1. Burjuva Tiyatrosu Peki, sehpa sanatının yerine getirdiği görev nedir? Yaşamı gerçekçi bir anlayışla mı kuruyor, yoksa üsluplaştırıyor mu? Bu "kopya edilirlik"le hangi toplumsal hedefe ulaşılıyor? Uyumsuz olanın, yani düzenlenmemiş olan gerçekliğin tamamlanmasına. Başka bir deyişle, sanatçı, yaşamı yaratıcı olarak biçimlendiremediği için yaşamın dışında yaratıcı oluyor. Böyle bir sanatçıya, yalnızca bilinçli olarak toplumsal alanın değiştirilmesinde yeteneği ya da gücü olmayanlar gereksinim duyarlar. Bütün bunlar burjuva tiyatrosu için, dolayısıyla günümüz tiyatrosu için
de tümüyle geçerlidir. Uzun süre eylemin salona taşınmasıyla tiyatronun kollek-tivleştirilebileceğine inanıldı. Ancak, estetik biçimler sahneden izleyiciye nasıl taşınırsa taşınsın biçimi kurtarmadıkları gibi, izleyicinin durumunu daha da kötüleştirdi. Sahne tiyatrosu; es-tetikleştirici oyuncuların tiyatrosudur; yaşamın içine girmek demek, yaşamı tiyatronun içine getirmek anlamına gelmez; yaşamı tiyatrosallaştırma, yani estetikleştirme, donatma ve "uygulamalı" tiyatroyla uğraşma anlamındadır. Çıkar yol nerededir? Tiyatronun kendisinin başkalaşmasındadır. 2. Tiyatronun Proleterleştirilmesi Proleteryaya estetik sehpa sanatını ortadan kaldırma çağrısı yapılmıştır; gerçek yaşamın yeni bir sanatını, öncelikle yansıtmayan, ama düzenleyen bir sanat yapma çağrısı yapılmıştır. Tiyatro için bu formül şöyledir: Gelecekteki proleterya tiyatrosu, gerçekliğin yaratıcı biçimlerinin buluştuğu bir tribün olacaktır; yaşam biçimlerinden örnekler ve insanlardan modeller biçimlendirilecektir. Tiyatro tümüyle yeni toplumsal yaşamın bir laboratuvarı, kullandığı malzemeyse toplumsal işlevlerin bir eyleyimi olacaktır. Üretim olarak tiyatro, nitelikli insanlar fabrikası olarak tiyatro, işçi sınıfı bunu er ya da geç bayraklarının üzerine yazacaktır. Peki, günümüzün tiyatro biçim ve yöntemleri proleterya için gerekli olan rolü üstlenebilecekler mi? Tabii ki, hayır. Bu konuya daha önce değinmiştim. Böyle bir rol için, hemen yeni hedefler ve görevler belirlemek yetmez. Bu sorun, yaşamın karşısında duran eski sanatsal yöntemlerle çözülemez. Başka bir deyişle, yöntemin kendisi proleterleştirilmelidir. Yöntemleri proleterleştirmekse, onları genel yaşamın yöntemleri, evrensel düzenlenmiş yöntemler yapmaktır; bu demektir ki, tiyatrobilimin tiyatro deneyimlerine değil, ama doğa ve toplumbilimlerin sıradan ve estetik dışı bilgilerine dayayacaktır sırtını. Böyle bir yol savaşsız ve yıkımsız düşünülemez. Sanatta diyalektiğin bir işlevidir. Bu nedenle estetikleştirilmiş tiyatro biçimlerinin yıkım yeniden yapım için bir önkoşuldur, en önemlisi de doğal olarak estetik "sehpa-kopya edilirlik" anlayışının temelinin yıkılmasıdır. Yazın özelliğinin, "oyunculukta abartmacılık"ın, "dramatik olan"ın, çarpıtılmaya ve yıkılışa doğru ilerleyen sahnenin reddi, resim sanatında olduğu gibi, tiyatroda da gereklidir. Gereklidir, çünkü yaşama yalnızca saf bir malzemeyle biçim verilebilir; yabana etkilerden, onun an özelliklerini kirletip karanlığa boğan estetik kılıfından aşınmış bir malzemeyle (Resim sanatında bu çalışmayı Cezanne başlattı, Tatlin tamamladı.) Tiyatronun malzemesi eylemde bulunan insandır. Oyuncu değil, çünkü o yalnızca bir biçimdir. Eylemde bulunan insansa, zaman ve uzayla yönlendirimi ve toplumsal işlevi içindeki insandır. Bir proleter tiyatro bilimi için, düşünebilecek bütün toplumsal işlevleri
açıklayacak yeterlilikte, yaşabilimsel olarak yararlı, ruhbilimsel olarak
düzenlenebilir, ekonomik olarak amaca uygun, ayrıca, malzeme üzerinde
teknik bütün bilgilere dayanan, çevredeki her tür değişime en üst düzeyde
uygunluk gösteren bir yönlendirim sistemi kurmayı temel bir görev görüyorum.
(Tiyatro estetiğinin diline sistemsel olarak uyuma verilen ad "doğaçlama"dır.)
Yaşamın yasaları sanatın yasaları olduğunda, sanatçı gerçekliği benimseyip
onunla kaynaştığında, yaşama sevinci kendini gösterecektir. Sanatsal yaratım
her yerde olasıdır: Yüksek düzeyde gelişmiş teknik ve makinalaşma, estetik
zanaatkarlarını korkutur. Komünist toplumda yüksek düzeyde gelişmiş, teknikçe
yıldırıcı etkiler saçmayacak, tiyatronun özgün konumu içinde belki de
yaşayan günlük yaşamın bestecisi olabilecek, geleceğin mühendis-yapımcısının
ellerinde, güçlü ve hedefe ulaştıran tek araç durumuna dönüşecektir. Böyle
bir devrimin kendi "geçiş dönemi"ni yaşamadan ilerleyemeyeceği
açıktır. Farklı yerlerde, farklı yollarda, kimi zaman bilerek, kimi zaman
bilmeden, yaşamın gelecekteki tiyatrosunun öğelerinin birikimi sürüyor;
o birikimdir ki, büyümesini devrimci ve teknik aydınlar dediğimiz ve proleteryayla
ilişkilerinde toplumun her alanında böylesi bir "geçiş" durumunu
almış o kesimlere borçludur. Kaynak : B. Arvatov, Über Agitations-und Produktionskunst (1930, Uyarma ve Üretim Sanatı Üstüne, Moskova); Texte zur Theorie des Theaters, s. 615-20. Türkçesi: Yalçın BAYKUL. NOTLAR "20. Yüzyılda Tiyatro", Hazırlayan: A. Çalışlar, Mitos Boyut Yay., 1993
|
| Videolar | Wallpaper | © 1998 Halk Sahnesi Oyuncuları |
|---|