Dersim’38 – Yiğit Tuncay & Suat Parlar



Türkiye’de kapitalizmin gelişme dinamikleri ele alınmaksızın, Dersim 1938 algılanamaz…


Yiğit Tuncay: “Büyük endüstrinin kurulması ve yerel küçük endüstrinin gelişmesi için gerekli olan madenlerin Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunduğu dillere destandı. Özellikle 20 asırdan beridir işletilmekte olan Ergani Bakır Madeni’nin durumu dikkate değer. Yılda 6 bin tonluk bu bakır üretiminin Avrupa savaş endüstrisine akıtıldığı ortadadır. Bu bölge Yakın Doğu’da kurulan imparatorlukların adeta darphanesidir.

Savaş sanayinde kullanılan bakırın dışında bölgenin krom yatakları da Alman savaş endüstrisini beslemiştir. 1930’ların ikinci yarısında bölgede gelişen olaylar Dersim’den tüm bölgeye yayılan nüfusun tehlike olarak algılanması, bu dönemde Nazi Almanya’sıyla kurulan ticari, ekonomik ilişkilerin görünür olmayan askeri yönü krom-politikle yakından ilgilidir. Bölgenin krom politiğiyle bütünleşen diğer maden varlıklarını da denetim altında bulunduran bir yerel ve uluslararası şebekeleşme mevcuttur.”

Hammadde Katliamları

Suat Parlar: Hammadde kavramı kapitalizmin en sinsi kavramsal icatlarından biridir. Niye? Çünkü emeği bundan dışlıyor. Sanki bunlar doğada kendi halinde bulunan bir takım değerlermiş gibi. Hayır! “Hammadde” dediğimiz, doğadaki bütün o değerli, önemli varlıkların işlenmesi için insan emeği gerekir. Çünkü bunlar doğada saklıdır ve bunları saklı olduğu doğadan çıkarmak çok büyük zahmet gerektirir, çok büyük emek gerektirir.

Öyle sunulur ki, bir yerlerde hammaddeler var, o hammaddeler, “uygar” batı kapitalizmi tarafından vahşilerin elinden alınıyor, onlar o şekilde işleniyor. Tarihin en büyük yalanlarından biridir. Bunu da bize hep şu şekilde yuttururlar. “Hammadde savaşları oluyor” diyorlar. Hammadde savaşları falan yok. Hammadde bol. Hammadde üzerinde hangi halk, tek başına tutmuş, demiş ki; “bunlar benim tekelimdedir, size vermiyorum, savaşıyorum?” diye…

Hammadde katliamları var. “Hammadde” adı altında büyük halkların emeğinin yok sayılarak, buraya el koyma hakkının medeniyet adına kapitalizmde görülmesi ve bunun çok büyük emperyalist stratejilerle tarihin değişik dönemlerinde ortaya çıkarılması var.

İmapartorluklar Darphanesi

Alman emperyalizmi denildiği zaman, Amerikan emperyalizmi denildiği zaman, İngiliz emperyalizmi denildiği zaman, imparatorluklar darphanesi akıla gelir. İmparatorluklar darphanesinde, mesela; Kiğı’da demir var. Keban’a bakıyoruz; bakır, gümüş, kurşun var. Krom çok zengin bir madde, kromsuz bir endüstri düşünmek mümkün değil. Tıpkı bakırsız düşünmek, nasıl mümkün değilse.

Krom- Politik

Yiğit Tuncay: Dersim meselesinde hâlâ tartışılır, İngilizlerin parmağı var mı, yok mu diye?

Suat Parlar: 30’ların ekonomi-politiği üzerine bu Dersim meselesini bina etmek lazım. Dersim krom-politiktir. Dersim buradaki bu yapıyla ilişkilidir. Dersim, Türkiye’nin Guernica’sıdır. Şunu iddia ediyorum ben; orada mutlak surette, gene arka planda Alman askerî danışmanların, Almanya’nın diğer teknik danışmanlarının bu konuya çok büyük katkısı olmuştur. Bunlar da ortaya çıkacak. Almanya çok uyanık davranacak, bir taraftan vurur, bir taraftan da sever. Şunu yapmıştır: Almanya’ya en fazla işçi veren bölgelerden biri orasıdır. Dersim, Palu, Bingöl, Elazığ. Nedense Almanya oradan sürekli işçi almıştır ve Almanya bu konuda o bölgenin insanını o kadar yumuşatmıştır ki, o bölgenin insanı neredeyse Almanya’yı Müslüman, Alevi, aklınıza her ne gelirse, öyle ilan etmiştir.

Yiğit Tuncay: “Demokrat” Almanya.

Suat Parlar: 10 Eylül 37 tarihli Ulus Gazetesi; “Almanya’yla yeni ticaret anlaşması imzalandı.”

Ulus Gazetesi 25 Kasım: “Başbakanımızın Seyahat İntibaları”. Kim başbakanımız? Celal Bayar tabi.

Ulus gazetesi, işte burada başlığı: (…) Başbakanımızın seyahat intibaları: “Ergani’de gelecek yıl bu mevsimde saf bakır akacaktır. Dersim’de çıplak kayalar içinde bedbaht bir hayat sürmekten başka nasip bulamayacak olanlar orada bırakılmayacaktır.” “Süreceğiz, çıkaracağız” diyor.

Dersim’in Ormanları Bakırı Eritiyor

O bölgede ormanlar var. Halk ormanları konusunda titiz ve vermek istemiyor. Ama yakacak lazım. Dersim sorunu da buradan çıktı. Dersimli ağacını vermiyordu. O ağaç olmadan, sen o madeni işletemiyorsun. “Şark Islahatı”nın temel noktalarından biri, Dersimlinin, Palulunun, o bölge insanının ağacına sahip çıkması ve vermemesidir. Vermemiştir ağacını. O bakırı eritmek için, o bakırı akıtmak için buna ihtiyaçları vardır.

Celal Bayar blister bakır, kromun dışarıya aktarılmasında Deutsche Bank’ın buradaki koçbaşıdır. Evrensel İsrail Birliği Okulu öğrencisi. İşte, şunları söylüyor:

“Ankara, Sivas ve Sivas Malatya’ya istikametinden evvela Diyarbakır’a gittik. Oradan dönüşte Elazığ’da daha sonra Adana, Mersin, Afyon, Eskişehir’de Elazığ’a uğramadan Diyarbakır istikametini tuttuk.

Diyarbakırlıların ve bütün civarı (…) Ergani Bakır Madeni’ndeyiz.

Atatürk yapılmış ve yapılacak olan tesisatı planlar üzerinde tetkik ettiler. Bizzat maden mahalline çıkarak cevher ihracı ameliyesi gördüler ve malumat aldılar. Ergani Bakır Madeni’nin muazzam program dahilinde işlerin yürüdüğünü anlattı. Fabrika müdürü gelecek sene bu mevsimde bütün inşaat ve hazırlıkların bitirilerek bize saf bakır verileceğini emretti. Fakat Türkiye’de çıplak kayalar içinde bedbaht bir hayat sürmekten başka nasip bulamayacak olanları da oralarda bırakmayacağız.

Geniş Türkiye’mizde onları mesud edecek topraklar olacak. Binlerce işçi geçindirecek olan endüstri merkezimiz mümbit ve müsait topraklarımız birçok yurttaşlarımızı iptidai bir hayatı olmaktan kurtarmamızı kolaylıkla mümkün kılar. Bu hususta tedbir almaları lazım gelenleri söyledim.”

Gırtlağına kadar Dersim’de yaşanan bu katliam Alman krom-politiğiyle, bakır-politikle içiçe geçmiş bir düzeneğin o bölgedeki ikinci eylemidir. Çünkü o tarihten sonra harıl harıl dışarıya kaynaklar akmıştır. Deutsche Bank, Dresdner Bank, Julius Berger demiryolunu yapan bunlar. Servet oraya akıyor zaten.

Demokrat Parti’nin Kurucusu CHP’li Celal Bayar

Alın 1935 raporunu. Bu rapordan sonra, Dersim orada ne olarak görüldü? Çıbanbaşı olarak görüldü. Patlatılması gereken bir çıbanbaşı. Niye? Kromun rahat akması için. “Yolunda engel, genç ve semiz Kürt kitleleri bu ovayı istila edecekler” diyor. “Bunları buradan göndereceğiz” diyor. Celal Bayar da söylüyor: “Başka yerde bunları istihdam edemezsin. Bomboş hale getireceğiz” diyor. Burada ot bitmeyecek.

Aynı dönemde kimlerle içiçeler? Deutsche Bank’ın, Alman bilim adamlarıyla ilgisini söyledik. Yalan söylemesinler. Güya Hitler’den kaçmışlar. Hitler burada. Hitleri finanse eden Weigelt burada. İş Bankalarıyla, Etibanklarla içiçeler. İş Bankası’yla ortaktır Weigelt. Hitler’in sırdaşı, Hitler’in kasası burada. Az evvel söyledik ve isimleri verdik. Yalanlara bakın. Hitler’e kaynak buradan akıyor. Hitler’in partisi de buradan finanse ediliyor.

“Asın, Sonra Geleyim…”

10 Kasım 37 Çarşamba. Ne görüyoruz? Özel olarak görevlendirdiği muhabir Ahmet Emin Yalman, Elazığ’da Seyit Rıza’nın mahkemesiyle ilgileniyor. Ondan sonra ne görüyoruz? “Seyit Rıza’yla suç ortaklarının kararı pazartesi’ye okunacak.”

13 Kasım 1937. İhsan Sabri Çağlayangil’in anıları, Atatürk’ün oraya gelişinden söz ediyor. Atatürk’ün gelişinden önce, Seyit Rıza’nın asılması için verilen emri anlatıyor. Yukarıdan geliyor bu emir. Yolçatı denilen bir yer var, Elazığ’a çok yakın. Atatürk’ün treni bekliyor, “önce asın, sonra geleyim, ben görmek istemiyorum” diyor.

Atatürk diyor ki; “Kalbim orduya takdir ve şükran hisleriyle doludur.” Doğu manevrası, 24 Ağustos sabahı başladı. Mareşal Fevzi Çakmak ve Mustafa Kemal Atatürk, Orduya takdirlerini sunuyorlar. Falih Rıfkı “bu meseleyi, biz çok güzel hallediyoruz” diyor..

“ ‘Dersim’e sefer olur, zafer olmaz’, sözünü duyduğu zaman başbakanımız Celal Bayar gülümseyerek cevap verdi: Fakat cumhuriyet idaresi her seferi zafer için yapar.” Söz konusu olan düşman toprağı değil. Bu da nurlu ufuklara açılan “İslam mücahiti” Celal Bayar’ın olaylardaki rolüdür.

“Dersim medeniyete açılıyor” başlıklarıyla meşhur yazılar yazılıyor o zamanlar. Bunlar üzerinde dursak ne olur, durmasak ne olur! Vaziyet ortada. Tabi burada Dersim’le ilgili dikkati çeken nokta; MAH ve Milli Emniyet Hizmetleri’nin 1928 raporlarıdır.

“Van vilayeti için 21 Mart, Urfa için 5 Nisan, Hakkâri için 8, Elazığ için 12’si, Mardin, Siirt, Diyarbakır.” Bir dizi bu raporlar. Milli Emniyet raporları. O bölge üzerine, o dönemde bir yoğunlaşma görülüyor. Bu son derece önemli.

Dersim katliamıyla ilgili bilinmeyenler yoktur artık. Elimdeki kitap “Genelkurmayın Harp Tarihi”. Genelkurmay belgelerinde bu isyanlarla, ayaklanmalarla ilgili resmi kitap. Herhangi bir yerini okuyorum: “15. Tümen’de aynı şekilde bir çok köylerde yaptığı arama sonunda 150 haydutu daha imha etmiş, köy ve tarlaları yakmıştı. 69 kişi daha imha etmişler ve erkek – kadın – çocuklardan ibaret 381 kişilik bir kafileyi batıya nakletmişler.”

20 Ağustos 38. Sevklerden bahsediyor ve köy yakmaları var. Kendileri söylüyor ben söylemiyorum.

Cumhuriyetin Teşkilat-ı Mahsusa’sı

Meşhur Albay Tekçe. Bir albay düşünün, planlama safhasında korgenerallerle birlikte çalışıyor. İsmail Hakkı Tekçe, Mustafa Kemal’in Teşkilat-ı Mahsusa’sının başındaki isimdir. Mustafa Kemal kendi Teşkilat-ı Mahsusa’sını kurmuştur, başında da İsmail Hakkı Tekçe vardır. İddia ediyorum: Onun için Dersim’e gönderilmiştir ve en zorlu görevleri yerine getirmiştir. Bir ayaklanmayı bastırırken nizami birliklerin yapmaktan imtina edeceği, kaçınacağı şeyleri yapmışlardır. Çünkü burada Muhsin Batur görev yapmış öğrenci olarak. Götürmüşler oraya bu safhada, “o dönemde yapılanları anlatamayacağım” diyor. Bu önemlidir. Çünkü çok açıktır ve nettir. Burada köy yakmaları anlatmaya da gerek yok. Çok nettir köy yakmalar.

Kapitalist Ehlileştirme

Bir de şu var; hayvan sürülerine el koymalar var, yoğun şekilde. Bu kapitalist kitlemedir. Gecikmiş bir biçimde, tıpkı İngiltere’de 16. yüzyılda yaşanan kapitalist kitlemenin, Dersim’de tekrarıdır. Kapitalist hukukun yerleştirilmesidir. Bir yeri medenileştirmek, bu anlama gelir. Kapitalist kitlemedir. Çünkü aynı zamanda muazzam bir hayvan varlığına el konulmuştur. Örneğin, o dönemde önemli isimlerden biri, İşletmeler Müsteşarlığı da yapmış olan, 3 ciltlik masonizm üzerine kitabı olan ve 33. dereceden mason Kemalettin Apak vardır. Aynı zamanda, Türkiye’de devletçilik ve sanayi üzerine de kitapları vardır. O bölgeyi çok iyi bilir. Bir bakıyorsunuz, İstanbul’da hayvan borsasıyla ilgili bir işin başında oluyor 30’lu yıllarda. Böyle ilginç bağlantılar da var.

Umumi müfettişlikler içerisinde çalışma büroları teşkilatında CHP Halkevleri İşleri Masası Bürosu bulunuyor. Resmi devlet kurumu bu. Halkevleri masası ve Cumhuriyet Halk Fırkası içiçe geçmişler. Bunu da belirtmekte yarar vardır. İşin kültürel boyutunu boş bırakmamışlar. Hatta Dersim bu anlamda onların tabiriyle “medenileştirildikten” sonra, oraya misyonerler gidiyor. Bunlardan bir tanesi mesela, Sıdıka Avar’dır. Hep anlatırlar, o bölge köylerini dolaşırken, ‘kızımı da götür Avaa!’ diye bağırırlarmış. Bir misyoner gibi geliyorlar, oralardan çocukları topluyorlar, götürüyorlar ve eğitimden geçiriyorlar. Verdikleri eğitim, elbette metalürji eğitimi, maden eğitimi değil. Verdikleri eğitim, Türkiye’nin kaynakları üzerine bir eğitim de değil. Verdikleri eğitim ne? Batı’nın klasiklerini çevirmişler, buyurun “buradan öğrenin insanlığı” diyorlar. Oradaki yetenekler ne olacak? O zenginlikler nereye akacak? Karar verilmiş: Almanya’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye akacak. Amerika 1940’ta gelip şu kadar krom alacak…


İşbirlikçiliğin Ekonomi – Politiği adlı söyleşiden alıntıdır.
Söyleşi Tarihi: 27.08.2010


 

Be the first to comment

Leave a Reply