Sömürücü Egemenlerin Manifestosu – Suat Parlar & Yiğit Tuncay


 


Kontrgerilla belgeleri sadedir, kodludur. Onların kendi stratejik yorum metotları ve analiz metotlarıyla ortaya çıkar. Bizim de bundan öğreneceğimiz temel unsurlar var.

Neo Gladio Politik Gerçeklik Algısını Yok Eder

“Halk ile etkin iletişim”i kendi dilimize tercüme edersek; psikolojik, ideolojik savaş anlamına geliyor. Bu çerçeve içerisine alınabilecek pek çok olgu var. Bir tanesini söyleyeyim; “Pentagon solu”, yani “sahte sol”. “Halk ile etkin iletişim” aynı zamanda ideolojik savaşın bir parçasıdır. Halkın önüne sürekli olarak sahtesini sürmektir. Mümkün olduğu ölçüde “sahte Müslüman”, “sahte solcu”, “sahte Kemalist”, “sahte milliyetçi” ve bunların hepsinin düzenli hükümet mekanizmasıyla bir operasyonel merkeze bağlanması aynı zamanda. Bakın ben bu şekilde yorumladım, başka yorumlar da yapılabilir. Ama bu bastırma ilkeleri bir manifestoyu duyumsatıyor.

Manevi Silahsızlandırma İkna Terörüyle Başlar

“Halkın rızasını, desteğini kazanmak ve garanti etmek” diyorlar. Şimdi kafaları ve kalpleri kazanma devri. Bu büyük bir şiddet içerir. Daha doğrusu bu sistem karşısında hakkını aramanın ve sistem muhalifi değil, sisteme karşı muhalif olmanın akılsızlık olduğunu öğretecek ölçekte bir şiddetin uygulanmasıdır söz konusu olan. Yoksa sizin aklınızı böyle sıradan ikna yöntemleriyle veya sadece propagandayla kazanmazlar. Çok çeşitli metotlar kullanılır. Türkiye bu konuda tatbikat sahasıdır. Halen daha insanlar kayboluyor gözaltında.  Halen daha insanlar dövülerek öldürülüyor. Bu sıradan değildir. Bu son derece sistematiktir. Bunu net olarak görmek gerekiyor. Dolayısıyla, “halkın kafasını ve kalbini kazanma”daki şiddeti iyi algılamak gerekiyor. Kalbe gelince; o işbirliğidir. Çünkü bir daha isyan edemez hale getirilen kişi sizin köleniz olur. Bunu ben söylemiyorum. Kendileri söylüyorlar.

Emeğin Politik İmhası Sandık Demokrasisinin Özüdür

“Siyasi üstünlük ve açık siyasi amaç” demeleri, bunun politik bir savaş olduğunun itirafıdır. Yani “karşı ayaklanma doktrini”, “isyan bastırma harekâtı”nı veya Türkiye’de bizim çok kullandığımız tabiriyle “kontrgerilla harbi”nin, stratejisinin, uygulamalarının “siyasi üstünlüğe” yönelik olduğunu yazıyor. Nedir bu “siyasi üstünlük”? Dünya üzerindeki emekçi sınıfların ezilmesi üzerine kurulu bir anlayıştır. O zaman bizim karşımıza bir cephe çıktı. İdeolojik savaş yürüten bir cephe.

Kollektif Emperyalizm Gladio’yu Restore Ediyor

İsyan nedir? “JWP0-011-AAP-6”, bu isyan nedir sorusuna cevap veren temel belgenin kodudur. Bu kodları veriyoruz. Bu kodları kimse yalanlayamaz.

İsyan nedir? “Kurulmuş bir hükümeti yıkıcılık ve silahlı çatışma vasıtasıyla devirmeyi amaçlayan örgütlenmiş hareket olarak tanımlanmaktadır. Bunların bu tanımı son yüzyılda şekillenmiş ve değişmemiştir. Bu nedenle şu an gözden geçirilip düzeltilmesi gerekmektedir. Bu tanım bir isyancı sorunu ile ilgili temel nedeni ve bir isyancının bertaraf edilmesine ilişkin araçları kapsamamaktadır.”

Bir isyan tarifi veriyor ve bu isyan tarifini gene bir suçüstü tutanağıyla NATO’ya bağlıyor. Diyor ki; biz bugüne kadar kollektif emperyalistler olarak işlerimizi NATO üzerinden yürüttük. İsyan bastırmada NATO’nun görevli olduğunun aynı zamanda da itirafıdır. “Ama” diyor; “bu metotlar yetersizdir”. Dolayısıyla yeni bir tarife ihtiyaç var.

Süper Güçlüklerle Kuşatılmış Devrimciler Çağı

Bu tanım, “bir isyancı sorunuyla ilgili temel nedenin üzerinde durmuyor” diyor. Yeteri kadar politik değil. İdeolojik savaşı yeterince kapsamıyor. Bunu belirleyecek ve bir isyancının bertaraf edilmesine ilişkin araçları kapsamıyor. Dikkat edin “isyan” değil, “bir isyancı”. “Bir isyancı” profili çiziyor. Yani bu aynı zamanda insan psikolojisi üzerine, antropoloji üzerine, sosyoloji üzerine, iktisat üzerine bina edilmiş bir “karşı ayaklanma doktrini”nden yola çıkıyor.

Küreselleşmenin sahte peygamberi Thomas Friedman, hep şu vurguyu yapar; “çağımız süper güçlendirilmiş bireyler çağıdır”. Örnek olarak Usame Bin Laden’i verir ve intihar bombacısını “süper güçlendirilmiş birey” olarak tanımlar. Der ki; “onlarla başa çıkılması zordur. Dünyanın dört bir yanında böyle milyonlarca insan var. Bunlar sistemi tehdit ediyorlar. Dolayısıyla, bu bizim için çok büyük bir tehlikedir. Çağımız süper güçlendirilmiş bireyler çağıdır. Bunlarla başa çıkmanın yolunu bulmalıyız” der. O halde tek bir insan bile düşmandır onlara göre. Ve burada beni kötümserlikle suçlayanlara bir cevap vermiş olayım; tek devrimci insan bile kalmışsa, bu devrimci insan yenilgiye uğratılıncaya kadar dünyada hala daha umut var demektir. “Tek bir insan” mantığı karşı devrimcinin de mantığıdır.

Olasılıkların Devrimcileşmesi İnsani Kurtuluşun Temelidir

“Hiç bir tanım her olasılığı kapsayacak kadar geniş olamaz” diyorlar. Potansiyel olarak “hiç bir tanımın, her isyan olasılığını kapsayacak kadar geniş olamayacağını” vurguluyorlar. Bu nedir? Hayatın her alanı kontrol altına mı alınacak? Ki alınıyor. Hiç tesadüflere yer bırakılmayacak mı? Ki bırakılmıyor. Dünyanın her zerresine on kere imha edecek kadar patlayıcı ve silah mı yerleştirilecek? Ki yerleştiriliyor. 10 Milyon kara mayını var Afganistan’da. Türkiye silah deposu olmuş durumda. Ortadoğu’nun en büyük silah deposudur.

Bu bir yana, her taraf bu “karşı ayaklanma doktrini” çerçevesi içerisinde ideolojik, politik, psikolojik harp aygıtlarıyla kuşatılmaya çalışılıyor, ama bu da yetmiyor. Diyor ki; “hiçbir tanım her olasılığı kapsayacak kadar geniş olamaz”. Peki, bu görevi kim yerine getirecek? kimler görevlendirilecek? “Tarifler yetersiz” diyorlar. Bu kadar korkuyorlar. Emperyalizm bu kadar çürümüş, bu kadar delik deşik. Kapitalizm bu kadar bunaklaşmış. Bu bunak kapitalizmin bunadığının itirafıdır. Korkusunun itirafıdır. “Hiç bir tanım her olasılığı kapsayacak kadar geniş olamaz”. Peki, ne yapacaksınız? Hepimizi tek tek prangaya mı vuracaksınız?

Ben asla teori spekülasyonu yapmam. Bence bu gerçeğin ta kendisidir. Tekrar ediyorum; liberal temerküz kamplarında yaşıyoruz. Bunun göstergesidir, itirafıdır. Eğer “hiç bir tanım her olasılığı kapsayacak kadar geniş olamaz” ise, hepimiz düşmanız onlar açısından.


25. 03. 2010 tarihindeki “Neo – Gladio” adlı söyleşimizden alıntıdır.


 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın