
Avner
Ziss
|
|
Estetikte trajik ile
komiğin önemi ve kapsamı, bu kategorileri geneldeki temel görüngülere
ilişkin estetik bir değerlendirmeyi dile getirmelerinden ve güzel kategorisiyle
birlikte sanatın başlıca konularıyla ilgili oluşlarından kaynaklanır.
Gerçek dünyada trajik ile komiğin alanı güzelinkinden daha sınırlıdır;
salt toplumsal yaşamla ilgilidirler çünkü; bu kategorilerin doğayla bir
alış-verişleri yoktur. Doğa, iyiliğe de kötülüğe de nasıl yabancı ise,
acı göz yaşlarını da, komik gülmeyi de bilmez. Taşıdıkları toplumsal içeriğe
göre yaşamdaki olaylar trajik ya da komik ayırtılar kazanırlar.
Trajik ile komiğin bu son derece önemli özgüllüğü, kimi araştırmacıları,
bunları estetik değil de, etik kategoriler gibi görmeye sürükler. Trajik
ile komiğin içeriği, kısmen de olsa, ahlâksal bir değerlendirmeyi gerekli
kılar kuşkusuz; onun için etik ile estetiğin birliği apayrı bir kuvvetle
ortaya çıkar; ancak şu da var: Trajik ya da komik olaylar, karakterler
ve çatışmalar, en parlak ve en tam bir biçimde ancak sanatta somutlaşırlar.
Trajikle komiğin özü, ahlâksal kavramlarda değil, tersine, sanat yapıtlarında,
tek tek karakterlerin somut ve duyulur yaşamında, gerçek olaylarda eşsiz
bir derinlikle dışa vurur.
Trajik ile komik, daha ilk başta tiyatro ile dramaturji alanında kendilerini
göstermiş olan ve en yetkin bir biçimde buralarda somutlaşan, tragedya
ile komedya türlerine indirgenemez. Onların gerçekte; çok daha geniş bir
anlamı vardır; yaşamdaki olayların estetik değerlendirilmesinde kategorileri,
bu kategorilerin sanatsal somutlaştırılmasındaki ölçütleri ve ilkeleri
oluştururlar. Trajik çatışmalar ve komik durumlar, tuhaf (dröle) ya da
dramatik karakterler, hemen hemen, sanatın bütün dallarında bulunurlar.
Roman türü; tragedya türünden büyük ölçüde ayrılır ama, Victor Hugo'nun
Quatre-vingt-treize'i ve Şolohov'un Ve Durgun Akardı Don'u büyük devrimci
dönemlerin yol açtığı, tragedyaya yaraşır çatışmaları ve karakterleri
büyük bir kuvvetle sahneye çıkarırlar. Öte yandan Tvardovski'nin değerli
yapıtı Vassili Tiorkin de, aslında bir uzun şiir olmakla birlikte, komedyaya
özgü çizgilerle doludur. Edebiyatta ve sinemada, müzikte ve plastik sanatlarda
değişik türler, yaşamdaki dramatik ve eğlendirici olayları yansıtırlar,
trajik ve komikle ilintili sanatsal yöntemleri rahatça kullanırlar.
İlk bakışta birbirine karşıtmış, hatta birbirini dışta bırakıyormuş gibi
görünebilir bu iki kategori. Özel estetik bilgisi olmadı mı, her insan
trajiği acı ve üzüntüye, komiği de sevince ve gülmeye bağlar geçer. Sanatta
ise trajik, ruhun soylu atılımlarına ve derin felsefî fikirlere bağlı
olurken, komik de günlük yaşamla, "gündelik olan"la, "hafif türler"le
ilgili görülür. Bu durumda, birbiriyle bağdaşmaz, saltık karşıtlıklar
varmış gibi gelir insana. Ne var ki, trajik ile komik, sevinç ile acı,
gülme ile üzüntü, bayağı ile yüce, yaşamda çoğun birbirine karışır, birlikte
bulunur. Sanatta ve yaşamda komik ile trajik kimi zaman öylesine birbirine
girer ki, şu ya da bu görüngüde ikisinden hangisinin daha baskın olduğunu
söylemek güçleşir. İşte bu yüzden, ne denli birbirine karşıt olsalar da,
estetik fenomenler olarak içlerinde, genel geçer değerde toplumsal bir
içerik taşıdıkları sürece yine de birbiriyle sımsıkı bağlıdırlar.
Yaşam çok karmaşıktır, kimi koşullar altında trajik komiğe dönüşebilir;
ama tersi de olur bunun. Gerçek yaşamda trajik ile komiği katıksız bir
durumda bulmak öyle pek sık rastlanır bir şey değildir; çoğu kez bir bakıma
birbirini tamamlar bunlar ve belirli bileşimler oluştururlar: Özünde trajik
olan bir olay, komik bir nüans da gösterebilir; ayrıca gülünç (burlesque)
olan bir şey de sık sık trajikten bir iz taşır. Bu gibi durumlarda doğan
zıtlık, trajik ile komiğin farklı yanlarını gün yüzüne çıkarmaya ve güçlendirmeye
yardımcı olur çoğun. Etkili dramatik durumlarda, günlük ve sıradan olaylarda
bunların birbirine karıştıkları da görülebilir ayrıca. Puşkin şöyle yazıyordu:
"Şu noktaya dikkati çekeceğiz: Yüksek (nitelikli) komedya yalnız gülmeye
dayanmaz ve çoğun tragedyaya yaklaşır". Ağlarken gülme; birçok sanatsal
türü belirginleştiren ve dramaturji ile tiyatroya, epik edebiyat ile sinematografik
kimi türlere damgasını vuran şey de budur işte.
Shakespeare, tragedyalarında genellikle soytarıları da oyuna karıştırır
ve komiğin yöntemlerine başvururdu. Charlie Chaplin'in filmleri komedyadır
ama, kapitalist toplumdaki küçük adamların tragedyasını eşsiz bir güçle
ve açıklıkla gözler önüne serer. Modern sinemanın en büyük komedya yazarı
(comédiographe) Chaplin, sanatta, gülmenin gücüne de, gözyaşlarının gücüne
de aynı değeri verir.
Geçen yüzyılın büyük Rus eleştirmeni Nikolai Dobroliubov'un çok güzel
belirtmiş olduğu gibi, sanatta trajik ile komiğin bir ortak yanı vardır:
Bir ve aynı sürecin çeşitli yanlarını değişik tarzda dile getirirler ve
birbiri ile kutuplaşmış olmalarına karşın, benzeş köklerden doğarlar.
"Tragedya ile komedya şu olguyla birbirine yaklaşır: Her ikisi de içeriklerini
olup-bitenlerin anormal bir durumundan alır ve burada bir çıkış yolu bulmayı
amaçlar. Ancak tragedya şu noktada farklılaşır: Dışsal durumlara, (dış
koşullara) yani eskilerin Fatum adını verdikleri şeye bağlıdır ve bizim
istencimizle hiçbir ilgisi yoktur; buna karşılık komedya da tersine, kendi
budalalığı yüzünden ortaya çıkan ve sürüp giden engellerden sakınmak için,
insanoğlunun içine düştüğü kaygıları alaya alır." Şu sonuç çıkar buradan:
Dobroliubov'un görüşüne göre -ki biz de katılıyoruz buna- trajik ile komik,
insanın sonu gelmeyen özlemleri ile insanî olanakların tarihsel sınırlılığı
arasındaki çelişkiden doğar. [İşte bu çelişki, hem bir trajik çatışmayı,
hem de komik bir durumu kesenkes içinde saklar.]
Demek ki yaşamda trajik ile komiğe saf durumda rastlamak pek kolay olamamakta;
ama, sanatta durum böyle değildir. Sözgelimi ne Euripides'in tragedyaları,
ne Rembrandt'ın Savruk Çocuğun Dönüşü tablosu, ne Beethoven'in Kahramanlık
Senfonisi komik öğe içerir. Ne var, gerçeklik ve toplumsal ilişkiler ne
denli çeşitli yüzler gösterirse, toplumsal sınıf ve gruplar toplumsal
gelişim yolunda ne denli etkin bir mücadele sürdürürlerse; gerçeği, tragedya
ve komedya gibi, kesenkes birbirinden ayrılmış türlerde yansıtmak o denli
güçleşir. Çağdaş sanatın trajik ile komiği birbirine gitgide daha çok
karıştırmak doğrultusundaki eğilimi de buradan gelir. Yaşamdaki derinden
derine trajik olayların örtüsünü açmak için, gitgide artan bir sıklıkla
komedyanın yöntemlerine ve çizgilerine başvurulmaktadır. Buna karşılık
komik de çoğun gerçek bir trajik anlayışın izlerini taşımaktadır. Nitekim,
Stanley Kramer'in ünlü filmi Deliler Teknesi yoğun bir biçimde dramatik
olaylar yansıtır, ama, aynı zamanda hem gülmeyi ve hem göz yaşlarını,
yani hem komik hem de trajik yanları da içerir.
Herhangi bir estetik kategoride olduğu gibi trajik ve komik kategorilerinde
de nesnel ile öznelin payını ayırmak gerekir. Gerçeklikte nesnel olarak
vardır bunlar, toplumsal çatışmanın belli bir karakterinden temellenirler.
Öte yandan bir olay kimilerince bir tragedya gibi algılanabilirken, başka
kimselerde gülmeye yol açabilmektedir. Sebebi şudur bunun: İnsanlar, yaşamdaki
olayları, kendi toplumsal konumlarıyla, dünya görüşleriyle, düşünme tarzlarıyla
belirlenen ve somut bir tarihsel taban üzerinde gelişen, açık-kesin ideallerle
uygunluk içinde algılarlar.
Gerçeğin estetik özümsenmesi, trajik ile komiğin ne olduğunu açıklığa
kavuşturmayı, trajik çatışmaların ve komik durumların, gülünç ve dramatik
karakterlerin özünü gün yüzüne çıkarmayı gerektirir.
Demek şimdi, anladığımıza göre, trajik ile komiğin benzer özellikleri
vardır ve bunlar birbirini etkileyebilirler. Ama şu da var, aralarındaki
temelli ayrımları ortadan kaldırmaz bu; diyeceğim, bu kategoriler sanatta
ve yaşamda farklı olayları ele alıp işlerler, dünyanın estetik zenginliğinin
çok çeşitli yanlarını yansıtırlar. Trajik ile komik farklı estetik kategorilerdir,
son çözümlemede, her birini ayrı ayrı incelemekte yarar vardır.
|