![]() ![]() |
Ahmet Kudsî Tecer(3) "....1758 de yapılan Hîbetullah Sultan’ın doğum şenlikleri (Haşmet - Sûrnâme) yâhut 1582 de yapılan Mehmet III. Sünnet Düğünü’nde gördüğümüz temsîlli eğlenceler hep birer fars örneğidir. Kökleri belki de çok uzak bir geçmişe dayanan bu halk san’atı’nın, "mâşerî vicdan" da dînî bir destekden yoksun kalmasına rağmen XV. Yüzyıldan itibâren müstakil bir mâhiyet, bir san’at şekli olmak, kısaca tam manâsiyle bir tiyatro olmak için çalıştığını görüyoruz. Halk Tiyatrosu’nun yaratdığı bu san’at şekli Orta Oyunu'dur" diyor. Mehmet Fuat Köprülü,(4) Evliyâ Çelebi’nin bahsetdiği(5) (XVIII. Yüzyıl) daki oyun kollarının da birer Orta Oyunu kolu olduğunu ileri sürerek, oyunun eskiliği konusundaki inanışını açıklıyor. Metin And,(6) M. Fuat Köprülü’den de daha ileri giderek, Orta Oyunu’nun Karagöz’le yaşıt, hattâ ondan daha eski olduğunu - kaynak göstermeksizin - söylemekte bir sakınca görmüyor. Bu yazar; "Bizans İmparatoru II. Manuel Palailogos’un 1407 yılından daha önce olması gereken bir yılda, Beyazıt'ın sarayında gördüğü çalgıcılar, kadın, erkek çalgıcı takımları yanında mimus oyuncusu ki - buna taklîdçiler diyebiliriz. - takımlarını kardeşine yazdığı bir kitapçıkta anlatıyor..."(7) diyerek bu mimus oyuncularının, Orta Oyunu aktörlerinin ataları olduklarını imâ ediyor. Diğer taraftan bâzı yabancı araştırmacılar yine hiçbir kaynak göstermeksizin, Orta Oyunu'nun 1790 yılında, Karagöz'ün sahneye (meydana) indirilmesi neticesinde doğduğunu ileri sürüyorlar.(8)-(9) İgnacz Kunoş,(10) "Türk Halk Edebiyâtı" isimli eserinde, Orta Oyunu'nun XIX. Yüzyılda meydana çıkmış bir temâşâ türü olduğunu yazıyor. Vekayi-i Letâif-i Enderûn müellîfi, Hâfız Hızır İlyas Efendi'nin, II. Mahmut devrinde, saraya dâir verdiği izâhât arasında(11) Hicrî 1235 (Milâdî 1819) yılında, Çavuş Aziz Bey ile, Kör Mustafa Bey nâmında iki san'atkârın, hükümdârın huzûrunda (Kol oyunu) oynadıklarını öğreniyoruz. M. Fuat Köprülü, Vekayi-i Letâif-i Enderûn müellîfinin bahs ettiği oyunların, verilen izâhâta göre tam ve mükemmel birer Orta Oyunu oldukları kanısındadır.(12) Selim Nüzhet Gerçek(13) Vekayi-i Letâif-i Enderûn'nun 347. sahîfesinde, Çavuş Aziz Bey'den; "....İşbu Kol Oyunu'nun kolu kanadı ve belki sarayda sebeb-i küşâdı olan Çavuş Aziz Bey'in ......" şeklinde bahs edilmesine takılarak, bu oyunun ilk defa 1819 da, II. Mahmud'un karşısında oynandığı ve daha evvel bu tarzda bir oyunun bulunmadığı kanısına tarafdar görünmektedir. Gerçekten de aynı eserin 350. sahîfesinden alınan bir bölümde, Pişekâr, Kambur, Zenne ve Türk (Anadolulu) gibi bâzı Orta Oyunu tiplerinin (Kol Takımı) nda mevcud olduğundan bahs ediliyor. Selim Nüzhet Gerçek, buna dayanarak(14); "....O zamanlar ismi henüz takılmayan ve usûl-ü kadîmeye göre, çengilerle berâber olduğu için, Kol Oyunu tesmîye olunan bir Orta Oyunu karşısında olduğumuz tezâhür eder." diyor ve 1819 (1235) târihlerine doğru sarayda oynanmaya başlanan oyunun 1825 (1241) yılına kadar gittikçe tekâmül ettiğini söyledikten sonra; "....Ayah Sahhafı Güranlı Hızır Efendi'nin Abdülmecit ve Abdülâziz'in 1836 (1252) de Kâğıthane'de yapılan Sünnat Düğününden bâhis, manzûm eserinde(15) Orta Oyunu'nun ismi geçmektedir." diyerek " Orta Oyun Çeşme(16) oyunla diğer bâziçeler-Eylediler cümle etfâli serâser dilresâ." diye yazdığını kaydediyor. 1833 yılında, Sâliha Sulta'ın düğünü münâsebetiyle, manzûm olarak yazılmış Esat Sûrnâmesi'nde de(17); "....Cümle etrâf-nişîn-i meydan,-Oldu Orta Oyunu'ndan handân..." şeklinde bir ibâre mevcutdur. Bu iki kaynaktan XIX. Yüzyıl'ın birinci yarısında. Kol Oyunu'na artık Orta Oyunu denilmeğe başlandığı anlaşılmaktadır. Orta Oyunu'nun XIX. Yüzyıl başlarında son şeklini almış olduğu kanısına varmış bulunan araştırıcıları düşündüren ve tereddüde düşüren nokta; (Râşit Târihi) nde.(18) II. Mustafa'nın tahtdan indirilmesine sebeb olan 1703 (1115) isyânı anlatırken, tarihçinin, "..Âyân ve ahâlinin işbu mahalde dâvetlere bâbında tekit ve şedît mürâseleler tahrîr ve içinde şöyle yaz, böyle yaz diye imlâya gelmez ve zurûf-u hurûfa sığmaz savt-u safir teklîf edip, bâziçe-i güftügûları yazıcı oyunundan nümûnedâr oldu..." şeklinde kaydetmiş olmasıdır. Buna göre XVIII. Yüzyıl'da yazılmış Râşid Târihi'ne bakarak Orta Oyunu piyesleri arasında mevcud (Yazıcı Oyunu)'nun bu asırda bilinmekte olduğu anlamı çıkarılabilirse de (19) Orta Oyunu repertuvarında bulunan oyunların hemen hepsinin, Orta Oyunu'ndan çok eski bir mâzisi olan (Hayâl Oyunları) Karagöz repertuvarından alınmış olduğu ve (Yazıcı Oyunu) Karagöz repertuvarında da bulunduğu cihedle, Râşid Târihi'nde bahs edilen (Yazıcı Oyunu) nun, Karagözdeki (Yazıcı Oyunu) olup olmadığı düşüncesi üzerinde neden durulmamış olduğu sorulabilir. Orta Oyunu'nun, kendinden önce var olan dramatik eğlencelerden etkilenmiş ve onların (taklîd, oyunun dans, müzik, şarkı refâkatinde sevk ve idâre edilmesi gibi), bâzı husûsiyetlerini muhâfaza etmiş olması tabiîdir. Fakat bu husûs, oyunun çok eski bir tarihte de (meselâ XVI. Yüzyılda) var olduğunu farz etmek için yeter sebeb değildir. Vekayi-i Letâif-i Enderûn'a bakarak XIX. Yüzyılın birinci yarısında tekâmülünü tamamlayıp (klâsik) şeklini almaya başladığı anlaşılan Orta Oyunu, (Kol Oyunu) etkisinde bir gelenek olmak üzere, erkek dansçılardan kurulu on iki kişilik bir (köçek) topluluğunun müzik eşliğinde oynadıkları oyunlarla başlardı. Köçekler, dansa devam ederlerken, önde Tiryâki olmak üzere, kol takımına mensub olan oyuncuların hepsi, kendilerine mahsûs kıyâfetleri ile meydana gelip,(20) dansçıları gûyâ taklîd ederek oynarlar ve (Curcuna) denilen bu kısım bittikten sonra asıl oyuna başlanır. Sonraları başlıbaşına bir tip olarak taklîdler arasında rolünü yapması ile yetinilmiş olan Tiryâki tipinin, köçeklerle birlikte çıkıp, tuhâflık etmesinden vazgeçilmiş, daha sonra (Curcuna) kısmı kaldırılmış, Cumhûriyetin ilânı yıllarında köçek oynatılması hükûmetçe yasak edildikten sonra da, bu müzikli ve danslı bölümden büsbütün vazgeçilmiştir. Bununla beraber, Orta Oyunu'nda her tipin, oyun yerine (palanga) gelmeden önce, zurna tarafından çalınan bir havası vardır, ve çok defa tipler, zurnanın çalmakta olduğu parçayı terennüm ederek ortaya çıkarlar. Oyun esnâsında müsâit bir zemin, bir bahâne icâdına imkân bulunduğu takdirde, tiplerin mahallî danslarını oynamaları da olağandır. Daha önce bahsettiğimiz iki kaynağın yardımı ile, Orta Oyunu'nun bu isim altında oynanmağa başlandığı târihi kısmen tesbît edebildiğimiz halde,(21) oyuna bu adın neden dolayı verilmiş olduğunu kat'î olarak yansıtan bir vesîka bulunmadığı cihedle, bu husus, sâdece bâzı yorumlardan ibâret kalmaktan öteye geçememektedir. Oyunun, bir meydan üzerinde, seyirci ile çevrelenmiş olarak, orta yerde oynandığı düşünülürse; akla en yakın gelen şekilde, ortada oynanan oyun anlamına, Orta Oyunu denildiğini kabûl etmek gerekir. Bu konuda çalışmış olan bâzı araştırmacılara göre, Orta Oyunu terimine en yaygın olan anlamından başka anlamlar da yüklemek kaabildir; 1- Orta Oyunu ile yapı bakımından bâzı benzerlikleri de bulunan Commedia del I'Arte nin(22) Türkçe'ye (Arte Oyunu) şeklinde girerek, sonraları (Orta Oyunu) olması ve Orta Oyunu'nun da, (Commedia del I'Arte) ile olan benzerlikleri gözönünde tutularak, ona da bu adın verilmesi husûsundaki görüştür. Bkz. Metin And - Kavuklu Hamdi' - den Üç Orta Oyunu-Sf.10. 2- Diğer kanı, Osmanlı Ordusu'nda, askerleri eğlendiren oyun kollarının mevcûd olduğu hatırlanarak, kelimenin Yeniçeri ortaları ile ilintisi düşünülmek sûretiyle destekleniyor.(23) Her iki nazarîyeyi göz önünde tutmakla beraber, aksini kat'î olarak isbât edecek bir vesîka ortaya çıkıncaya kadar, Orta Oyunu teriminin, (ortada oynanan oyun) anlamına gelmek üzere kullanıldığını kabûl etmek doğru olur kanısındayız. Orta Oyunu, II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülâziz ve II. Abdülhamit devirlerinde, -hattâ son iki hükümdârın zamanında Avrupâî tiyatronun yerleşmesine çalışılmasına rağmen - sarayda ve halk arasında itibâr ve rağbet görmeye devâm etmiş, ancak XX. Yüzyılın başlarında, gerek batı menşe'li(Avrupâî) tiyatronun rekâbeti ile mücâdele edemeyişi, gerekse büyük san'atkârlarının birer birer eksilmesi yüzünden gücünü ve dolayısıyla gördüğü rağbeti kaybetmiş ve nihâyet tamamıyla ortadan kalkmıştır. Batı menşe'li tiyatronun getirdiği beşerî temalar üzerine ustaca kurulu piyeslerin seyirci üzerinde yaptığı tesîr öylesine büyük ve kat'î oldu ki, artık aynı seyircinin(Halk Tiyatrosu'na) ilgi duyması ve ondan etkilenmesi imkânı hemen hemen büsbütün kaybedildi. Bununla beraber, 1939 dan itibâren, zaman zaman Orta Oyunu'nun diriltilmesi için, sâdece fikir alanında kalmasına rağmen, bâzı düşüncelerin makale ve konferanslar vâsıtasiyle duyurulmaya çalışılarak, bu tarihî temâşâ türünün, modern tiyatro içinde tamamıyle yok olmasını önlemek için gayret sarfedildiği de görülüyor.(24) Bu maksatla yazılmış oyunlar cümlesinden olarak, Hüsamettin Bozok(25) "Orta Oyunu'nu Diriltmek İçin" isimli makalesinde, Orta Oyunu'nun ölümünü hazırlayan sebepleri; "1- Eskilik (Değişmemiş olmak.) 2- Zaman ve Cemiyet hayatının akışını tâkib edememek, mevzû ve muhtevâ itibâriyle geçen asrın Osmanlı cemiyetine bağlı kalmak. 3- Oyundaki tiplerin artık aramızda bulunmaması. 4- İlkel bir san'at telâkkî edilmesi. 5- Sinema, tiyatro, hattâ radyo gibi rakîblerin hücûmlarına karşı koyamayışı. 6- Harp sonrası nesilleri arasında nüktenin (esprit) kıymetini kaybederek, bunun yerine hareket unsurunun birinci plâna geçişi." olarak sıraladıktan sonra, Kavuklu Ali Efendi, Âsım Baba, Sefer Mehmet gibi son Orta Oyunu üstâdları ile yaptığı konuşmalardan bahisle, bu san'atçıların hepsinin, mevzûda, tiplerde ve kostümlerde her türlü yeniliğin mümkün olduğu kanısında bulunduklarını söylüyor. Diğer taraftan Burhan Felek,(26) bir "Zuhurî Kolunu İhyâ Cemiyeti"(27) kurmak ve eski, ihtiyar esnafı himâye etmek, amatörler arasındaki haraketleri teşvik ve takdîr ederek, işe bir san'at çeşnisi verilmelidir. Tasvîyesinde bulunuyor. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, 1942 Nisanının on birinde, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi'nde, modern bir tiyatro örneği olarak hazırladığı (Muhtar Oyunu)nun talebe tarafından oynanması münâsebetiyle verdiği bir konferansta,(28) Orta Oyunu'nu modernleştirme imkânına da temâs ederek, Orta Oyunu'nda geçici; (tem, şahıslar, aksiyom) ve kalıcı; (meydanda oynamak, ritmik, müzikal olmak, dialog yapısı, sürrealist olmak, irticâle dayanmak) gibi unsûrları saydıktan sonra, kalıcı olanlarından istifâde etmek yolu ile tamamiyle (yeni) leştirileceğine, inandığını ifâde ediyor. Gerçekten, Orta Oyunu'nun eskimeyen birçok yanı, olduğu gibi bırakılarak ve bugün için gereksiz olan yanları ayıklanarak meydana çıkarılacak seyirlik türü, modern tiyatro'nun, sahne san'atını kendisine dönmeğe zorlayan yeni akımlarına hiç yabancı kalmayacak bir yapıda olabilir. Meselâ; (modern arena) veya (plâstik sahne) denilen üç veya dört tarafı seyirci ile çevrili sahnede oynamak, şarkı, dans, koro gibi (lyrik) unsurlârı yeniden tiyatroya almak, daha rahat hareket etmek imkânını elde etmek için plâstik sahnede zâten büsbütün gereksiz olan dekoru asgâriye indirmek ve oyunu gerçeküstü bir mekânda tasavvur etmek gibi, (absurde) tiyatronun yöneldiği özellikler, esasen bizim tarihî tiyatromuzda bulunan unsûrlardır. Orta Oyunu'nun diriltilmesi için yakınlarda yapılan en olumlu çaba, (Genç Oyuncular) Tiyatro topluluğu tarafından anonim olarak hazırlanan ve 1962 yılının Temmuz ayında V. Erdek Şenliği'nde temsîl edilen (Vatandaş Oyunu) isimli Orta Oyunu denemesidir.(29) Oyun Kolları: (Kol) deyimi, oyuncu topluluğu(takım), (kumpanya), (troupe) anlamına gelen yerli bir tiyatro terimi olarak kullanılmıştır. (Kol Oyunu), bir oyun kolu programı içinde, müzik, dans, taklîd ve bir konu etrafında gelişen sözlü oyunların toplamıdır. Bâzı oyun kollarının isimlerini birkaç tarihî kaynaktan, bu arada en çok (Sûrnâme) lerden öğrenebiliyorsak da, bu oyun kolları, saray eğlencelerine, hükümdâr düğünlerine, şehzâdelerin sünnet şenliklerine çağırılmaya lâyık görülmüş olduklarına göre, içinde bulundukları devrin en meşhur san'at topluluklarıdırlar demektir. Bu itibârla, bugün için meçhûl, ikinci, üçüncü derecede pek çok oyun kolunun bulunabileceği tabiîdir. Evliyâ Çelebi, 1635 yılında, İstanbul'da yapılmış bir esnaf alayı münâsebetiyle (on iki) meşhûr oyun kolunun isimlerini veriyor:(30) 1. Parpul Kolu. 2. Ahmet Kolu. 3. Şehiroğlanı Kapucuoğlu Osman Kolu. 4. Servi Kolu. 5. Babanazlı Kolu. 6. Zümrüd Kolu. 7. Çelebi Kolu. 8. Akîde Kolu. 9. Cevâhir Kolu. 10. Patakoğlu Kolu. 11. Haşona Kolu. 12. Samurkaş Kolu. Gene aynı kaynaktan, bu kolların iki yüz - dört yüz kişilik kalabalık topluluklar olduklarını öğreniyoruz. Selim Nüzhet Gerçek,(31) Evliyâ Çelebi'nin, oyun kollarının mâhiyeti hakkında verdiği bilgiyi; ".....Birincisinin, (Ebülkelâm bir alay rind-i cihân luubedebâzân..) ikincisinin (Âfitap misâl rakkaslar..) üçüncüsünün (Her biri yegâne-i asır hânende ve sâzende mukallîdler..) dördüncüsünün (Yetimiş ağı yırtmış rind-i cihânlar..) beşincisinin (Mukallîd-i sâhip kelâm ve arz-ı Acemânede rakkaslar..) altıncısının (Rumlara müteallik taklîdlerde mâhir oyuncular..) yedincisinin (Hânende, sâzende ve rakkaslar..) sekizincisinin (Bahçe ve bahçevan Gürcü taklîdi yapanlar muthîk ve mutrîb-i ruhnüvâzlar..) dokuzuncusunun (Çenebazlıkta ve her türlü luubedebâzlıkta ileri gidenler..) onuncusunun (Maskaralar..) on birincisinin (Rakkâslar..) on ikincisinin (Muhtelif oyunlar oynayan mukallîdler.) olarak özetledikten sonra; "Hulâsaten naklettiğim bu satırların aslındaki tafsilât da bize bir şey öğretmemektedir. Ve öğrendiklerimizden de bütün bunların Orta Oyunu ile alâkası olmadığına hükmedebiliriz. Kol takımı çengi takımı demektir. Târihlerde Samurkaş Kolu, Akîde Kolu gibi daha birçok çengi takımlarının ismi geçer. Bu kolların efrâdı arasında taklîd yapanlar da vardır." "Daha birçok mukallîdden bahseden Evliyâ Çelebi onlar hakkında tafsilât verirken Orta Oyunu gibi bir oyun mevcûd olsaydı elbette izâhât verirdi. Esasen taklîd, Selçuk saraylarına varıncaya kadar bütün şark'da çok mergûp bir san'attir. Fakat taklîd tam mânâsiyle bir temâşâ nev'i sayılamayacağından üzerinde ayrıca durmuyorum..." diyor. Oyuncu Kollarında da, diğer esnaf topluluklarında olduğu gibi, usta, kalfa, çırak kademeleri bulunup, başlarına (Ser-kâr), (Ser-çeşme), (Pîr) yada (Kolbaşı) deniliyordu. vehbî Sûrnâmesi,(32) Lâle Devri'nin meşhûr kollarından; Bahçevanoğlu Kolu, Edirneli Kolu, Halil Kolu'nun, Nâbî Sûrnâmesi de,(33) IV. Mehmet zamanında (1677) şehzâdelerin Edirne Sarayı'nda yapılan sünnet düğünü münâsebetiyle; Cevâhir Kolu, Edirne Kolu gibi kolların isimlerini veriyorlar. Yakın târihlerdeki kaynaklardan da,(34) Zuhûrî Kolu, Han Kolu, Kirli Kol, Yoran Kolu gibi oyun kollarının bulunduğunu öğreniyoruz. Metin And,(35) Hayâlî Sâlih Efendi idâresinde, Üsküdar'da, Bağlarbaşın'da temsîller veren Kamburlar Kolu, Şehzâdebaşı'nda temsîller veren, Kolbaşı Hamdi yönetiminde Hacı Bekçi Kolu, Direklerarası'nda temsîller veren Çifte Kamburlar Kolu, Üsküdar'da Bağlarbaşı'nda tesîller veren Kavuklu Âgâh Efendi yönetiminde Han Kolu, Kâmil Ağa yönetiminde Süpürge Kolu'nun varlığından bahs ediyor. Selim Nüzhet Gerçek,(36) Han Kolu, Zuhûrî Kolu, Süpürge Kolu bâzı kollardan bahsetdikten sonra; "....Bu kumpanyaların derecesi onu terkîb eden san'atkâr adet ve kıymetlerine bağlıdır. Yoksa mevcûd zihâba göre, bu kol birinci sınıf, şu kol ikinci sınıf gibi kat'î tasnîfler yapmak doğru değildir." diyor. Orta Oyunu'nu meydanda oynamak zorunluluğu gereğince, yaz aylarında açıkta kurulan geniş oyun yerlerinde oynandığı ve bunun için, halkın rağbet ettiği mesîrelerin tercîh edildiği biliniyor. Bununla ilgili olarak, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tiyatro Enstitüsü Kitaplığındaki yazma Orta Oyunu metinleri arasında bulunan yer adlarını bildiren bir liste bize yol gösteriyor; Üsküdar (Bağlarbaşı - Çiftlik Gazinosu Bahçesi - Sarıkaya Parkı), Çengelköyü (Havuzbaşı), Eyüp (Ortakçılar - Kazıklıbağ - Şifâ Havuzu), Kadıköyü (Kuşdili - Yoğurtçu Çayırı - Fenerbahçe), Kızıltoprak (Papazın Bağı), Boğaziçi (Bebek Bahçesi), Üsküdar (Doğancılar - Haydarpaşa Çayırı - Nuhkuyusu - Bitlikâğıthâne - Koşuyolu), Merdivenköyü (Mama), Edirnekapı hârici, Yenibahçe Çayırı, Kumkapı, Bakırköy, Kâğıthane Çayırı, Edirnekapı, Küçüksu, Kestânesuyu, Çırçırsuyu, Hünkârsuyu, Büyükdere Çayırı, Bendler, Libâde (Küçükçamlıca yamacı). Diğer taraftan Ali Rizâ Bey'den,(37) yaz aylarında Orta Oyunu oynanan ve bu listede bulunmayan üç semtle, (Moda Burnu - İçeri Göksu - Çubuklu), kışın temsîl verilen; (İskilip Hanı - Kadri Paşa Hanı) gibi kapalı yerlerin adını öğreniyoruz. Bu arada kışın, - bilhassa Ramazan aylarında - bütün İstanbul'un temâşâ hayatının teksîf olunduğu Direklerarası'nı da hatırlamak gereklidir. NOTLAR Nihal Türkmen'in "Orta Oyunu" adlı çalışmasının 1971 tarihli basımından alınmıştır.
|