekçiler tarafından iyi karşılanacağını
sanıyordu, ama Rus gelecekçileri onun izlediği siyaseti anlamsız buluyor
ve ona hiçbir şey borçlu olmadıklarını söylüyorlardı. 1905'ten beri engellenen
devrimci ruh onlarda anlatımını bulmuştu. 1913-14
senelerinde Rus gelecekçileri ülkede bir turne düzenlediler. Yapıtlarını
tanıtmak zorundaydılar. Çünkü yapıtlarını bastırabilmek imkanına sahip
değildiler. "Yayıncılar yüz vermiyordu bize. Kapitalistlerin
burnu yıkıcı kokusu alıyordu. Başvurularımı kabul eden çıkmadı." Bildirinin
etkisiyle bütün gazeteler onları aşağılarcasına başlıklar atmaya başlamışlardı. "Gazeteler fütürizmle dolup taşıyor. Ama
pek de kibarca değil. Bana da açıkçası "Köpoğlu köpek" diyorlar."
Turne
boyunca hep polis baskılarına maruz kaldılar. Ozan
şiirin ve resmin yanı sıra tiyatroyu da gözardı etmemişti. Kendisinin
sahneye koyup oynadığı ilk fütürist gösteri "trajedi" 1913 senesinde
bu turnede gerçekleşti. "Yarının sanatı adına, fütürist sanat adına
getirdiğimiz yeni değer ölçüleri, önerileri, tiyatro sanatının kapısına
dayandığında yok olamaz…" Bu
oyun Petersburg'da oynandığı zaman fena halde ıslıklandı ve bu dönem Vladimir
Mayakovski'nin "Trajedi"siyle kapandı. Yoğun
bir çalışma düzenine giren ozan artık düşüncelerini yayabilmek için yığınlara
şiirler okuyor, konferanslara katılıyordu. Değişik yöntemlerle yapılan
gösteriler ilginç bulunuyordu.
Mayakovski'nin
yaşamı içindeki bu büyük eser coşkulu, dürüst ve içtendir. Mütevazı olmayan,
duygularını göstermekten çekinmeyen ve öfkesine sadık bir söylemi vardır.
Gizemli dünyaya, eski estetiğe ve bu estetiğin doğurduğu kokuşmuş hayata,
doğanın edilgin mitoslaştırılmasına, düşlerdeki yaşama, gözü sululuğa
, entelicensiyanın tiksintisine karşıdır. O bilimsel örgütlenmeden, makinadan,
planlılıktan, iradeden, hızdan, yüreklilikten, insanın insanı sömürmediği
bir düzenden yana olup, bunlarla kuşanmış yeni insanı yaratmaya çalışır.
Şiirinde devrim düşüncesine Fransız İhtilalini dillendirerek belli etmeye
çalışır. Burjuvaları daha çok şaşırtmak ve tedirgin etmek için öfkeli
ve sert şahlanışlar içine girer. Bu uzun şiirde bütün bunların yanı sıra
romantizmi yeni bir dille işlemiştir. Zaman zaman aşka yaktığı ağıtlar
gözden kaçmaz. Savaş
patlak verir. Mayakovski'nin yoğun afiş çizdiği dönemlerden birisidir, "İlk çarpışma. Savaş bütün korkunçluğuyla
boy gösterdi. Rezillik savaş. Cephe gerisi daha da beter. Anlatmak için
de yaşamak gerekir. Gönüllü yazılmaya karar veriyorum. Almıyorlar. Siyasi
teminat eksikliğinden. Yüzbaşı Modl'un iyi fikirleri oluyor arasıra." 1915
yılı Mayakovski için üretken bir yıl olur. Dine
karşı olan tutumunu bütün yapıtlarında göstermiştir. Tanrı'nın varlığını
yadsıdığı şiirlerinden biri olan "Dinleyin!" adlı şiirini yazar.
Bu şiirde yıldızlı gökyüzünün Tanrı'yı kanıtladığı fikrine karşı çıkar.
Dine
karşı duyduğu tepki, şiirin siyasal yönü ve gürültücü ironisinde gizlidir.
Dindar kişinin sofu düşleriyle Mayakovski'nin gerçekçi yaklaşımının gülünçlüğü
ele alışında şiirin sağduyusunu ve rasyonelliğini kanıtlayışını görebiliyoruz. Ozan
güldürü öğelerini yalnız şiirde değil, yaptığı çizimlerde de göstermiştir.
1916 yılında çara karşı eğlendirici afişler çizmiş, çarı ve çariçeyi ellerindeki
asalar yerine onları tahtlarında ellerinde votkayla karikatürleştirerek,
votkanın imparatorluk tekelinde oluşunu yermiştir. Savaş sürmektedir. Mayakovski Mustamiyaki'ye giderek Gorki'ye Bulut'tan bölümler okuyor. Gorki çok etkilenip şiirin "halis sözcüklerle" yazıldığını söylüyor
Lili Brik'in Anılarından(15) … Elsa'nın kulağına: "Sakın ondan şiir okumasını
isteme" diye fısıldamıştık. Ama o yalvarıp yakarmalarımıza kulak
asmadı ve biz, böylece ilk kez "Pantolonlu Bulut"u dinledik.
Yer kazanmak üzere, iki odayı birleştiren kapı çıkarılmıştı. Mayakovski,
kapının pervazına yaslanmış, ayakta duruyordu. Ceketinin iç cebinden küçük
bir defter çıkarmış şöyle bir göz atmış sonra yine cebine koymuştu. Gözlerini
bana dikmiş, dalgın dalgın bakıyordu. Sonra, kalabalık bir dinleyici karşısındaymış
gibi, bakışlarıyla bütün odayı taradı, girişi okudu ve birden bana dönüp,
unutulmayacak, coşkunluğu dizginlenen bir sesle, şiir değil de, düz yazı
okuyormuşçasına sordu: Sıtma sanıyorsunuz, değil mi? Başlarımızı kaldırıp gözlerimizi ona dikmiştik,
şiiri bitirene dek bakışlarımızı bu olağanüstü gösteriden ayıramadık.
Mayakovski aldığı tavrı birkez olsun değiştirmedi. Hiçbirimize bakmıyor,
ağlayıp sızlıyor, alay ediyor, kızıp köpürüyor, hakkını arıyor, sayıklıyor
ve her bölümün arasında kısa bir süre duruyordu. Bir de baktık bitirmiş,
masaya çökmüş, bile bile takındığı kayıtsızlıkla çay istiyor. Ben, elim
ayağıma dolaşarak bir çay dolduruyorum ona semaverden, yüzüm al al, Elsa'nın
ağzı kulaklarında olacakları adı gibi biliyordu çünkü! Ilk kendini toparlayan Ossip Maksimoviç oldu.
Böyle bir şeyi aklının köşesinden geçirmemişti! Söyleseler inanmazdı.
O güne dek öğrendiği şiirlerin tümünden üstündü işittiği! Ve Mayakovski,
bundan böyle tek satır bile yazmasa, ozanların en büyüğüydü! Şiir defterini
aldı, bütün gece vermedi. Nicedir düşünü gördüğümüz, beklediğimiz şeydi
bu. Son zamanlarda hiçbir şey okumak gelmiyordu içimizden. Yazılan bütün
şiirleri kişiliksiz buluyorduk -kim yazıyordu bunları? Ne için yazıyordu?
Nasıl yazıyordu? Mayakovski, Elsa'nın yanına oturmuş, reçel atıştırıyordu.
Durmadan gülüyor, o iri, çocuksu gözleriyle sağa sola bakıyor, büyük bir
gürültüyle burnunu siliyordu. Benimse dilim tutulmuştu. Mayakovski şiir defterini aldı Ossip Maksimoviç'den
masaya koydu, ilk sayfasını açtı ve çoktan kararlaştırılmış gibi: "Bu
şiiri size adayabilir miyim?" diye sordu, sonra, özene bezene yazdı
şiirin başına: Lili Yurevna Brik'e…" Brik'lerle
Mayakovski arasındaki etkileşim o gün karşılıklı olmuştur. Ossip Brik
"Pantolonlu Bulut"u bastırmak için Mayakovski'ye teklifte bulunur.
Böylece Mayakovski'nin ilk kitabı sansürlü olarak yapılır. Brik'lerle
tanışması üstüne, ozan akademisyen biçimcilerin arasına girer. 1915-16
yıları, Mayakovski'nin Lili Brik'e duyduğu tutkunun tepe noktasına çıktığı
ve yüreğindeki kaynaşmaların şiirine yansıdığı dönemdir ve "Omurganın
Flütü"nü yazar (1916). Mayakovski artık iyice olgunlaşmıştır, çevresinde
dostluğun ve öncü fikirlerin kaynaştığı bir ozan, eleştirmen ve ressam
takımı vardır ve bu takım devrimlerin birbirini kovalayacağı 1917 yılına
hazırlanmaktadır.
"Yürekse her şeyin başı 1917
yılının 26 Şubat'ında Duma'ya gider. "Subaylar hiç bir şey olmamış gibi geziniyorlar.
Bence besbelli, sosyalistler gelecek. Hem de kaçınılmaz olarak. Bolşevikler
de. Devrimin ilk günlerinde bir tarihçe-şiir yazıyorum, Devrim. Konferanslar
veriyorum, "Bolşevikler ve Sanat"." 1917
yılında Mayakovski'nin beklentileri gerçekleşir. Eski bir Bolşevik olarak
Kerenski'nin hükümetinden hoşnut değildir. "Bana göre sosyalistlerin gelmesi
kaçınılmazdı. Beklenen günün gelmesi ile birlikte gözler gelecekçilere
çevrilmişti. Üye olmalı mı, olmamalı mı? Böyle bir sorun yoktu benim için
(diğer Moskova gelecekçileri için de). Bu benim devrimim.."
Gelenekle
yazan diğer akımların yazarları ise yeni dünyada yerlerini almışlardı
bile. Fütüristlerin durumları tartışma götürür bir haldeydi. Zamanında
savurdukları sloganlar, proleteryanın dünyası ile ters düşebilirdi. Bu
terslikler, fütürizmin ilkelerinde varolan isteklerin doğru bir biçimde
yerli yerine oturmasıyla düzelebilecek miydi? Bu bocalama gösteriyordu
ki, devrim, fütürizmi de ileri çekmişti. Bu durumda edebi devrimcilere
ve gelenek yıkıcılara akademiye giden yol gözükmüştü. Şiir
kuramlarına ait olan şu bildiriyi 1924 yılında "Yargıçlar Balıklığı"
adlı dergide yayınlamışlardı: "Aşağıdaki sıralamada açıkça görülen yeni
yaratış ilkelerini ilk kez olarak yürürlüğe koyduk: 1. Sözcüklerin söylenişini ve biçimlenişini,
harflerde yol gösterici seslerden başka bir değer görmediğimiz için, gramer
kurallarına göre tartmaktan kurtulduk. 2. Sözcükleri yazılış ve söyleniş özelliklerine
göre anlam yakıştırmaya koyulduk. 3. Önek ve soneklerin önemini kabul ediyoruz. 4. Bireysel gerçeğin özgürlüğü adına yazım kurallarını
yadsıyoruz. 5. Sözcüklerin anlamlarını (bizden önce yapıldığı
gibi) yalnızca sıfatların yardımıyla değil, tümcenin başka bölümleriyle,
aynı zamanda değişik harf ve rakamlarla belirtiyoruz: a) yaratıcı bekleyişin ön belirtilerini ve imlerini
yapıtın ayrılmaz parçası sayarak, b)harflerin çiziminde şiirsel etkinin birleştirici
gücünü göstererek, c)Moskova'da "nasıl yazar olunur" adında
kitaplar yazıp da yayınladık. 6. Noktalamayı kaldırdık ve böylece sözel toplamın
işlevi öne çıktı ve anlaşılır oldu. 7. Seslileri zaman ve yer olarak (amacın özelliği),
sessizleri renk, koku, ses olarak anlıyoruz. 8. Her türlü ses uyumunu, ezgilemeyi bulduk.
Khlebnikov konuşma dilinin şiirsel ölçüsünü öne çıkardı. Kılavuz kitaplarda
şiir ölçüleri aramaktan vazgeçtik; her devinim ozan için özgür, yeni bir
uyuma, ezgiye kaynaklık ediyor. 9. Ön uyakları (David Burliyuk), orta uyakları,
ters uyakları (V. Mayakovski) biz ortaya çıkardık. 10. Ozanın sözcük dağarcığının zenginliği onun
değerini besler. 11. Sözcüğü söylencenin yaratıcısı sayıyoruz, sözcük ölürken söylenceye, söylence ölürken sözcüğe kaynaklık ediyor. 12. Yeni konulara gebeyiz, yararsızlık, saçmalık,
yaman hiçliğin gizemi bizimle şiire döküldü. 13. Ünü hor görüyoruz; bizden önce varolmayan
duygular tanımaktayız. Biz yeni bir yaşamın yeni insanlarıyız."
D. Burliyuk, Elena Guro, Nikolay Burliyuk, V. Mayakovski, Bildiri
gösteriyor ki, kuramsallaşma kaygıları gelecekçileri bir okul haline getirmiştir.
Ancak devrim fütürizmi bulunduğu konjonktürden koparıp ileri çektiğinde,
fütürizmin savaştığı sorunların tam tersinden düşünülmesi gerekliliğini
ortaya çıkarmış olur. Artık fütüristlerin yeni dünyada başka bir strateji
belirlemeleri gerekmektedir. Bu
yeni formül LEF Grubu (Sol Sanat Cephesi). Mayakovski, Aseyev, Brik gibi
isimlerin yanısıra fütüristler, formalistler, konstrüktivistler ve kimi
bireysel yazarlardan oluşacaktır. 1. LEF "Sokaklar fırça, alanlar
paletimizdir" sloganıyla sanat ordusunu sokağa davet etmiştir. Sanatın
eşitsiz gelişmenin bir sonucu olarak, toplumun diğer kesimlerinden kopmasını
ilk bakışta ortaya atan LEF Grubu, toplumla buluşmak istemiş, ancak, toplumun
onlara doğru hareket etmesini isteyen bir görüntü yaratmışlardır. Gerçekte,
sanatlarını hayatın içine götürmek istemişlerdir. Unutulmaması gereken
bir şey varsa, fütürizmin çıkışında önemli olan noktalardan birisi de
yüzeysel gerçekçiliğe karşı olan tutumdur. Yeni LEF Grubu dergilerinde
bu tavrı sürdürmüşlerdir. Bu çizgi sanatın yansıtan değil dönüştüren olduğu
sorununu ortaya birkez daha koymuştur. LEF deneyseldir ve arayışlar içindedir.
Yazarın kendiyle, anlattığı vulgar obje arasındaki perspektifi yaratıp
yaratmadığı sorunu LEF'i meşgul eden sorunların başında geliyordu. Troçki,
yazdığı "Edebiyat ve Devrim" adlı kitabında bu konu üstüne şöyle
diyor: "Ama sanatın yalnız yansıtması için değil
dönüştürebilmesi için de yazarla hayat arasında, tıpkı devrimciyle politik
gerçeklik arasında olduğu gibi, önemli bir uzaklık bulunmalıdır." Bu
tartışmalar sonucunda LEF kapanıp, tekrar açılır ve 1928'de tekrar kapanır.
Kim daha üstün, şair mi, Mayakovski
için devrime uyum sağlamak diğer sanatçılara göre daha kolay olmuştur.
Diğer kesimler Mayakovski gibi anayolu bulup hedefe ulaşamayabilirler.
Çünkü Rus entelecensiyasının bilindiği gibi ayrı sınıfları, ayrı akımları
vardır. Bu farklı insan tipleri uzlaşmakla yetinirler. Kendilerini bir
bütünün parçası olarak devrime vermezler. Bunlar genelde akılcılar ve
eklektikleri oluştururlar. Mayakovski ise ait olduğu sınıfın zorluklarıyla
boğuşarak, kendine yol açmaya çalışan bir bohem olarak gelmiştir. O bir
proleter değildir ama, eski dünyaya isyan etmiş ve devrimci bireyciliğini
proleter devrimiyle buluşturabilmiştir. Artık devrim için işler, onun
için yoğundur. Ülke kültürünü yeniden örgütlemeye, sanatı kitlelere maletmeye
ve sokağa indirmeye çalışacaktır. İlk
amaç, yine geçmişin kısıtlı burjuva sanatına son vermek, yerine kitleler
için bir işlevi ve yararı olan yaşamın tüm yönlerini içerecek yeni bir
sanat yaratmaktır. Yaşamla dolu sanatı bütünleme kaygısı, sanatsal üretimle
sanayi üretiminin özleşmesi biçiminde ortaya çıkar. Mücadele bitmemiştir.
Ozan için sanat artık bir araçtır. Bireyin ve toplumun günlük yaşamını,
ilişkilerini, çevresini değiştirecek, kitlelerin yaratıcı gücünü iteleyecek,
güzele ve doğruya yaklaşmalarını, yeni estetik değerlere kavuşmalarını
sağlayacak bir araç. Devrim
öncesi Pantolonlu Bulut'la başlayan üretim sürecini daha yoğunlaştırarak
çalışmaya koyulur. İşçi kültürü örgütlerine girerek şiirlerini fabrikalarda,
toplu mekanlarda güçlü sesiyle okumaya başlar. Bu arada yazmayı sürdürür.
"Yürüyüşümüz" şiiri hem ozan olarak, hem de devrimci yaratıcılığını
en saf ifade eden çelışmalarından biri olur. Marşımız İsyanın ayak sesi, alanları döv! Günlerin öküzü hantal, Altınımızdan daha yücesi var mı? Yeşilliklerle örtülsün kırlar Gök pek sıkkın görünmede nedense, Mutluluğu iç! Türkünü söyle! |