|
HÜSEYİN
EROĞLU - SEVGİM DENİZALTI
Birgün
Gazetesi - 10/02/2008
Hafızalarımıza
kazanmıştı, Sivas Madımak otelini ateşe verenlerin insanlık dışı jötocjraflan
ve içerde çaresizce ölümü bekleyenler... Içerdedikileri kurtarmak için
ne bir ses ne de yardım geliyordu. Bu insanlık dışı olayın üzerinden çok
geçti ama hangimiz unutabildik, unuttuk mu yoksa! Biz de belleğimizi yitiriyor
muyuz toplum olarak? Ama bize unutturmuyor Genco Erkal'ın yazıp sahneye
koyduğu 'Sivas 93' oyunu. O olayı yeniden yeniden önümüze koyuyor. Oyunda
yer alan tiyatro sanatçısı Yiğit Tuncay'la bir araya geldik dünü ve bugünü
konuştuk.
»
Tiyatroda 30. yılınızı doldurdunuz. Tiyatro öykünüzü bize anlatır mısınız?
1978 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk Oyunları Bölümü,
bir çocuk müzikalinde palyaço rolünü oynayacak bir çocuk arıyordu. Ben
de bu rol için yapılan sınava katıldım. O sınav sonucunda rolü benim oynamama
karar verildi. O zaman ben sekiz dokuz yaşındaydım. Sonra da bırakmadım
tiyatroyu, devam ettim.
»
Hangi tiyatrolarda çalıştınız?
Lale Oraloğlu Tiyatrosu'nda oynadım. Tuncel Özinel Tiyatrosu'nda oynadım.
Bir dönem Ali Poyrazoğlu tiyatrosunun oyunculuk atölyesi vardı, o atölyedeki
çalışmalara katıldım. 1985 yılında Hadi Çaman'a geçtim. Hadi Çaman Yeditepe
Oyuncularında altı yıl çalıştım. Bu esnada Oben Güney'le tanıştım. Onun
sahneye koyduğu oyunlarda onunla beraber çalışmaya başladım. Sonra Hadi
Çaman Yeditepe Oyuncuları'nda oyunculuğun yanı sıra yönetmenlik deneyimim
de oldu. Çok genç yaşta, 21 yaşında Aldo Nikolai'nin oyununu sahneye koydum.
Çok ilginç bir deneyimdi, çünkü ben bir yönetmen olarak çok gençtim, fakat
oyun üç ihtiyarın hikâyesini anlatıyordu. Profesyonel olarak ilk yönetmenlik
deneyimim o oyundur. Daha sonra, 1989'da Genç Seyirci Tiyatrosu adı altında
bir tiyatro kurduk. Bu tiyatronun ilk gösterimine Dostlar Tiyatrosu sahnesinde
başladık. Tek kişilik bir oyun olan Pantolon-lu Bulut'u sahnelemeye başladım.
Mayakovski'nin şiir ve yaşam kesitlerinden sahneye uyarlamıştım. 89 yılından
96'ya kadar, yaklaşık 7 yıl boyunca bu oyunu sergiledik.
»
Pantolonlu Bulut, oyununun oluşma sürecinden biraz bahseder misiniz? Mayakovski
sevgisi nerden geliyor?
Mayakovski, benim en sevdiğim şairlerden biridir. Benim için şiirde üç
tane damar vardır. Biri Charles Baudelaire'dir, biri Mayakovski, biri
de Nazım'dır. Bu şairler beni çok etitiler, Nâzım'la ilgili çok şey yapılıyor.
Oysa Mayakovski'yle ilgili hiçbir şey yapılmamış, onunla ilgili bir şeyler
yapma fikri oluştu. Zaten şiirleri ortaya bir kurgu çıkarma fikrini veriyordu.
Özellikle de Pantolonlu Bulut şiiri... Ve onun şiirlerinden, yaşam kesiderinden
yola çıkarak tek kişilik bir oyun oluşturdum. O zaman birçok tiyatro eleştirmeni
oyunu izlerken, "Sahnede Mayakovski'ye benzemeyen bir adam var, ama
sahnede Mayakovski var" diyorlardı. Bu da zaten benim oynarken Mayakovski
ile özdeşleşmeyi aramadığımdan, şiiri ve kurguyu öne çıkarmak istememden
kaynaklanıyordu. Seyirci Tiyatrosu, Halk Sahnesi Oyuncuları'na dönüştü.
Halk Sahnesi Oyuncuları olarak bir de atölye oluşturduk. Bu atölyeyi de
Ortaköy'deki İdil Kültür Merkezi'nde açtık. Orada bir süre tiyatro atölyesi
çalışmaları yürüttük, oyuncu yetiştirdik. O Halk Sahnesi Oyuncuları hâlen,
bugün bile varlığını sürdürüyor. -
»
Bu arada Grup Yorum'un Boran Fırtınası albümü çıkmıştı. Siz de şiirlerini
okumuştunuz.
1996 ölüm orucu sürecinde hapishanelerde yaşanan gerçekliğin üstüne, Grup
Yorum bir albüm çalışması yapmak istiyordu. Ben de o albüm çalışmasına
dâhil oldum. Boran Fırtınası albümünde birlikte çalıştık. Türkiye'de yaşanan
bir gerçekliği böylesine müzikal bir çizgiye taşımak, müzikle ifade edebilmek
enteresan bir deneyimdi ve türünün tek örneğiydi.
»
Genco Erkal ve diğer oyuncularla birlikte yine yepyeni bir tarz deniyorsunuz.
93 yılında ülkemizde ve dünyada büyük infial yaratan gerici bir katliam
yaşandı. Siz, bu katliamı tamamen gerçeklere, tanıklıklara dayanarak bir
oyun haline getirdiniz. Bu da Türkiye'de bir ilk, değil mi?
Evet. Belgesel tiyatro adına Türkiye'de, yine Dostlar Tiyatrosu 70'li
yıllarda birçok örnek sundu. Belgesel tiyatronun Türkiye'ye girişinde
Dostlar Tiyatrosu'nun çok büyük emeği vardır. Fakat bu oyunun farkı şu,
bir belgesel filminin kurgusuyla tiyatro sahnesindeki aksiyon beraber
yürüyor. Yani bir sinema kurgusu ve bir tiyatro kurgusu aynı anda yürüyor.
Bu anlamda, çok bilemiyorum ama, belki de dünyada ilktir bu. İlginç olan
bir şey daha var, belgesel filmin kurgusu tamamen bir gerçeklikten, gerçek
görüntülerden oluşturulan bir kurgu.
»Sivas
93, katliamı anlatan bir oyun. Böyle bir oyunda oynamak sizde nasıl bir
duygu yarattı?
Bir defa bu katliamın olduğu anı çok iyi hatırlıyorum. O yaşananlar hepimizin
üzerinde derin bir iz bırakmıştır. Bunun öncesi de var tabii, Çorum'u
var, Maraş'ı var, bunların hepsi bu toplumda ciddi izler bırakmış olaylardır.
Sivas da bunlardan biri. Bu izleri taşıyan insanlar olarak, böyle bir
olayı anlatan bir oyunun içinde olmak çok farklı bir duygu. Çünkü öfkeliyiz.
Ancak bu öfkeyi oyunu oynarken yansıtmamak zorundayız. Hatta sahnede çok
yoğun duygu taşıyan laflar olmasına rağmen, o duyguya girmemek zorundayız.
O oynadığımız, anlattığımız lafla aramıza mesafe koymak zorundayız. Bu
zaten bizim göstermeci oyunculuk dediğimiz tarz. Yani öz-deşleşmeci olmayan,
göstermeci oyunculuk dediğimiz tarzın temel yöntemi. Brecht'in yöntemidir
bu. Ancak bu öfkeyi taşıyıp aynı zamanda bu yöntemle oyun oynayabilmek
çok zor. İster istemez insanın içinde bazen tuhaf duygular oluyor. Mesela
bazı oyunlarda oyuncu arkadaşlarımız lafları kaçırabili-yor. Bazen bir
laf söylerken gözleriniz dolabiliyor, aslında gözlerinizin dolmaması gerekiyor.
Ya da öfkelenip sesinizi yükseltebiliyorsunuz o lafı söylerken, ama sesinizi
yükseltmemeniz gerekiyor. Ancak insan kendine engel olamıyor, bu da oyunculuk
açısından çok zor bir mesele.
Bir
de oyunla ilgili bir anımı anlatmak istiyorum. Sivas 93 oyununda Genco
Erkal'la ikimizin bir sahnesi var. O, Aziz Nesin'in otel içindeki durumunu
anlatıyor. Ben de Lütfü Kaleli'nin. Biliyorsunuz, Aziz Nesin ve Lütfü
Kaleli, otelden beraber kurtuldular. Lütfü Kaleli, Aziz Nesin'in, itfaiyenin
yangın merdivenine çıkmasına yardımcı olmuş, onu yukarıya kadar taşımış.
İlk oyunda, Lütfü Kaleli'yi oynarken, bir de baktım, karşımda Lütfü Kaleli
oturuyor. Hayatımda ilk defa sahnede bir insanı oynarken karşımda oynadığım
insanı gördüm. Bir tiyatrocu olarak ilk defa böyle bir deneyim yaşadım,
enteresan bir duyguydu benim için.
»
Sivas katliamında canlarını yitirenlerin aileleri de oyunun bir parçası
gibi. Siz bu oyunu hazırlarken onlarla görüştünüz, size yakınlarını anlattılar.
Bu sizin oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?
Ben zaten, Sivas katliamının olduğu zamandan beri bu camianın içindeyim.
Dolayısıyla, yaşadıklarını yakından biliyorum. Fakat Genco Erkal bu oyunu
oluştururken onlarla sürekli beraberdi. Biz oyunu hazırlarken çizgi olarak
Aziz Nesin'in yaklaşımını izliyoruz. O, yani Aziz Nesin, "Bu katliamı
yapanlar da benim yurdumun insanı", "Vicdan kapıları ne kadar
kapalı olursa olsun yüzüme, unutmayın ki bir yeriniz var can evimde"
diyor. Çünkü hepimiz bu toprağın çocuklarıyız. Aziz Nesin sürekli bunu
vurguluyor. Oyunda geçen bir laf var mesela, "Sivaslılar bu olayda
kullanılmıştır" diye. Ya da oyunda benim söylediğim bir laf var:
"Sivaslıları tümden suçlamak doğru değil elbet". Bu laflara
bazı ailelerin tepkileri oldu. Çünkü onlar böyle düşünmüyor. Onlar şu
anda orada kebapçı dükkânının varlığını sürdürmesine karşı Sivaslıların
sessiz kalmasına bile çok büyük öfke duyuyorlar. Tabii, insanların canları
yakılmış. Bu öfkeyi anlayabiliyorum. Ama sonuçta bu ülkede beraber yaşayabilmenin
bir yolunu bulmak zorundayız. O yüzden de birbirimize karşı sağduyulu
olmak zorundayız. Ben, ailelerin bu yaklaşımını ne kadar anlayışla karşılaşanı
da halkın kullanıldığını düşünüyorum. Zaten oyun boyunca işaret ediliyor
sürekli: Bu halk birileri tarafından kışkırtılmıştır. Bunun arka planında
kimler vardır? Oyunda sürekli sorulan bir sorudur bu. Öfkemizi halk olarak
birbirimize karşı yönelt-mektense, bu olayların arka planında olanlara
karşı yöneltmek daha doğru olur diye düşünüyorum.
»
Peki, oyuna nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Ben bir belgesel oyunun Türkiye'de bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmezdim.
Seyirci, büyük bir sessizlikle oyunun akışını izliyor. Ama, otelde yangının
başladığı anda, içeride yanan insanları oynadığımız bir sahne var. O sahnede
zaman zaman insanların kendilerini tutamayıp hıçkırdıklarını duyuyoruz.
Bu hıçkırıklar da oyunun bir parçası oluyor. Buna rağmen seyirci üzerinde
bu sahnenin çok büyük etkisi oluyor. Olayı yakından bilenler bile oyundan
sonra şunu söylüyor: "Biz olayın bu kadar çok boyutlu olduğunu bilmiyorduk.
Burada inanılmaz ayrıntılara karşılaştık". Bu da Genco Erkal'ın oyunu
çalışırken ne kadar büyük bir titizlikle çalıştığını gösteriyor.
|