Kapitalist Merkeziyetçilik Yarattığı Kaosunda Çözülüyor – Suat Parlar & Yiğit Tuncay


 


“İsyan: Genellikle azınlık bir grup tarafından benimsenen, yıkıcılık, propaganda ve askeri baskı vasıtasıyla siyasi değişiklik yapmayı amaçlayan halkın çoğunluğunu bu tip bir değişikliği kabul etmek konusunda ikna etmeyi veya sindirmeyi hedefleyen bir stratejidir.”

Tarife bakar mısınız? Buna küçük burjuva sınıf politikası da dahil olmak üzere herkes düşman hattının içerisine çekilmiş durumda. Diyorlar ki; “NATO’nun bugüne kadar tarif olarak yaptıkları eksikti, asıl tarifi biz yapıyoruz”. Bu kapitalizmin ebediyeti vurgusudur. “Her türlü politik değişikliğin karşısında biz düşman olarak yer alacağız”ın itirafıdır. Peki, ne olacak dünyada? Hiç politik değişiklik olmayacak mı?

Kapitalizmin Geleceği İnsanlığın Geleceksizliğidir

Bundan sonrası için bize söylenen şudur: “Yeni bir çağa giriyoruz. 21. Yüzyıl seçmeli katliam çağıdır. Sizleri koyunlar gibi görüyoruz biz. Kırparız, yünlerinizden yararlanırız, işimiz bittiği zaman da keseriz, çöpe atarız. Buna karşı çıkarsanız, koyun olmayı reddederseniz, insan olmayı seçerseniz, yeriniz mezbahalardır. Sizi o koyun ağıllarına tıkarız.” Çünkü burada politikanın yasaklandığını görüyoruz. Sınıf politikası artık yasaklanmıştır.

Bu Hitler’in bile aklına gelmemiştir. Zaten Hitler bunların çocuğudur. Çünkü politikanın özü ikna ve propagandadır. Kendi yoğunlaşmış güçleri ölçeğinde her tür propaganda, her türlü ideolojik, politik savaş onlar adına mümkün olacak, ama biz karşılık veremeyeceğiz. Bu ne korkunç bir tahakküm pervasızlığıdır.

Kapitalist Terör Cehennemi Dünyalaştırıyor

“İsyanın temelinde yatan sebepler; ideolojik, sınıfa dayalı, dini, etnik, mezhepsel veya en yaygın olarak bu etkenlerin karşılığını içeren nedenler olabilir.”

Aynen bu! “İnsanlıktan istifa edin” deniliyor. Düşünebiliyor musunuz? “İngiliz Kara Kuvvetleri’nin Müttefik Yayını” olarak kodladığı bir belgede, isyanın temelinde yatan ideolojik, sınıfa dayalı sebeplerden bahsediliyor. Hani teröristler vardı? Hani bütün doktrinleri meşrulaştıran teröristler? Burada savaş ilan edilen emekçilerdir. Burada savaş ilan edilen devrimcilerdir. Burada savaş ilan edilen, devletlerin dönüşüm süreci içerisinde düşman kategorisi içerisine alınan ve “karşı ayaklanmacı” olarak görülen ordu kamuoyu, askerler, aydınlar, üniversite hocalarıdır. Yani sermaye kendi iç düzenini yeniden kurarken, o hizip savaşlarıyla devlet yeniden şekillendirilirken, kent-devlet modeline dönüşüm yaşanırken, “karşı ayaklanma” doktrini çerçevesinde düşman ilan edilenler, aynı zamanda egemenlik sisteminin düne kadar iktidarın bir parçasını kullananlarla bağlantılı olanlar değil mi? Ama onlar da bu tarif içerisindeler. Çünkü 21. Yüzyıl, onların tabiriyle “küreselleşmeye uymayan”, ideolojik, sınıfa dayalı, dini, etnik, mezhepçi veya  en yaygını olarak etkenlerin tümünün karışımını içeren nedenlere dayanarak ortaya çıkan isyancıların çağıdır.

Stratejik Ağırlığın Lojistiği Global Kapitalizmdir

Bir kavramları var; “stratejik ağırlık merkezi”. “Tüm isyan bastırma harekâtlarına ilişkin deneyim, halkın desteğinin önemini pekiştirir. Başarının yolu, nüfusun çoğunluğunu yasal hükümetin en iyi geleceği vaat ettiğine ve politikalarını desteklemeye ikna eden geniş bir siyaset benimsemektir.”

Burada söz konusu olan sadece yürürlükteki hükümetler değildir. Bir statükodan söz ediliyor. O statükoya politik, ideolojik, sınıfsal kölelikten bahsediliyor.

“İsyan bastırma” demin sözünü ettiğim gibi, hepimizi o koyun ağıllarının içerisine tıkma harekâtıdır. Bunun için ne yapılıyor? Bir stratejik ağırlık merkezi oluşturuluyor. Bir süreklilikten söz ediliyor. O zaman ne oluyor? “Karşı ayaklanma doktrini” ciddi bir kurumlar bileşkesine, mekanizmaya, örgütlenmeye ihtiyaç duyuyor. Eskiden ne idi? Eskiden Gladio’yu cumhurbaşkanları koordine ederdi. Kosiga çıktı bunu söyledi. Bizler de 90’lı yılların ikinci yarısında bunları söylemiştik. Türkiye’de de bu işleri cumhurbaşkanları yerine getirmiştir. Aslolan temel kavram, “stratejik ağırlık merkezi” kavramıdır.

Kent Devletinin Dağıtıcı Merkezileşmesi

Bu stratejik ağırlık merkezi hangi kurumlardan oluşmaktadır? Hangi ideolojik mekanizmalara dayanmaktadır? Yeni ideolojik aygıtlar var mıdır? Yeni politik aygıtlar var mıdır? Bunların devlet içerisindeki konumu nedir? Egemenlik sistemi içerisindeki konumu nedir? Enternasyonal konumu nedir? Çünkü stratejik ağırlık merkezi bir sürekliliğe işaret ediyor. Niye süreklilik? Çünkü bir kent savaşından söz ediliyor. Burada küreselleşme bağlamı içerisinde büyük harekâtlardan bahsediliyor. Buna karşı çıkanların “isyancı” olacağından bahsediliyor.

Böyle değerlendirildiğinde; “yasal hükümetin en iyi geleceği vaat ettiğine ve politikaları desteklemeye ikna eden geniş bir siyaset benimsetmesi” söz konusu olursa, hiç bir şeyi değiştiremeyeceğiz demektir. Değiştirme gücümüz olmayacaktır. Değiştirmeye kalktığımızda karşımızda müthiş bir cephe bulacağız o zaman. Yasal hükümetten kastedilen A partisi, B partisi değildir. Hepsi yasal hükümettir bunların. Hepsi bir ve hepsi halka karşıdır.

Partiler sisteminin zaten bizim açımızdan çok fazla değeri yok. Çünkü siyasi temsil mekanizması, özü itibariyle tekelci burjuvazinin halkla ilişkiler bürosudur. Bundan fazla anlam taşımaz. Üzerinde durmaya bile gerek yoktur. Ama stratejik ağırlık merkezinin onlara da bazı roller verdiğini görüyoruz. Bu roller; görünür hükümetin desteklenmesi, meşru kabul edilmesi, orada bir statüko vasatının ortaya çıkması ve o statüko vasatının korunmasıdır. Nedir bunlar? Mesela özelleştirmedir. Başka nedir? Mesela yerelleştirmeye ilişkin yasal düzenlemelerdir. Yani yetkilerin ulus-ötesi şirketlerin denetleyebileceği bir takım yerel idari mekanizmalara verilmesidir. Daha neler olabilir? Mesela devletin, ulusallığın kırıntısı diyebileceğimiz tüm egemenlik yapılarının darmadağın edilmesidir. Paralel bürokrasiler kurularak, bu bürokrasilerin ulus ötesi şirketlerin denetlediği bir takım kurumlara aktarılmasıdır. Dünya bankası gibi, IMF gibi veya diğer Wall Street kurumları gibi yerleri örnek gösterebiliriz.

1 Numara Kapitalist Çekirdeğin Stratejik Planlamasıdır

Gücün, iktidarın bu anlamda merkezsizleştirilmesidir önemli olan. Ama arka planda bir merkez vardır. Bu da “stratejik ağırlık merkezi”dir. Bunun için bir takım yapılanmalar oluşturuyorlar. Ama sürekli bir stratejik ağırlık merkezinden söz ediyorlar. Bu stratejik ağırlık merkezi, Türkiye söz konusu olduğunda komprador rejimin çelik çekirdeği, ruhu ve özüdür. “Buna dokunamazsınız, bu benim statükomdur” diyorlar. Hükümet derken, kastettikleri de budur.

Dolayısıyla, bize kimse masal anlatmasın. Kişiler üzerinden veya sadece tek kurum üzerinden yürütülecek bir “stratejik ağırlık merkezi” anlayışı bizleri hiç bir yere götüremez. Yani biz, bir Gladio koordinatörü veya “1 numara” aramıyoruz. Çünkü “1 numara” sistemin kendisidir. O stratejik ağırlık merkezi üzerine çok çalışmamız lazım.


25. 03. 2010 tarihindeki “Neo – Gladio” adlı söyleşimizden alıntıdır.


 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın