Medyaya Marx Gibi Bakmak – İrfan Erdoğan

Medyaya Marx Gibi Bakmak - İrfan Erdoğan


Bu makalede Marx’ın teknolojiyle aracılanmış örgütlü iletişime (=medyaya) bakışıyla bakmanın (yani, Marx’ın kullandığı yöntemle medyayı anlamaya ve açıklamaya çalışmanın) ne ve nasıl olduğu, amaçları ve sonuçları üzerinde durulacaktır. Temel amaç giderek birden fazla sahtenin gerçeğin yerini almasıyla gerçeğin göz önünden hızla artarak silindiği bir dünyada, kendimizi, yaşamı, toplumu ve teknolojiyle aracılanmış iletişimi doğru anlama ve doğru çözüm yolları üretme çabalarına katkıda bulunmaktır. Bu amaç günümüzde dünyanın her yerinde çığ gibi büyüyüp yayılan bir pazar egemenliğinin insanlığı ve tüm varlıkların yaşam çevresini düşürdüğü feci durum ve bu duruma alternatif düşünme, hissetme ve yaşama ile ilgili olduğu için ciddi öneme sahiptir. Mark’ın yaklaşımını seçtim, çünkü bu yaklaşım var olan yaklaşımlar arasında gerçeği yakalamada ve doğru çözümler üretmede en geçerli ve en insancıl olarak ortaya çıkandır.

Önce medya ve iletişimin ne olduğunu açıklayalım ki, okuyucu medya ve iletişim dediğimizde ne demek istediğimizi somut ve doğru bir şekilde anlayabilsin. Bir mesaj, bir söz, konuşma, bir mesaj gönderme ve alma, anlam yıkma, anlam verme, şifre çözme, iletişimsel eylem ve buna benzer yaygın bir şekilde dolaşımda olan açıklamalar iletişim değildir. İletişimi içerikle, araçla, ifadeyle, temsille, sözlü veya sözsüz iletişimsel eylemle karıştırmamak gerekir. İletişim, bizim alışkanlıklarımızın aksine, bir veya birkaç cümleyle tanımı yapılacak bir şey değildir. İletişim dediğimizde, insanın fiziksel, maddi ve düşünsel var oluşunun zorunlu koşulunu anlamalıyız: İletişim insanın var oluşunun ve var oluşunu sürdürebilmesinin zorunlu koşuludur. Havanın olmaması durumunda insan olmayacağı gibi, iletişimin olmaması durumunda insan fiziksel ve toplumsal olarak var olamaz. “Söz” sözle yapılan iletişimin aracıdır. Mesaj gönderme ve alma, konuşma ve anlam verme iletişim değil, iletişimsel eylemdir. Medya dendiğinde günümüzde teknolojiyle aracılanmış (televizyon ve gazete gibi) kitle iletişim araçları anlaşılır. Buna bilgisayarla aracılanmış iletişim (internet) de dâhildir. Dolayısıyla, medya dediğimizde, belli amaçları gerçekleştirmek için kurulmuş örgütlü yapılar ve ilişkiler demek istiyoruz, sadece teknolojik araçlar yığınından bahsetmiyoruz.

İnsanın Kendini ve Yaşamı Üretmesi

Günümüzdeki iyi veya kötü koşullar tarih boyu kendini geliştiren insanın kendini üretim tarzı ve ilişkileriyle nasıl ürettiğinin bir sonucudur. Dolayısıyla, “yaşayan insana ulaşmak için, biz, insanın düşündüğünden, düşlediğinden veya insanın düşünüldüğünden, hayal edildiğinden ve hikâye edildiğinden başlayarak yola çıkmayız. Biz gerçek, etkin insandan başlayarak yola çıkarız ve insanların gerçek hayat süreci temeli üzerinde bu hayat sürecinin yansımalarının ve ideolojik yansımalarının gelişmesini gösteririz” (Marx ve Engels, 1846: 14d) diyen Marx’ın yaklaşımına göre:

İnsanı, toplumu ve tarihini anlamanın ilk koşulu, yapılacak analizin, düşünceyi, inancı, ideolojiyi, söylemi, şirketi, devleti veya dili değil, insanı merkeze alması gerekir: Kurulacak ilk gerçek insanların kendilerini nasıl ürettiğidir (üretim tarzı ve ilişkileridir).

İletişim medyası, belli zaman ve yerde insanların kendi yaşamlarını üretmek için gerekli bulduğu teknolojik araçlar arasında yer alır.

Kendi maddi geçinme araçlarını/olanaklarını ve iletişim araçlarını üreten insanlar, hem kendi gerçek maddi yaşamlarını üretirler hem de maddi yaşamlarının düşünselini (bilgilerini, duygularını inançlarını, beklentilerini, ideolojilerini vb) üretirler.

İnsanların maddi ve düşünsel yaşamını üretme biçimleri önce kendilerinin sahip olduğu ve yeniden üretmek zorunda oldukları maddi ve maddi olmayan her şeyin doğasına bağlıdır. Buna üretim biçimi denir. Üretim biçimi, kişilerin basitçe fiziksel varlıklarını (maddi hayatlarını) yeniden üretme olarak (basit ekonomik faaliyet olarak) anlaşılmamalıdır. Üretim biçimi, insanların neyi nasıl yaptıklarını ve kendilerini bu yapışla nasıl maddi ve düşünsel olarak yeniden ürettiklerini ifade eder. “Uyduruk Marksist” veya kurnaz ve sahtekâr biliş yönetiminin sunduğu alt-yapı ve üst-yapı ikilemini veya ekonomik indirgemecilik gibi çarpıtmayı değil.

İletişim medyası ile düşünceler, bilişler, duygular, inançlar, beklentiler, tutumlar, iyiler ve kötüler, özlüce yaşamın belli biçimlerde anlamlandırılması üretilir. Yani, medya materyal ve materyal olmayan egemenlikleri destekleyen materyal olmayan üretimin yapıldığı araçlardır.

İnsanın doğası (ne ve nasıl olduğu), insanın hangi koşullarda kendini nasıl ürettiğine bağlıdır: Yani köleyi köle ve efendiyi efendi yapan, ideolojiler, düşünceler, “etkili/etkisiz söylemler veya tembellik ve çalışkanlık değildir, insanların içinde yaşadıkları örgütlü koşulların nasıl biçimlendirildiğidir. Köleliği ve efendiliği gerektirmeyen koşullarda köleliği ve efendiliği bulamayız. İnsan ancak toplumsal üretim koşulları içinde özgürdür veya köledir. Senin özgürlüğünün bittiği yerde benim özgürlüğüm başlamaz; bir işçinin ve iş yeri sahibinin özgürlüğünde olduğu gibi iç içedir; birinin özgürlüğü arttıkça diğerinki azalır çünkü özgürlük, örneğin zamanı veya yeri örgütleyebilmedir, istediğini yapabilmedir, hareket edebilmedir, düşündüğünü söyleyebilmedir, kendi varlığını istediği gibi gerçekleştirebilmedir. Örneğin, zamanını sen örgütleyemiyorsan, çalışma koşullarının örgütlenmesinde söz sahibi değilsen, söz söylemen güç ilişkileri nedeniyle engellenmişse, bunun anlamı birileri daha çok özgürlüğe sahipken sen ya çok az ya hiç özgürlüğe sahip değilsin demektir. Yaygın izlenen iletişim medyasına sahip olanların özgürlüğü sahip olmayan kitlelerin “izleyici durumuna düşürülmüş özgürlüksüzlüğü” demektir.

Marksist analizde üretim ve ilişkiler demek, toplumsal bireylerin tarihsel üretimi veya toplum gelişmesinin belli bir evresindeki üretim ve ilişkiler demektir. Bu nedenle üretimden ve ilişkilerinden söz etmek için ya tarihi gelişmeyi izlemeliyiz ya da belli bir tarihi dönemle uğraştığımızı belirtmeliyiz. Yani biz gelişmeyi ele alan bir araştırma yapabileceğimiz gibi, tarihin belli bir anındaki kesiti de inceleyebilir ve açıklayabiliriz. Örneğin, bir iletişim medyasının gelişmesini veya günümüzdeki durumunu inceleyebiliriz.

Marx’ın yaklaşımına göre toplumsal yaşamın üretimi sırasında insanlar kaçınılmaz olarak, belli ilişkilere girerler. Bu ilişkiler insanların yaşamlarının üretim ilişkileridir. Bu üretim ilişkileri üretimin maddi güçlerinin belli bir zaman ve yerdeki durumunu ifade eder. İletişim medyası örgütlenme ve ilişki biçimleriyle bu durumun bütünleşik parçasıdır. İletişim medyasında yapılan düşünsel üretim ile hem iletişim medyası örgütlenmesiyle gelen maddi yaşam yeniden üretilir (medya sahiplerinin maddi zenginlikleri ve çalışanların çoğunun maddi ve düşünsel yoksullukları yeniden üretilir) hem de genel toplumun maddi ve düşünsel koşulları desteklenir. Dolayısıyla, medyanın birinci, dördüncü, beşinci veya altıncı güç olması veya halkın gözü ve kulağı olması, nesnellik, tarafsızlık, etik, sosyal sorumluluk gibi söylemler biliş yönetimi uydurularıdır.

Belli üretim tarzı ve ilişkileri içinde kendini maddi olarak üreten insan, aynı zamanda bilme/bilinç biçimlerini de üretir. İnsanın varlığını belirleyen bilinci değildir. İnsanın sosyal varlığı bilincini belirler (Marx ve Engels, 1846; Marx, 1859: 52): İnsanın neyi nasıl bildiği sosyal varlığının üretim biçimine bağlıdır: “Aşık atma veya cirit oyununun varlığı aşık ve cirit gibi maddi üretimin varlığına ve bu üretimin ilişkisel yapısına bağlıdır. Televizyonda bir dizinin olması (dizinin düşünülmesi ve üretilmesi), televizyonun ve televizyon programlarının varlığına ve bu varlığın ve bu varlığın içinde bulunduğu toplumsal yapıdaki koşulların insanın dizi yapmayı düşünmesine bağlıdır. Soyut düşünceler ve soyut üzerine düşünülen soyut düşünceler bile ancak onu düşündürecek bir somutluğun varlığına bağlıdır: İnsanın tekeri düşünebilmesi için tekeri düşünmesini gerektirecek bir yaşam koşulunun olması veya yaşam koşulunda “altı köşeli tekerle ilgili deneyimin ve bu deneyimin düşüncesi/bilgisi” olması gerekir: Düşünceler yaşam koşulu ve bu koşulun düşünceleri üzerine inşa edilebilir; yok/olmayan üzerine inşa edilemez; var olandan hareket ederek olmayanın tasarımı yapılır.

İnsan kendi tarihini kendini içinde bulduğu koşullarda yapar. Dolayısıyla, insan düşüncesiyle ve örgütlenmiş maddi koşuluyla “reklamlarda sunulanın, kültürelciler gibilerin veya yazarın öldüğünü ve alıcının özgürlüğünü savunanların bize işlemeye çalıştığı gibi özgür özne değildir. Ama koşulların da kurbanı değildir.

Düşünceler, ideolojiler, söylemler hiçbir şey yapamaz, çünkü “yapan özne” değildirler; yapan özne düşünceleri ve ideolojileri taşıyan insandır.

Her şey ekonomi, ekonomik indirgemecilik yapmayalım” diyen kurnazların ve buna inanarak bu örgütlü kurnazlığın sözcülüğünü ve savunusunu “bilgiçlik taslayan cehaleti” yeniden üreterek yapanların iddialarının aksine, dünyayı düşünceler, duygular, inançlar, ideolojiler, söylemler veya dil yönetmez. Dünyanın yönetiminin temelinde düşünceler, ideolojiler, inançlar, duygular değil, düşünceleri, inançları, duyguları ve ideolojileri kullanarak maddi üretim yapan ve üretilen zenginlikleri paylaşan bir üretim tarzı ve bu tarzın ilişkileri vardır. Medya sahipleri medya işine girerken “Allah rızası” veya “demokrasi için” girmezler, “Allah’ı veya demokrasiyi kullanarak ve suçlarına Allah’ı, insanlığı, demokrasiyi ve özgürlüğü ortak ederek (alet ederek) maddi güç ve statü elde etmek için girerler. Yoksul bile güç ve statüsünü kendinin sandığı, ama kendinin köleliğinin ve yoksulluğunun ifadesi olan soyutlara (örneğin inanca, demokrasiye) sarılarak ve alabildiği somutlar ile (örneğin marka giysilerle) kendisi gibi koşullarda yaşayana caka satarak veya düşmanlık besleyerek, gerektiğinde onu “kendisini sandığı kendisini olmayan bir dava için” öldürerek kazanır.

Toplumsal değişim ve devrim dille, düşünceyle, ideolojiyle veya yeni medya ile (iletişimdeki devrimle) ortaya çıkmaz; ideolojiler devrim yapmaz ve yapamaz. Mısır gibi Orta Doğuda ve Afrika’daki “halk ayaklanmaları” insanların yaşam koşullarına isyanıdır; ama toplumsal devrim “batsın bu dünya” isyanıyla veya Zapata gibi var olan hükümeti/idareyi veya Saddam’ı, Esad’ı ve Kaddafi’yi yıkmakla gelmez; Esad gider, onun yerine biri gelir ve Zapatalar ne yeni gelene karar verebilir (oy çoğunluğu Firavunun adamları arasından birini seçtiren ve bir egemenliği meşrulaştıran sahtekarlıktır) ne de Zapatalar yönetimde yer alabilir (yer alsalar bile yönetimi aynı sahtekârlığın ve sömürünün teknokratlarına yaptırmak zorunda kalırlar). Devrim demek var olan siyasal yönetimi/hükümeti ortadan kaldırma, Saddam’ı asma, Kaddafi’yi öldürme demek değildir; süregelen koşulları yaratan toplumsal üretim tarzı ve ilişkileri, süregelen koşulları insanları insanca yaşamı sağlayacak yönde dönüştürmek demektir. Halkın ayaklandığı (veya ayaklandırıldığı) Mısır, Libya ve Suriye gibi ülkelerde toplumsal üretim tarzı ve ilişkileri değişmedi, uluslararası sermayenin politikalarına ve sömürüsüne uygun bir yapı getirildi.

Marx egemen/yöneten sınıfın egemen/yöneten düşüncelerinden bahseder (dikkat: yöneten sınıf parlamentodakiler veya meclistekiler değildir; ama aralarında yöneten sınıftan olanlar olabilir ve hatta çoğunluğu yöneten sınıfa ait olabilir). Uyduruk yaygın iddialara göre, Marx’ın kuramsal açıklamasına göre düşünceler (veya üst-yapı) maddi olanın (veya alt-yapının) yansımasıdır (yani alt-yapı toplumda kendine tıpa tıp uyan düşünceleri yaratır). Bu uyduru oldukça yaygın bir şekilde işlenir. Eğer insanların düşünceleri maddi yaşamın sadece yansımaları olsaydı, insanlar asla yaşamlarını değiştiremezlerdi: İnsanın kendini geliştirerek ve yaşam koşullarını değiştirerek tarih yapabilmesinin nedeni kendi yaşam koşullarına ve düşünceler üzerine düşünmesidir. Böyle olmasaydı, hâlâ ilk çağın bir yerindeki yaşam biçimiyle yaşıyor olurduk. Marx egemen üretim tarzı ve ilişkileri ve bu ilişkilerin düşünselinden bahsediyor. Eskiden kalan düşüncelerin ve bu düşüncelerle beslenen maddi ilişkilerin yeni içinde devamını açıklıyor (örneğin bizdeki üfürükçülük, muska yazma, faizle para verme).

Ekonomik belirleyicilik, indirgemecilik veya teknolojik determinizm gibi görüşler Marx’ın görüşleri değildir. Marx’ın yaklaşımı en genel anlatıyla gerçeği olduğu yerde bilmeye çalışmaktır: İnsanın maddi ve düşünsel yaşamı üretim tarzı ve ilişkilerinde. Engels bu tür görüşün Marx’a ait olmadığını ve geçersiz olduğunu 1890’da açıkça şöyle belirtir: tarihte en belirleyici/hayati öğe gerçek hayatın üretimi ve yeniden üretimidir. Bundan fazla ne ben ne de Marx bir şey ileri sürmedik. Dolayısıyla, eğer birisi bunu ekonomik öğe tek belirleyicidir diye döndürürse, bu önermeyi anlamsız, soyut, saçma bir söze dönüştürür…. Tüm öğeler arasında karşılıklı bir ilişki vardır (Marx and Engels 1962, 488).

Teknolojik araçların devrim yaptığı görüşü Daniel Bell, Marshall McLuhan ve yeni popüler gruplar tarafından yayılır. Onlara göre, örneğin, internet bilgi toplumu ve demokratikleştirme getirir. Bu saçma iddia okullardaki derslere kadar yayılır. Derslerde bile sadece “korkmayan, kafası çalışan ve vicdanlı birkaç kişi çıkıp internetin bilgi toplumu getirmediğini belirtir: Getirebilmesi için (a) içeriğinin bilgi toplumunu getirecek biçimde doldurulması gerekir, (b) kullanımının bilgi toplumunu getirecek biçimde olması gerekir, (c) toplumsal yönetimin bilgi toplumu karakterini taşıyan bir yapıya sahip olması gerekir, (d) ulus içi ve uluslararası üretim tarzı ve ilişkilerinin bilgi toplumunu geliştirmeyi destekleyecek bir karakterde olması gerekir. Günümüzde bu gerekliliklerin hiçbiri yoktur. Sadece kendinizin ve tanıdığınız kimselerin internet kullanımının karakterine bakın, ne dediğimi çok iyi anlarsınız. Demokratikleşme ve internetin demokratikleşme getirdiği uydurusuna gelelim: Demokratikleşme sadece oy vermeyle ve internette tartışma gruplarına katılmayla, internette kurulan kamusal alanlarda tartışmayla veya web sayfası açıp bir şeyler yazmayla asla gelmez. Demokratikleşme olabilmesi için bizim ekonomik, siyasal ve kültürel politika oluşturma, karar verme ve uygulama süreçlerine “etki edebilmemiz” gerekir. Kendi maaşımızın ve çalıştığımız yerdeki iş koşullarının bile ne ve nasıl olacağına en küçük etkide bulunamadığımız bir koşulda, demokratikleşmeden bahsetmek, aptalca laf etme ötesinde, kendi koşulumuzu yaratan egemenlikleri meşrulaştırmak demektir. Ayrıca, günümüzde kurnaz bir şekilde “karara katma” hissi verilmektedir. Ben dâhil birçok akademisyeni “internetle ilgili karar vermeye kattılar; şimdi de öğrencilerden bazılarını “anayasa hazırlamaya” kattıkları ve herkesi “katkıya” çağırdıkları gibi. Ben hem internetle ilgili “katılmamda” hem de UNESCO ile ilgili uluslararası “katılmamda” açıkça gördüğüm gibi, tüm bunlar demokratikleşme, demokratiklik imajı vermek için hazırlanmış ve kullanılan kılıf pıratiklerdir; çünkü bizi fiziksel olarak katmakta ve bizim fitilimizi söz söyleterek yakıp söndürmekte ve önceden tasarlanmışı bizim de katıldığımız olarak bize kakalamaktadırlar. İnternet süregelen egemenliklerin ve mücadelelerin yeni ortamıdır. Daha kötüsü, internet genç kitlelerin en yeni meşgalesi, oyunu, boş zamanının işgalcisi, yaşam ve sıkıntı giderme bağı ve onu biçimlendiren en etkili afyonudur (ve afyonlar ısmarladığı araçtır). Biliş ve davranış yönetiminin gözde aracı, ama aynı zamanda biliş ve davranış yönetenlerin kontrol etmesi gerektiği en korkulu kâbusu.

Marx tüm toplumların Avrupa’daki gibi feodalizmden kapitalizme geçerek dönüşüme uğrayacağı görüşünü reddeder. Marx kendi çalışmasının batı kapitalizminin feodalizmden geliştiğini betimlediğini ve bu, Marx’ın deyişiyle, “Batı Avrupa kapitalizminin tarihsel gelişim özetinin, kendilerini hangi koşulda bulurlarsa bulsunlar tüm ülkelerin kaderlerinin önceden belirlenmiş evrensel tarihsel-felsefi gelişme teorisine dönüştürülmemelidir… Bu görüş aynı anda beni haddinden fazla onurlandırır ve bana haddinden fazla hakaret eder” (Padover 1979, 321).

Marx düşüncelere çok önem verir: Düşünceleri taşıyan insan tarih yapar. İdeoloji temel olarak iki anlama gelir: Düşünce sistemi ve düşünce bilimi (düşüncenin incelenmesi). Son zamanlarda “ideolojinin sonu” ilan edildi ve böylece Marksizm gibi “büyük teorilerin” (grand teories, grand narratives) “bütünleştirici ve yanlış” etkilerinden kurtulundu. Bu saçmalık oldukça moda olarak devam etmektedir. İdeolojinin sonu olamaz, çünkü ideoloji demek sistemli düşünce ile oluşmuş düşünsel yapı demektir. İdeolojinin sonunun gelmesi için düşüncenin veya sistemli ve tutarlı düşünmenin ortadan kalkması, olmaması demektir. Düşüncenin ve düşünmenin olmaması demek (1) fikrin, düşünmenin olmaması, dolayısıyla insanın olmaması demektir; (2) ya da düşünmeyi ortadan kaldıran programlarla insan beyninin Microsoft firması tarafından bilgisayar gibi programlanması demektir. Düşünen insan oldukça düşünce sistemleri ve düşünme üzerine düşünme (ideoloji) de olacaktır. “İdeolojinin sonu” iddiasıyla kapitalizmle tarihin sonuna ulaşıldığı da meşrulaştırılmaya çalışır. İdeolojinin sonu tezi küresel kapitalizmin ideolojisidir.

Marx ve Çevreyi ve Yaşamı Kontrol gereksinimi

Düşüncenin, üretimin, ilişkilerin, dağıtımın ve kullanımın kontrolü tarih boyu yöneten güçlerin temel ilgi ve kaygıları olmuştur. Bu ilgi ve kaygı günümüzün egemenlik ve mücadele koşullarında çok daha yoğundur. Bu nedenle düşünce ve davranış kontrolü ve kapsamı nicel ve nitel olarak yaşamın ve bireyin her anı ve tarzına uzatılmaktadır. Bu uzatma egemenliğin sürdürülebilirliğinin zorunlu koşulu olmuştur. Bu koşulda maddi ve düşünsel üretimin üretimden dağıtım ve tüketime kadar tüm safhalarının kontrol edilmesi gerekir ve edilmektedir de. Kitaplardan televizyona ve internete kadar tüm İletişim medyası bu kontrolü sağlamanın ve sürdürmenin en gözde aracı durumuna gelmiştir.

Bu kontrol gereksinimi ile birlikte sadece neyin nerede, hangi koşulda, nasıl üretileceği ve dağıtılacağı ve üretileceği değil, aynı zamanda karşıtların/alternatiflerin nasıl kontrol edileceği ve kontrollü (işlevsel) alternatiflerin nasıl yaratılacağı, destekleneceği ve geliştirileceği de düşünülür, planlanır ve örgütlenir. Bu tür kontrollerin üretiminde, örneğin insanın insanca ve özgürce yaşamasını isteyen Marx gibi kişiler insan ve insanlığın düşmanı ilan edilir, değersizleştirilir; kötülenir; söyledikleri çarpıtılır; gerektiğinde yasaklanır; marjinalleştirilir; mümkünse yok edilmeye çalışılır.

Marx’ın yaklaşımı çevreyi ve yaşamı kontrol bağlamında, en azından birbirine bağlı iki şeyi içerir: (1) var olan koşulları anlama ve açıklamayı ve (2) insanın insanca yaşayabilmesi için koşulların bu tür yaşamı gerçekleştirecek biçimde kontrol edilip değiştirilmesini içerir. Marx herkesin sefillikte eşitliği, aynı şeyi giymesi, sürü gibi yaşaması, birey olmasının ortadan kaldırılması gibi mekaniksel materyalist anlayışı asla kabul etmez; onun için her bireyin insanca yaşadığı bir özgürlüğü savunur ve özler, diğer bireyi veya bireyleri köle yaparak veya yoksul duruma bırakarak sömürgen ve insanlık dışı egemenliğe dayalı günümüzdeki tür özgürlüğü değil.

Çevre ve yaşamın günümüzdeki tür kontrolü hem iletişim medyasının (iletişim araçlarının) kontrolünü hem de insanları kontrol için iletişim medyasını belli biçimlerde kullanmayı gerektirir. Bu nedenle de, medya üzerinde durma önem kazanır.

Marx’ın İletişim ve Araçlarıyla İlgisi

İletişim insanın toplumsal hayatını üretmesinin zorunlu koşullarından biridir. Materyal hayatını üreten insan bunu ancak üretim ilişkileriyle yapabilir. Bu ilişkileri kurmak ve yürütebilmek ise ancak iletişimle mümkün olabilir. Kitle iletişimi teknolojik araçlarla aracılanmış bir yönetimsel iletişimdir. Kitle iletişiminin materyal yapısı iletişimin üretilmesi, dağıtılması ve tüketilmesi ve bunlar için gerekli örgütlenme, araç, iş gücü ve sermaye ilişkileri gibi öğeleri içerir.

Marx’ın bir konuyla ilgilenmesi, o konuya odaklanmamız gerektiğini veya ilgilenmemesi de o konuyu ilgi dışı bırakmamız gerektiğini anlatmaz. Marx bir inceleme yaklaşımı getirmiştir ve bu yaklaşımla insan, yaşam ve toplumla ilgili her şey incelenebilir.

Marx geliştirdiği yaklaşımı kullanarak bir konuyu ele alıp incelemiş ve bu inceleme sonucu ortaya koydukları günümüzde geçersiz olabilir. Bunun anlamı Marx’ın veya yönteminin yanlışlığı değil, koşulların değiştiğidir. Ama kurnazların ve bilgiçlik taslayan geri-zekâlıların iddia ettiği gibi bu Marx’ın “yanlış olduğunu” anlatmaz. Koşullara göre yeni ve farklı bir durumun ortaya çıktığını anlatır. Eğer Marx’ın yaklaşımıyla yapılan bir inceleme bu yeni durumu belirleyemiyorsa (ki bunun olasılığı yöntemin karakteri nedeniyle çok azdır), o zaman Marx’ın yönteminde veya kullandığımız kuramsal varsayımında yetersizlik veya yanlışlık var demektir. Bu durumda yöntemdeki veya kuramsal varsayımdaki bu eksiklik veya yanlışlık gerekçelendirilerek düzeltilir. Eğer bu eksiklik veya yanlışlık Marx’ın yönteminin veya kuramının en merkezinde duran ve yöntemin veya kuramın temel karakterini belirleyen bir karaktere sahipse, o zaman tüm yöntemin ve kuramın geçerliliği tartışmaya açılır. Özlüce, Marx’ın yönteminin veya kuramının geçersiz olabilmesinin en belirleyici koşulu şudur: Yöntemin incelenerek açıklanmak isteneni açıklayabilecek yöntembilimsel karakterini yitirmesi gerekir. Kuramın da temel varsayımlarının yöntemi kullanarak yapılan incelemeler sonucunda açıklanmak isteneni doğru açıklamadığının (kuramın temel varsayımlarının olduğunun) ortaya çıkması gerekir. İşte buna bilim denir, Bize sürekli olarak okullarda ve biliş yönetimi yapılan ortamlarda pompalanan Marx ile ilgili yaygın saçmalıklar vicdanı ve bilişleri kirlilerin bilişlerimizi ve vicdanımızı kirletme çabalarının ifadeleridir.

Marx ile ilgili uydurular arasında iletişimle ilgilenmediği gelir ve Marx’ın iletişimle veya iletişim medyasıyla ilgili hiçbir anlatısına veya analizine iletişim okullarında rastlamayız. Ayrıca Marx gibi hizmetçisiyle düşüp kalkan ahlaksız ve Engels’in parasıyla geçinen asalak birinin akademik değeri olamaz ki! Ahlakı iki bacak arasına indirerek kendi ahlaksızlıklarını örtenlerin de iddiasının aksine Marx medya hakkında çok şey söylemiştir (diyelim ki söylemedi; bunun anlamı asla Marx’ın yöntemini iletişim alanında kullanmamak gerektiği olamaz veya yöntemini de geçersiz yapmaz).

Her alanda olduğu gibi iletişim alanında da en değerli, en anlamlı ve kalıcı eserler Marx’ın yöntemini kullanan veya Marx’tan bir şekilde etkilenmiş araştırmacılar tarafından verilmiştir. Marx’ın iletişim alanında kullanımı genel olarak iki grup içinde toplanabilir:

(1) İletişimin üretim tarzı ve ilişkileri: Örneğin, kitle iletişiminin örgütlenmesi ve pratiklerinin doğasının incelenmesi.

(2) Maddi olmayan üretimin (düşüncelerin, duyguların, duyarlılıkların, inançların, beklentilerin, düşünceler ve maddi olan her şey hakkında düşüncelerin) medyadan geçerek neden ve nasıl üretildiği, dağıtıldığı ve tüketildiği/kullanıldığının incelenmesi: Örneğin televizyondaki dizilerin içeriklerinin kimler ve neden o şekillerde biçimlendirildiği, içeriklerin ideolojik karakterleri, egemen ve alternatif düşünsel biçimlerin nasıl sunulduğu, izleyicilerde egemen ve alternatif görüşlerin taşınması ve yansıtılması biçimleri gibi konuların ele alınıp incelenmesi.

(3) İletişimin üretim tarzı ve ilişkileri ile düşünsel üretimin tarzı ve ilişkileri arasında bağ kurarak yapılan incelemeler.

Marx iletişim konusunu, malların üretimi ve dağıtımı için gerekli teknolojiyi ve iletişim araçlarını üretim, dağıtım ve tüketim ile ele alır; bunları devlet, sınıfların oluşması ve toplumların değişmesi ile bağları içinde inceler.

Marx’ın uygunluğunu, ilgisini ve Marx’ın yaklaşımıyla medyaya bakmayı maddeler halinde açıklayalım.

1. Medyanın Toplumda ve Toplum Değişimindeki Yeri

Marx, düşünceler, basın, gazetecilik, iletişim araçları ile ilgili yazılarında, iletişim araçlarını yaşamın maddi ve maddi olmayan üretiminin her anı içine yerleştirir ve bu araçları toplumsal üretimin ve değişimin temel faktörleri/öğeleri olarak görür (Bknz Marx, 1867, bölüm 1, 11 ve bölüm 3, 1).

Marx’ın iletişimin toplumdaki yeri ve anlamı ile ilgili düşüncelerini 1840’ların başından başlayarak basın, gazetecilik ve sansür ile ilgili yazılarından Kapital yapıtına kadar olan eserlerinde görürüz.

Marx için teknoloji (medya) araçlar toplamı değildir; iletişim araçları toplumda korumanın/tutmanın ve değişimin bütünleşik parçasıdır; örneğin feodal yapıdan kapitalist yapıya geçişte ciddi rol oynamıştır.

Marx’a göre bir ev tüketim kadar üretim için görev görür; bir cadde yürümek için işlevsel olduğu kadar üretimin kendisi için bir iletişim aracı işlevini görür. (Marx 1859a).

2. Üretim ve İletişim Araçları

Marx’a göre iletişim araçları üretim safhasının bir parçasıdır. Ürünü pazara getirmeyle veya ürünün emtiaya dönüşümü bağlamında, taşıma ve dolayısıyla iletişim araçları dolaşımı belirlemez. Bu araçlar (1) dönüşü (kârı) belirleyince ve (2) kapitalin para biçiminden üretimin koşulu biçimine dönüştürmeyi belirleyince, dolaşımı belirlerler (Marx, 1857a). Marx’a göre, dolaşım zamanını azaltan ana araç, gelişmiş iletişimdir. 19. yüzyılın başından beri son elli yıl iletişim alanında devrim getirdi. Karada şose yoların yerini demiryolları aldı, suda yavaş ve düzensiz sefer yapan gemilerin yerini hızlı ve güvenilir buharlı gemiler aldı. Bütün dünya telgraf telleriyle sarıldı (Marx, 1893).

Marx’a göre kapitalizmde materyal üretim ile entelektüel üretim (örneğin gazetecilik) birbiriyle etkileşim içindedir: Kapitalist üretim tarzına tekabül eden entelektüel üretim, ortaçağ üretim tarzına tekabül edenden oldukça farklıdır. Materyal üretimin kendisi kendine özgü tarihsel biçim içinde anlaşılmadıkça veya ikisi arasındaki karşılıklı eylem anlaşılmadıkça, entelektüel üretimin karakterini kavramak imkansızdır ((Marx 1856:82). (1) Marx’a göre, toplum dışına izole edilmiş bir bireyin üretim yapması, birlikte yaşamayan ve birbiriyle konuşmayan bireyler olmadan konuşmanın gelişmesi gibi, saçmadır (Marx, 1857).

3. İletişim Araçlarının ve Üretim Güçlerinin Gelişmesi ve Anlamı

Marx iletişim araçlarının gelişmesini üretim, dağıtım, alışveriş ve tüketim ilişkilerinin karakterine getirdiği sonuçlar bağlamında ele alır. Örneğin, demiryolunu, telgrafı ve buharlı gemileri Marx modern üretim araçları için gerekli ve yeterli iletişim araçları olarak niteler. Marx’a göre kapitalizmde, iletişim ve taşıma araçları, nehirde ve denizde giden buharlı gemilerin, demiryollarının ve telgrafın yaratılmasıyla, mekaniksel endüstrinin üretim tarzına giderek ayarlandı ((Marx, 1867a). Endüstri ve tarımın üretim yöntemindeki devrim, aynı şekilde üretimin toplumsal sürecinin genel koşullarında, yani taşıma ve iletişimin araçlarında bir devrimi zorunlu kıldı: İmalat döneminden sanayi dönemine aktarılan taşıma ve iletişim araçları bu yeni dönemin hızına, geniş dalgalanmalarına, sermaye ve emeğin üretimin bir alanından ötekine sürekli aktarılmasına ve yarattığı dünya pazarının gereksinmelerini karşılamada yetersizdi ve kendilerinin bu yeni sanayi biçimine hoş karşılanamaz bir engel olduğunu gösterdiler. Böylece yolcu gemilerinin yapımı, iletişim ve taşıma araçlarında (means) yaygın değişiklikler, nehirde işleyen buhar gemileri, demiryolları, okyanusta işleyen buhar gemileri ve telgraflar ile geniş çaplı, sanayinin yöntemlerine yavaş yavaş uyduruldular. Buğday kendi üretimi için tohum olarak hizmet görür, fakat ürün sadece buğdayı içerir, dolayısıyla, iş gücü, uygulamalar, gübre gibi ilişkili elemanlardan farklı şekle sahiptir. Ama endüstrinin belli bağımsız dalları vardır. Bu dallardaki üretici sürecin ürünü yeni bir maddi ürün, bir emtia değildir. Bu dallar arasında, mal ve insan taşıması yapan veya mektup, telgraf, iletişimlerin gönderilmesi işini yapan sadece iletişim endüstrileri, ekonomik bakımdan önemlidir. (Marx, 1867b). Marx’a göre bir ev tüketim kadar üretim için de hizmet edebilir. Gemi ve vagon, taşıma aracı olduğu kadar eğlence aracıdır. Bir cadde üretimin kendisi için iletişim aracı olduğu gibi, aynı zamanda yürümek içindir (Marx, 1857a).

İletişim araçlarını taşınamaz sermaye olarak niteleyen Marx, iletişim araçlarındaki gelişmeyi üretici güçlerdeki gelişmeye bağlar. Dolayısıyla, Marx için iletişim ve taşıma araçlarının gelişmesi genellikle üretici güçlerin gelişmesi kategorisi içinde yer alır. Marx’a göre, iletişim araçlarında ve taşımadaki gelişme, üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerde çabukluğu veya yavaşlığı belirler. Bu da, her sürecin doğasını etkiler. Kapitalist üretim tarzı bir malın taşınmasındaki maliyeti, iletişim ve taşıma araçlarındaki gelişmelerle azaltır (Marx, 1893a).

İletişim ve taşıma araçlarındaki gelişme malların dolaşım zamanını kesinlikle azaltır, fakat farklı malın ve aynı malın farklı pazarlara giden farklı parçalarının dolaşımındaki zamanın görece farkını ortadan kaldırmaz. Örneğin, gelişmiş deniz araçları ve buharlı gemiler seyahat zamanını kısaltır ve bunu hem yakın hem de uzak limanlar için yapar. Görece fark, gerçi çoğu kez azalır, ama kalır. Fakat görece fark iletişim ve taşıma araçlarındaki gelişmelerle coğrafik uzaklığa tekabül etmeyecek şekilde değişebilir. Örneğin, üretim yerinden uzaktaki bir yerleşim merkezine giden bir demiryolu, demir yoluyla bağlanmayan yakındaki bir yere olan uzaklığı görece veya mutlak olarak uzatır. Benzer şekilde, aynı koşullar üretim yerinin geniş pazarlardan görece uzaklığını değiştirebilir. Bu durum, iletişim ve taşıma olanaklarındaki/araçlarındaki değişim yüzünden, eski merkezlerin gerilemesi/bozulması ve yeni merkezlerin çıkmasını açıklar.

Ayrıca, taşıma araçlarının gelişmesiyle, sadece yer/uzay içindeki hareketin sürati artmakla kalmaz, onunla birlikte coğrafik uzaklık zaman bağlamında kısalır. Sadece birçok geminin aynı limana gitmek için aynı anda hareket etmesini veya aynı iki istasyon arasında birkaç trenin aynı anda seyahatini sağlayan iletişim olanakları/araçları kitlesinin gelişmesi olmaz, aynı zamanda, yük gemileri aynı haftanın birbirini takip eden günlerinde Liverpool’dan New York’a gitmek için yola koyulur (Marx, 1893b veya 1885, chapter 14, 1).

Marx’a göre bilim, keşifler, iş bölümü, gelişmiş iletişim araçları, dünya pazarının yaratılması ve makineler işçiyi değil sermayeyi zenginleştirir (Marx 1857d, 8).

4. Endüstriyel Değişim ve İletişimde Değişim Bağı

Marx’a göre endüstrinin bir alanındaki radikal değişim diğer alanlarda da değişimleri getirir. Endüstrinin üretim tarzında olan bir devrim, örneğin taşıma ve iletişim araçlarında da devrim yapar.

Marx Grundrisse’de Roma’daki ilkel cemaat üretim tarzının gelişmelerle yıkılıp gitmesini anlatırken, değişimi ve bu değişimle insanın, yeniden üretim ve iletişim biçiminin değiştiğini anlatır. Üretim tarzının değişmesiyle sadece yeniden-üretim faaliyetindeki somut koşullar değişmez, aynı zamanda üretenler (insanlar) değişir. İnsanlar kendilerinde yeni kaliteler yaratırlar, kendilerini üretimde geliştirirler, kendilerini dönüştürürler, yeni güç ve fikirler, yeni ilişki/iletişim tarzları, yeni gereksinimler ve yeni dil geliştirirler. Üretici emeğin bu gelişmesiyle aynı zamanda toplumun dayandığı üretim tarzı çözülür (değişir) ve üretim tarzındaki değişmeyle, somut birey, Romalı, Yunanlı vb olarak tanımlanan birey de çözülür (Haye, 1980).

5. İletişim Olanakları/Tesisleri ve Üretimsel Arzın Kapsamı

Marx’a göre üretim sürecinin harekete geçirilmesi için belli nicel seviyede potansiyel üretken sermayenin olması gerekir. Üretken arzın kapsamı aynı zamanda taşıma ve iletişim olanaklarının/tesislerinin gelişmesine bağlıdır (Marx 1885, bölüm 13, 5).

6. İş Bölümü, Nüfus, Zenginliğin Üretimi ve İletişim

Marx toplumun nüfusunun yoğunluğu ile iletişim araçları arasında bağ kurmaktadır. Marx’a göre, seyrek nüfusu ve iyi gelişmiş iletişim araçları olan bir ülkede nüfus yoğunlaşması, çok nüfusu ve kötü- gelişmiş iletişim araçları olan bir ülkedekinden daha fazladır. Kusurlu iletişim araçları bir yerdeki kıtlığın diğer yerden getirtilmesine izin vermez, dolayısıyla, toplumda (açlık gibi) sorunlar çıkar (Marx, 1867d, 1967 chapter 14, 9).

7. Medyanın Yapısı ve Medyada Üretim İlişkileri

Marx medyanın yapısı ve medyada üretim ilişkileri hakkında ayrıntılı bir analiz sunmamıştır. Fakat yazdığı bazı makalelerde (örneğin Marx 1861a, 1861b) Marx’ın medya sahipliği, siyaset, medya politikası, gazeteciler ve medya pratikleri arasındaki bağı da kuran açıklamalarını görürüz. Bu açıklamalarda medyanın yapısı ve üretimiyle ilgili olarak, basit örgütlenme ve sahiplik açıklaması ötesine giderek, maddi çıkarlar ağıyla örülü bir yapıdaki çoklu ağları, medya ürünlerinin ve içeriklerinin karakterini ortaya koyar ve basının önde gelenleri, politikacılar ve ticari çıkarlar arasındaki çoklu ilişkisel bağları, bu bağların anlamlarını ve getirdiği sonuçlarını irdeler; basının özel ve siyasal çıkarları desteklediği ve onların propagandasını yaptığını örneklerle belirtir (Marx, 1861; Erdoğan 2012).

8. Dolaşım, Pazarın Küreselleşmesi, Sermaye ve İletişim

Marx’a göre iletişim ve taşıma araçlarının muazzam gelişmeleri gerçek dünya pazarını bir gerçek olgu yaptı (Marx, 1894; Engels, 1845). Bir yandan, iletişim ve taşıma araçlarındaki gelişmeler malların dolaşım zamanını kısaltırken, aynı zamanda, bu araçlardaki gelişme giderek daha uzak pazarlar için, dünya pazarı için çalışmayı zorunlu hale getirir. Uzak yerlere giden mallar çok büyük ölçüde artar. Bununla, sosyal kapitalin bir kısmı uzun dönem mal-kapital safhasında, dolaşım zamanı içinde, kalır. Aynı anda büyüyen sosyal zenginlik oluşur. Bu zenginlik doğrudan üretim olanağı hizmeti verme yerine, iletişim ve taşıma araçlarına ve onların çalışması için gerekli taşınamaz ve dolaşımdaki kapitale yatırılır (Marx, 1893b).

9. İletişim ve Sömürgecilik

Marx ucuz mal üretimi ve gelişmiş iletişim ve taşıma araçlarının yabancı pazarların fethedilmesi yolunu döşediğini; bu süreçte diğer ülkelerdeki üretimin kapitalist endüstriyel yapının çıkarına uygun bir şekilde, sadece belli ürünleri, özellikle tarım ürünleri üreten sömürgelere dönüştürüldüğünü belirtmektedir: Modern endüstrilerin merkezlerinin gereksinimlerine uyan yeni bir uluslararası iş bölümü çıkar ve dünyanın bir kısmını, endüstriyel olana hizmet veren tarımsal üretim alanına çevirir. Marx’ın bu açıklaması “karşılaştırmalı avantajlar politikasına uygun” bir dünya yaratıldığını anlatmaktadır (Marx, 1867c, chapter 15, 22).

10. Kapitalist Egemenlik ve Mücadelede İletişim

Marx’a göre, modern endüstri bir dünya pazarı kurar. Bu pazar ticaret, denizcilik ve iletişiminde büyük gelişmeler elde eder. Burjuvazi, üretim araçlarındaki hızlı gelişmelerle, kolaylaştırılmış iletişim araçları ve yollarıyla, bütün ulusları, hatta en barbar olanları bile, kendine çeker. Bütün ulusları, burjuva üretim tarzına kendini ayarlama zorunda bırakır. Tek kelimeyle kendi imajında bir dünya yaratır. Bazen işçiler zafer kazanırlar; fakat sadece anlık. Uğraşlarının gerçek meyvesi, o anki sonuçlarda değil, gittikçe artan birleşmelerinde yatar. Bu birleşmeye modern endüstri tarafından yaratılan ve farklı yerlerdeki çalışanların birbiriyle ilişki kurmasını sağlayan geliştirilmiş iletişim araçları (olanakları, yolları) yardım eder.

11. İletişim Araçları, Yer ve Zamanın Kontrolü

Marx için iletişim araçlarının üretimi, dolaşımın fiziksel koşulunun üretimi içindedir. O da, taşınamayan kapitalin üretimi içindedir ve özel bir durum oluşturmaz. Üretimin, değişim (alışveriş) değerine, böylece alışverişe dayanması arttıkça, alışverişin fiziksel koşulları (iletişim ve taşıma araçları) dolaşımın maliyeti için daha önemli olur. Doğası nedeniyle kapital, her yer engelini aşar. Böylece, alışverişin fiziksel koşullarının yaratılması ve bu araçlarla zamanın kontrolü yoluyla yer sınırının ortadan kaldırılması, olağanüstü zorunluluk olur. Ancak, taşıma maliyetindeki azalmalara uygun oranda kitleler halinde uzak pazarlara doğrudan ürün sağlanabildiği ölçüde; ancak, aynı zamanda, iletişim ve taşıma araçlarının kendileri kapital tarafından yönetilen iş için kâr elde etme alanları sağlayabildiği ölçüde; ancak ticari trafik çok büyük miktarda olduğu ölçüde; ucuz iletişim ve taşıma araçlarının üretimi olur. Kapitalist üretim tarzı taşıma ve iletişim araçlarındaki tekelleşme dâhil gelişmeler yoluyla bir malın taşıma maliyetini azaltır (Marx 1885, chapter 6, 13).

Düşünsel Yaşamın Üretimi ve Medya

İnsanın yaşamdaki somut ve soyut olan her şey hakkındaki (düşünceler, inançlar, duygular, beklentiler ve yaşamın her şeyi hakkındaki) düşünselin üretiminde kitle iletişimi (medya) en merkezde yer alır. Kitle iletişimi örgütlü bir güç yapısının, belli maddi ve maddi olmayan güç ve çıkarlar için düşünsel üretim yapar. Bu üretim maddi üretimden temel farkı şudur: Evimizdeki televizyon alıcısı maddi bir üründür. Bu ürün durduğu yerde içinde veya üzerinde herhangi bir düşünsel içerik taşımaz (ama insanlar maddelere atıflar yaparak maddeleri fetişleştirirler). Televizyonu açıp seyretmeye başladığımızda, seyrettiğimiz şey kitle iletişiminin maddi olmayan (düşünsel) ürünüdür. Dolayısıyla, kitle iletişiminde üretilen ürün VCD gibi bir maddi taşıyıcıya yüklü olsun veya olmasın, maddi olmayan bir içeriğe sahiptir. Kitle iletişimi yaptığı düşünsel üretimle, bize düşünceler, duygular, materyal ürünler, kendimiz, ilişkilerimiz, geçmişimiz, şimdimiz ve geleceğimiz, umutlarımız, beklentilerimiz, özlüce yaşamla ilgili her şey hakkında bilişler işler.

Kitle iletişimi, aynı anda, iki üretimi, maddi ve düşünsel üretimi, birden yapar. Kitle iletişimi ürünleri diğer materyal ürünlerden farklı olarak, içeriğiyle bilişin, bilincin ve ideolojinin üretimini yapar.

Marx’ın belirttiği gibi gazetecilik gazete denen maddi şeyi üreten ve satan bir ticarettir (business) ve aynı zamanda gazete üretimi toplumsal konularda düşüncelerin üretimidir. Kitle iletişiminin örgütlenmesinde ekonomik amaç, siyasal ve bilinç yönetimiyle ilgili (ideolojik) ürünlerin üretilmesi ve dağıtılmasıyla gerçekleşir. Kitle iletişimiyle bilincin üretimi ideoloji ve kültür konusunu ve ideolojinin ve kültürün doğasını anlama gereksinimini ortaya çıkartır.

Marx doktorasını aldıktan sonra, üniversitede öğretim üyesi olmak istedi, fakat Hegelciler, genç- Hegelciler ve Alman devleti için tehlikeli görülen insanlar, üniversitelerden atıldığı ve üniversiteye alınmadığı, onların yerine “yaşasın vatan, millet ve Prusya” diyen çıkarcı, kurnaz, sahtekâr, kendi çıkarı için “millet ve devlet” çığırtkanlığıyla akademik üretim dışında her türlü işleri yapanlar üniversitelere doldurulduğu için, Marx üniversiteye giremedi. Bunun üzerine, gazetecik mesleğini seçti. 1842’de, muhalefetteki radikal burjuva iş adamları tarafından kurulan ve desteklenen Rheinische Zeitung gazetesinde önce yazmaya başladı ve sonra gazetenin yazı işleri yöneticiliğini yaptı Erdoğan ve Alemdar, 2010).

Marx 1840’lardaki yazılarında özgürlük üzerinde durur, çünkü onun için özgürlük demokratik yaşam biçiminin ön koşuludur. Bu görüşü nedeniyle, gazeteci olarak yazdıklarında, özgür basın fikrini şiddetle savunmuştur: Marx için basın insanların entelektüel yaşamlarını iletiştiği en genel yoldur (RZ, 19/5/42; Fetscher, 1969: 94).

Marx 1842’de gazetecilik işine başladığında, basına sansür önemli konulardan biriydi. Marx resmi devlet organı olan Preussische Allgemeine Staats-Zeitung gazetesinde sansürü destekleyen yazılara karşılık veriyor ve parlamentodaki sansür yasalarıyla ve basın özgürlüğüyle ilgili tartışmaları analiz ediyor ve eleştiriyordu. Sansürü savunan lobinin mantıksız ve lütuf gösteren duruşunu yeriyordu (Erdoğan ve Almedar, 2010).

Marx yazdıklarını önce devlet tarafından atanmış bir sansürcüye (polise) götürüyordu ve onun sansüründen sonra “kötü şeylerden” arınmış olarak yayınlanıyordu. O sırada Kıta Avrupa’sındaki tüm ülkelerdeki gazetecilerin önünde iki seçenek duruyordu: (1) Feodalizme karşı mücadelede yaptığı gibi, sosyal sorumluluk içinde işini yapmak ya da, (2) sistemin savunuculuğunu yapmak ve statükoyu korumak. Birinci seçeneği seçenler için cezalar ve ülkeden sürülme vardı. İkinciyi seçenler için bol para ve imtiyazlar vardı. Her gün sansür ile birebir muhatap olan Marx, basın özgürlüğü için mücadele verdi ve basın özgürlüğüyle ilgili yazılar yazdı. Bu yazıları “Marx on the Freedom of Press and Censorship” adı altından basıldı.

1. Marx İçin Basın ve Özgürlük

Marx için özgürlük insanın özüdür, özündedir; “özgürlük, kendini ister baskı makinesinin mürekkebinde, bir toprak parçasında, bilinçte veya siyasal mitingde ifade etsin, özgürlük olarak kalır (Marx, 19 Mayıs, 1842). Özgürlük sadece benim hayatımın ne olduğunu içermez, aynı zamanda nasıl yaşadığımı içerir; sadece özgür olanı yaptığımı değil, aynı zamanda özgür olarak yaptığımı içerir. Aksi takdirde, bir mimar ile kunduz arasında, bir kunduzun kürklü bir mimar ve mimarında da kürksüz bir kunduz olması dışında ne fark olacaktı ki? (Marx, 15 Mayıs, 1842).

Marx için, ne zamanki bir özgürlük biçimi reddedilirse, genel olarak özgürlük reddedilir ve ondan sonra, özgürlük varmış görünüşüne sahip olunur. Özgürlüğün yokluğu kuraldır ve özgürlük istisnadır; tesadüfi ve keyfi oluştur (19 Mayıs, 1842). Marx, özgürlüğü kendilerine ayıran ve diğerlerini bundan mahrum bırakmaya çalışan baskı yapısının taşıdığı düşünce tarzını ve sunduğu gerekçeleri şu şekilde eleştirir: Bu beyler, özgürlüğü sadece belli kişilerin ve sosyal güçlerin bireysel karakteri olarak kabul ederler. İmtiyazlıların özel özgürlüğünü korumak için, insan doğasının evrensel özgürlüğünü yasaklarlar (10 Mayıs, 1842).

Marx göre basın “halk iletişimi” aracıdır. Marx (ve özgürlükçü 19. yüzyıl aydınları) için teori ve pratikteki amaç, “gerçek” olanı, “doğru” olanı takip etme, aramadır. Bu amaç toplumdaki sosyal, ekonomik ve siyasal çevrenin gazetecilik ve gazeteciler için biçtiği görevdir (RZ 8, 8/1/43). Günümüz gazetecilerinin güç ve çıkar bağlarıyla bağlandığı koşulu ve bu koşulda gazetecinin tercihini o zaman şu soruyla sorguluyordu: “Entelektüel iletişim gücünün, resmi olarak özel dış ifadeler tarafından saptanmasını ister misin?”. Buna da (19 Mayıs 1842), şöyle yanıt veriyor: Başkaları için olamayacağımı olamam ve kendim için olamam. Eğer “başkaları için manevi güç olmama” izin verilmezsem, “kendim için manevi güç olma” hakkına sahip olamam.

Marx gazetecilere çok önemli sosyal sorumluluk ve toplumu aydınlatma görevi yükler. 1849’da the Neue Rheinische Zeitung gazetesinin editörü olarak mahkemede savunu olarak şöyle demiştir: kendi çevresinde ezilmişi temsil etmek ve sosyal ve siyasal gücün cellatlarına karşı koymak gazetenin görevidir”. Marx’a göre, gazetesinin görevi “var olan siyasal durumun tüm temellerini yıkmaktır/çökertmektir (Şubat 14, 1849, NRZ gazetesi, Fetscher, 1969;175).

Marx Prusya’da gazetecilerin iç ve dış haberlerdeki zıt tutumlarını eleştirir: Dışarıdan verilen haberlerin “gerçek yalanlar” olduğunu ve yalanın gerçeğin yerine geçirildiğini belirtir. Buna karşı kamu otoritelerinin bir şey yapmadığını, fakat benzeri iç haberlerin kınamayla, mahkûm etmeyle ve sansürle karşılandığını belirtir.

Marx’a göre gerçek, olgunun kendisinden fazla birşeydir; keşfetme eylemidir; gerçeğin araştırılmasının kendisi dürüst olmalıdır; gerçek araştırma, bağıntısız parçaları sonuçlarla birleştirilerek açıklanan gerçektir (Fetscher, 1969: 23).

2. Özgürlük, Basın ve Sansür

Alman basını pasifti, etkisizdi ve sansürden ve hükümet tarafından kapatılmaktan korkuyordu. Marx basını bu tutumu nedeniyle eleştirir: Günlük “Alman basını, güneşin altındaki en zayıf, en uyuşuk ve ürkek kurum! En büyük haksızlıklar gözleri önünde olabilir veya ona karşı haksızlıklar yapılabilir.” Bunun karşısında sessiz ve sır tutan bir şekilde kalır. Sansürcüler tarafından sansür güçlendirildiğinde, bu değişikliklere Alman basını hemen hemen hiç reaksiyon göstermez. Sanki normal/doğal bir şeymiş gibi karşılar (Marx, 15, Mart, 1849; Fetscher, 1969: 182-183).

O zamanın sansürcü yönetsel yapısının duyarlılığını Marx şöyle eleştirir: “Bülbülleri körleştirmeyi barbarca bulursun. Ama sansür kaleminin ucuyla basının gözlerini çıkarmanın barbarca olduğunu düşünmezsin. Özgür bir insanın saçlarının isteği olmadan kesilmesini despotça bulursun. Fakat her gün sansürle entelektüellerin etini kesersin ve sadece hiçbir tepki göstermeyen boyunsunucu kalpsiz vücutlar bırakırsın, sağlıklı diye!” (Marx, 12 Mayıs, 1842). Günümüze gelelim: Günümüzdeki en sinsi ve en aşağılık sansür “otodenetim/özdenetim” denendir. Medyada özdenetim bu kalpsizleştirilmiş ve vicdanları kirletilmişlerin yaptıklarını meşrulaştırması ve özgürlük pazarlamasıdır.

Marx’a göre sansür altında sansürlenmemiş olarak çıkan basının karakteri şüphelidir ve güven sorunu yaşar. Sansür ve basın arasındaki mücadele, iyi ve kötü basın arasındaki bir mücadele değil mi? Sansür mücadeleyi ortadan kaldırmaz, tek taraflı yapar. Açık bir mücadeleyi gizli bir mücadeleye dönüştürür. Prensipler üzerindeki mücadeleyi, prensibi olmayan güçlüye karşı güçsüz bir prensip mücadelesi yapar.

Marx için sansür devletin/hükümetin tekelindeki eleştiridir. Eleştiri, eğer gizliyse, kuramsal değil fakat pratiksel ise, tarafların üstünde değil de kendisi bir taraf ise, mantığın/aklın keskin bıçağıyla değil de keyfiliğin kör makasıyla çalışıyorsa, sadece eleştiri yapıyor ama eleştiriyi kabul etmiyorsa, rasyonel karakterini yitirmez mi? (Marx, 19 Mayıs, 1842).

Marx sansüre uğramayan “yalaka” basının “belli ki, söylemek istediği şudur” diyerek ilginç bir gerçeğe daha dokunuyor: Yıllardır sansüre sıkı sıkıya uymanın bana faydası ne olmuştur? En titiz ve yoğun denetime ve muhafızlığa rağmen ben ne oldum? Ve şimdi bana ne olacak? Yürümeyi öğrenmedim ve sansasyon-seven halk kalça kemiği yerinden çıkan kişiden zıplayarak havada ayaklarını birbirine vurmasını bekliyor.

Marx için basın özgürlüğü, toplanma ve örgüt kurma ile birlikte, demokratik toplum için zorunlu koşuldur; diğer özgürlüklerle birlikte, reddedilemez, vazgeçilemez, engellenemez haktır. Marx’a göre, özgür basın insanları birleştiren, kendilerine güveni geliştiren ve gözetme sağlayan kamu kuruluşudur (Marx, 15 Mayıs, 1842).

Marx’ın 5 Mayıs ile 19 Mayıs 1842’deki ve sonraki gazete makaleleri bireysel ve kolektif sosyal, siyasal ve ekonomik özgürlük bağlamında basın özgürlüğünü savunan tartışmalar sunar. Marx’a göre basın özgürlüğü karşıt fikirlerin ifadesi için zorunlu koşuldur. Bu koşul olmazsa, gazetecilik yapılamaz. Fakat Marx özgür bir Almanya ve hatta Kıta Avrupa’sı bulamaz. Sürekli sürülür, tehdit ve baskı altındadır. Marx bunu, “Almanlar fikirlere o kadar çok saygı gösterirler ki, ender olarak fikirleri gerçekleştirirler” diye açıklar (19 Mayıs 1842).

Marx için “insanın basın özgürlüğünü savunabilmesi için, güzellik gibi sevmesi gerekir. Gerçekte sevdiğimin varlığı zorunlu ve gereklidir; onsuz benim kendi varlığım ne doludur, ne tatmin olmuştur ne de tamamdır.” Basın özgürlüğünü asla gereklilik olarak görmeyenler ve rasyonel yaklaşımları nedeniyle basın özgürlüğü nosyonuna duygusal bağlanmaları engellenmiş olanlar özgürlük konusunu bir diğer ilginç şey gibi, dış bir olay gibi ele alırlar (Marx, 5 Mayıs, 1842).

Marx için basın özgürlüğü kendi başına yeterli değildir; bireyin veya halkın gereksinimlerini gideremez (ve gidermemelidir). Yani, basın özgürlüğü tarihsel temelli sosyal, siyasal kültürel koşullara ve güçlere katkıda bulunan faktördür. Basın özgürlüğü, öznel türdeki devlet çıkarlarının üstesinden gelmeli ve toplumdaki yetersizlikleri ve sakatlıkları yansıtması ve muhtemelen sembolize etmesi gerektiğini anlamalıdır.

Marx için basın özgürlüğü sorunu, özgürlüğün imtiyaz mı yoksa genel hak mı olduğu sorunudur (Marx, 12 Mayıs1842): Soru, basın özgürlüğünün olup olmaması değildir, çünkü basın özgürlüğü daima vardır. Soru basın özgürlüğünün belli bireylerin imtiyazı mı yoksa insan beyninin bir imtiyazı mı olduğudur. Soru bir tarafın hakkının diğer taraf için yanlış olup olmadığıdır. Soru, “beynin/aklın özgürlüğünün” “beyne/akla karşı özgürlüğün” daha çok hakka sahip olup olmadığıdır. Eğer “evrensel özgürlüğün” gerçekleşmesi olarak “özgür basın” ve “basın özgürlüğü” reddedilecekse, o zaman, bu daha çok özel özgürlüğün gerçekleşmesi olarak sansüre ve sansür edilmiş basına uyar, çünkü tür kötü ise (türdeki) canlılar nasıl iyi olabilir?

Sansürlü basın moral bozucu etkiye sahiptir. Basın sürekli yalan söyler ve tüm utanmayı atar. Bu gazetelerde hükümet sadece kendi sesini duyar ve kendi sesini duyacağını da bilir. Halkın sesini duyduğu hayalini de (basının halka istediğini yansıttığı uydurusunu da) barındırır. Halkın da bu hayali barındırmasını talep eder. Halk kısmen siyasal batıl inanca gömülür, kısmen siyasal inançsızlığa veya tümüyle siyasal hayattan uzaklaşır ve özel bireyler kalabalığı olur (15 Mayıs 15 1842).

3. Kötünün İyiyi Sorumlu Tutması

Marx’a göre, basın özgürlüğü de değişen koşullar için, astronominin teleskopunun evrenin sürekli hareketinden sorumlu olduğu gibi çok az sorumludur. Marx, dünyanın her şeyin merkezinde olması ve her şeyin onun için varlığının getirdiği rahatlığın devamının bozulmasını astronomiye mal ederek (düzenin bozuk ve aşağılık gerçeğini anlatanların, bu bozuk ve aşağılık gerçeği yaratanlar tarafından suçlanması gibi) gerçeğin nasıl birilerini rahatsız ettiğini ve sorumlu olarak sorumlu olmayanın verildiğini şöyle (komik bir şekilde) açıklıyor: Kötü astronomi!. Dünya, saygıdeğer bir kasaba adamı gibi, evrenin merkezinde oturduğu, sakince piposunu içtiği, hatta ışığı kendisi yakmadığı, güneş, ay ve yıldızlar itaatkâr gece lambaları gibi dünyanın etrafında döndüğü zamanlar ne hoş zamanlardı (Marx, 19 Mayıs 1842).

4. Bireysel çıkarlar ve sefil psikoloji

Marx her şeyi bireye indirgeyen (günümüzün davranışçı, bireysel faydacı psikoloji ve sosyal psikolojisinde olduğu gibi) ve insanın tüm amaç ve davranışlarını “küçük ilgi ve çıkarlara” göre açıklayan yaklaşım tarzını da şu şekilde açıklar: Belli bir tür psikoloji büyük şeyleri küçük nedenlerle açıklar ve insanın mücadele verdiği her şeyin çıkar meselesi olduğunu doğru bir şekilde hissederek, sadece bireysel küçük çıkarlar olduğu yanlış-düşüncesine ulaşır. Bu tür psikoloji ve bilgi özellikle kasabalarda bulunur. Oralarda, geçen fikirler bulutunun ve gerçeklerin ardında ipleri çekerek her şeyi harekete geçiren çok küçük cücelerin olduğunu kavrayan akıllı beynin işareti olarak görülür. Eğer insan bir cama çok yakından bakarsa, kafasını cama vurur. Bu akıllı beyinlerin insan ve evren hakkındaki bu bilgileri aslında kendi kafalarındaki mistikleştirilmiş şişliklerdir (Marx, 19 Mayıs 1842).

5. Basın Özgürlüğü ve Ticaret Özgürlüğü

Basın özgürlüğünü savunanlar basın özgürlüğünün ticaret özgürlüğü altına konmasını isterler. Marx basın özgürlüğünü böyle isteyenlerin görüşünü basitçe reddedemeyeceğimizi belirtir ve bundan hareket ederek düşünce özgürlüğünün üstünlüğünü açıklar; Eğer basının kendisi sadece ticaret olarak nitelenirse, o zaman, beyin tarafından yürütülen bir ticaret olarak basın, kollar ve ayaklarla yapılan ticaretten daha çok özgürlüğü hak eder. Kolların ve ayakların özgürlüğe kavuşturulması beynin özgürlüğe kavuşturulmasından geçerek insanca anlam bulur, çünkü kollar ve ayaklar, ancak hizmet ettikleri kafa nedeniyle insan kolları ve ayakları olur (Marx, 19 Mayıs 1842).

Marx’a göre, düşüncesini söyleyenin görüşünü tanır ve anlarsak, onu daha ciddi şekilde eleştirebiliriz. Bu nedenle, özgürlüğü ticaret için isteyeni anlamalıyız ve hakkını vermeliyiz. Ama ticari alanın özgürlüğü ticari alana aittir ve örneğin ticari alanın özgürlüğünün basında çalışan gazetecilerin özgürlüğünün üzerine çökmesi, bu alanı işgal etmesi, özgürlüğün ortadan kaldırılmasıdır.

Ticaret özgürlüğü tam olarak ticaretin özgürlüğüdür ve bir diğer özgürlük değildir, çünkü ticaret özgürlüğü içinde ticaretin doğası engellenmeden, kendi hayatının içsel kurallarına göre gelişir. Her özel alanın özgürlüğü o alanın özel özgürlüğüdür. Basın özgürlüğünü ticaret özgürlüğünün bir çeşidi yapmak, savunmadan önce onu öldüren savunmadır, çünkü belli bir karakterin, başka bir karakter tarzı içinde özgür olduğunu iddia etmek, onu ortadan kaldırmaktır. Ticaretin özgürlüğü basının özgürlüğü değildir. Senin kendi biçiminde özgür olman, benim özgürlüksüz olmamla aynıdır (Marx, 19 Mayıs, 1842).

6. Gazeteciler: Para İçin Yaşamda Olmak veya Olmamak

Marx, basın kendi gerçek karakterine sahip mi? Basın kendi doğasının saygınlığına, asaletine uygun mu hareket ediyor? Basın kendini bir ticaret seviyesine düşürme özgürlüğüne sahip mi? diye soruyor ve oldukça açık ve somut bir yanıt veriyor: Yazar elbette yaşayabilmek ve yazabilmek için para kazanmak zorundadır, ama para kazanmak için yaşamamalı ve yazmamalıdır (Marx, 19 Mayıs 1842).

Marx’a göre, yazmak bir sonuç/amaç için araç olamaz. Dil, yazma, düşünce, ifade özgürlüğün özüdür, hareketsiz yansıması değil. Kelimeyi ve parayı eşleştiren sistem, halkın okumak için ödeyeceğinin ne olduğunu düşünen editörlerin istediğini sunan gazetecilerin aşağılık işleri ödüllendirir.

Marx için, basını maddi kazanç aracı durumuna alçaltan yazar bu içsel özgürlüksüzlük için cezalandırılmayı hak eder: onun kendi varlığı kendi cezasıdır.

Marx basının elbette bir ticaret olarak var olduğunu belirtir: Fakat bu yazarların işi değildir; basımcıların ve kitapçıların işidir. “Biz burada basımcıların ve kitapçıların özgürlüğüyle ilgilenmiyoruz; basının özgürlüğüyle ilgileniyoruz” (Marx, 19 Mayıs 1842).

Kendi ülkesinde sansüre ve baskıya uğrayan bir aydın için ya tüm risklere rağmen ülkesinde yaptıklarına devam etmek ya da komşu bir ülkeye giderek, oradaki koşulların belirlediği ve kullandığı durumlar içinde, oradan yazmak. Bu, Marx ve tarihte birçok aydının başına gelmiş olan bir durumdur. Örneğin, Marx Avrupa’da kentten kente veya ülkeden ülkeye sürülürken, aynı yıllarda ve sonrasında Osmanlı aydınlarından bazıları da Avrupa’da, gazetecilik dâhil, faaliyetlerine devam ediyorlardı. Sansür yazarı uygun olmayan olarak ilan eder. Halkın sesini önceden bildiğini iddia eder. Hangi yazarın otorite olduğunu ve hangisinin olmadığına karar verir (19 Mayıs 1842).

Marx basın özgürlüğüyle ilgili olarak sunulan çözümleri şöyle açıklamaktadır Bazıları basını sadece Rhine bölgesindeki dini ve devlet işlerini tartışmayla sınırlamak istemektedir. Bazıları isimleri yasaklanmış içeriği işaret eden yerel gazetelerin basılmasını önermektedir. Bazıları da fikirlerin özgür ifadesini her bölgede tek bir gazeteye vermek istiyorlar. Bazıları sadece hükümetin imtiyaza sahip olmasını istemekte, diğerleri daha çok sayıda insanlar arasında paylaşılmasını arzu etmektedir. Bazıları tam bazıları da yarım sansür istemektedir (Marx, 19 Mayıs 1842). Marx bu önerileri ve girişimleri, öğrencisine nasıl atlayacağını öğreten bir jimnastik öğretmeni örneğiyle eleştirir: öğretmen öğrencisini bir hendeğin yanına götürür. Pamuk iplik kullanarak hendek boyunca ne kadar uzağa atlayacağını gösterir. Daha ilk derste öğrenci hendeğe düşer ve o zamandan beri hendekte ölü yatmaktadır. Öğretmen Almandı ve öğrencinin adı da “özgürlük” (Marx, 19 Mayıs 1842).

7. Sansür Yasası, Basın Yasası ve Özgürlük

Marx sansür yasasını yasa olarak kabul etmez ve özgürlüğe karşı tedbir olarak niteler. Basın yasasını ise özgürlüklerin korunması için gerekli görür. Marx için basın yasaları belli basın pratiklerini soruşturan basın özgürlüğüdür. Basın yasaları, özgürlüğü basının normal koşulu olarak görür. Dolayısıyla, basının normal koşulu olan yasaları kırmak, bu tür özgürlüğün çiğnenmesi demektir. Basın yasaları basın özgürlüğünün “yasal tanınmasıdır” ve “halkın özgürlüğünün İncil’idir (kutsal el kitabıdır) (Marx, 12 May1842). Fakat Marx’ın 20 Temmuz 1848’de NRZ gazetesinde Prusya Basın Yasası’na karşı yönelttiği eleştirilerde, basın yasasını “özgürlüğün” ifadesi olarak değil, tam aksi bir şekilde nitelediğini görürüz. Zaten Marx Almanya’dan atılıp İngiltere’ye gidinceye kadar, bu yıllarda, gazetedeki yazılarından dolayı mahkemeye verilmiş ve sonunda da Almanya’dan atılmıştır. 1848’deki yasayı Marx “Napolyoncu basın despotizmi” olarak değerlendirmektedir: Yasanın uygulanmaya başlandığı günden itibaren Prusyalı yönetici memurlar rahat uyuyabilirler. Eğer vatandaşlar, suçsuz oldukları halde hapsedilirse ve bunu gazeteler haber yaparsa, dört buçuk aydan dört buçuk yıla kadar hapis yer. Eğer bölge memurları gerici seyyar satıcılık yaparsa, Royalist adresler için imza toplarsa ve bunu basın açıklarsa, dört buçuk aydan dört buçuk yıla kadar hapis! Bu yasanın uygulanmaya başlandığı günden itibaren memurlar istedikleri despotluğu, yasa dışılığı yapabilirler; tutuklayabilirler. Basın artık haber veremeyecek, sadece genel şeyler yazacak.

Dikkat edilirse, Marx için basın yasası, basın özgürlüğünün yasal olarak tanınmasıdır. Sansür yasası ise, polisin özgürlüğe karşı engelleyici tedbiridir; kötü bir polis tedbiridir, çünkü amaçladığını elde edemez ve elde ettiğini amaçlamaz. Eğer sansür yasası, özgürlüğü itiraz edilebilir bir şey olarak engellemek istiyorsa, sonuç kesinlikle tam zıddıdır. Sansürün olduğu bir ülkede, her yasaklanmış basılı konu, örneğin sansür edilmeksizin basılmış bir konu, bir olaydır. Bir şehit olarak görülür ve halesiz ve inananların olmadığı bir şehit olamaz. Bir ender olarak nitelenir. Eğer özgürlük insanlar için değerli olmaktan asla çıkamayacaksa, bir istisna özgürlüğün eksikliğine çok daha kıymetli gelecektir. Her gizem baştan çıkarır/bozar/yozlaştırır. Kamuoyunun kendine gizemli olduğu yerde, gizem bağlarını biçimsel olarak kıran her yazı parçası ile baştan yozlaştırılır/bozulur. Sansür, yasaklanmış her çalışmayı, iyi veya kötü olsun, olağanüstü doküman yapar. Basın özgürlüğü ise, her yazılı çalışmayı dıştan empoze edilen bir etkiden yoksun bırakır (15 Mayıs, 1842).

Sansür yasası özgürlüğe karşı şüphenin yasasıdır. Basın yasası özgürlüğün kendine verdiği güvenoyudur; özgürlüğün kötüye kullanılmasını cezalandırır. Özgürlüğü suçlu olarak görür. Basın yasası gerçek yasadır, çünkü özgürlüğün pozitif varlığıdır. Basın yasası özgürlüğü basının normal durumu olarak niteler. Basın yasasının yokluğu basın özgürlüğünün yasal özgürlük alanı dışında olması demektir.

Eğer sansür, niyetinde dürüst ise, keyfiliği engellerdi; fakat sansür, keyfiliği yasa yapar. Olmasını önlediği hiçbir tehlike, sansürün kendisinden daha büyük bir tehlike değildir. Her varlığın hayatı için tehlike kendini kaybetmede yatar. Bu nedenle, özgürlüğün eksikliği insanlık için gerçek ölümcül tehlikedir. Şimdilik, etiksel sonuçları bir kenara bırakırsak, unutmayın ki özgür basının avantajlarını, rahatsızlıklarını omuzlamaksızın tadamazsınız. Gülü dikensiz koparamazsın. Özgür basın ile ne kaybedersin? (15 Mayıs, 1842).

Sonuç

Buraya kadar olan anlatılar Marx’ın iletişim ve iletişim araçlarıyla ilgili olan yaklaşımını ve görüşlerini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, medyaya Marx’ın bakışıyla bakmak için, en azından yukarıda yazılanları bilmek gerekmektedir.

Marx’ın bakışıyla bakmak bağlamında, iletişimin üretiminde üzerinde durulan konular oldukça zengin çeşitlilik gösterir. Bu çeşitlilik bağlamında medyaya bakış iletişim endüstrisini kapitalist endüstrilerin bütünleşik bir parçası olarak ele almayı, İletişim endüstrilerinin örgütlenme ve çalışma biçimini, bu endüstride ürün üretimi ve üretim ilişkisinin nasıl olduğunu, iletişimi üretim biçimindeki tüm üretim araçlarını, çalışma yöntemlerini ve iletişim süreci içinde kişiler arasında yerleşmiş üretim ilişkilerinin tümünü incelemeyi içerir. Bu alan içinde, televizyon, radyo, sinema, basın ve internet sistemleri vardır. Bu sistemlerle, belli toplumsal ilişki modelleri başarılı bir şekilde yerleştirilir. Sınıf mücadelesi koşullarında üretim güçleri gelişir ve bu sistemler değişir ki tüm bunlar inceleme alanı ve konusudur. Örneğin, üretim ve üretimin öğelerini içeren konular, dağıtım sistemi ile ilgili konular, alışveriş/pazar yapısı konuları ve tüketim ile ilgili konular önde gelenlerdir.

Konuları ve açıklamalarını aşağıdaki biçimde de yapabiliriz (ErdoğN VE Alemdar, 2010):

1. Emtialaştırılmış düşünsel üretim araçları olarak kitle iletişim araçlarının sınıfsal sistem içindeki yerinin saptanmasıdır. Bu da, bu araçların mülkiyet yapısı ve egemen sınıfların bu araçların işleyişi üzerindeki denetleme biçimleri gibi konuların incelenmesini gerektirir.

2. Kitle iletişim araçlarının ilettiği (veya çerçevesi içinde çalıştığı) düşünceler, değerler sistemi ve kitle iletişim araçlarının düşünsel üretime nasıl katkıda bulunduğudur. Genellikle bu tür incelemeler kitle iletişim araçlarının işleyiş ve üretim yöntemleri, profesyonelleşme, metin çözümlemesi gibi ideolojik pratiğin yapısı, biçimi ve nasıl çalıştığı gibi konular üzerinde durur.

3. Egemen üretim ilişkileri içinde, ona karşı, alternatif/devrimci iletişim biçimlerinin ve ilişkilerinin oluşumu ve gelişmesini araştırır.

4. Kitle iletişim sisteminin, çelişkileriyle birlikte, genel toplumsal yapının ekonomik, siyasal ve ideolojik yanları ve bu yanların birbiriyle ilişkisi içinde aldığı yerin makro bakımdan incelenmesidir.

Yukarıdaki konular tarihsel gelişim bağlamında ele alınacağı gibi, belli bir dönem ve zaman bağlamında veya yerel ulusal, bölgesel veya uluslararası seviyede ele alınabilir. Medya endüstrilerinin ilişkileri belli yer ve zaman içinde konu olarak ele alınıp incelenebilir. Medya endüstrilerinin belli bir yer ve zamanda çalışma koşulları (örneğin ücret politikaları) konu olarak ele alınabilir. Konular sonsuz gibi…

Ne tür konu olursa olsun, hepsi de ekonomik, siyasal veya toplumsal pratiğin somut sorunlarıyla ilgilidir, soyut değildir. Marksist bakışın amacı, kitle iletişimi hakkında karşıt iletişim sistemlerinin üretiminde kullanılabilecek, egemen ideolojinin etkilerini karşılığı ile denkleştirebilecek ve ezilen toplumsal gruplar ve sınıflar içinde devrimci bilincin şekillenmesine katkıda bulunabilecek bilgi elde etmektir.

Aşağıda, bu konulardan önde gelenleri:

a. Üretim Tarzı ve İlişkileri: Üretim, Dağıtım, Mübadele ve Tüketim

Marx’ın üretim tarzı, üretim güçleri ve üretim ilişkileriyle ilgili her şey kitle iletişimini açıklamak ve incelemek için konu olarak ele alınır. Kitle iletişiminin materyal üretimi üzerinde duran incelemeler, iletişimin üretiminden tüketimine kadar olan aşamalardan birine, birden fazlasına veya tümüne eğilirler. İletişimin genel olarak üretimi üzerine odaklanan araştırmalar, kitle iletişiminde, kitle iletişiminin üretimini tarihsel olarak, belli bir dönem içinde veya günümüzdeki durumunu ele alıp incelerler. Bunları yaparken, konu ulusaldan uluslararasına kadar değişen kapsam içinde işlenir. Bu işlemede bazı araştırmalar tek bir kitle iletişimi örgütlenmesini (örneğin basını, televizyonu, sinemayı, interneti) ele alırlar; bazıları da birden fazlasını incelerler. Yukarıdakilerden hangisi ele alınırsa alınsın, temel ilgi, kitle iletişiminin üretiminin (üretim, dağıtım, mübadele ve tüketimin) nasıl örgütlendiği ve yürütüldüğünün doğası üzerinde toplanır.

Marx’ın emtia ve artı-değer üreten emeğin sömürüsüne dayanan sermaye birikimi süreçleri medyayı açıklarken ve analiz ederken de kullanılır. Medyaya yatırım yapan kapitalistler medya içeriğinin üretilmesi ve dolaşıma sokulmasında emeği kullanır.

Medya sermayesinin bir diğer karakteri de, medya sermayesi tekeline bağlı olan veya bağımsız medya üretimi yapan sermayeden oluşmasıdır. Bu sermayenin karakterinin, iş yaptıkları veya bağlı oldukları medya kuruluşları ve devletle olan ilişkilerinin incelenmesi gerekir.

Medya aynı zamanda, son yıllarda yoğun bir şekilde, oyuncak, yiyecek içecek gibi endüstrilerle girdiği ortak ilişkilerde yan-ürünlerin üretilmesi ve yaygınlaştırılmasında önemli rol almaktadır. Dolayısıyla, medya sermayesi sadece kendi birincil ürünlerini üreterek ve dağıtarak yaşamamaktadır; aynı zamanda, medya dışı yan-ürünlerin üretimine paydaş olmaktadır. Bu bağlamda sermayenin karakteri ve ilişki yapıları incelenmekte ve açıklanmaktadır.

b. Üretim: Pazar Koşulları ve Üretim İlişkisi

Bu bağlamda, iletişim pazarının yapısı, iletişimde tekelleşme, neyin, nerede ve nasıl üretileceği ve nerede ve nasıl pazarlanacağı soruları önem kazanır. Bu sorulara yanıt, kültürel ürünler, bu ürünlerin yaratılması ve dağıtımını içine alan örgütlü faaliyetler yapısı ve maddi çıkarlar bağı içinde incelenerek anlaşılabilir. Bu tür incelemelerin “ilkleri” şöyle sıralanabilir: İletişim örgütlerinin ekonomik yapılanması ve dev tekeller haline gelmesinin incelenmesi; sahiplik ve profesyonel pratikler; teknoloji ve örgüt transferi ve emperyalizm; firmaların uluslararasılaşması ve pazar kontrolü; tek yönlü enformasyon akışı: kapitalizm, iletişim ve sınıf ilişkileri; uluslararası haber ajansları, basın, film ve müzik endüstrilerinin örgütleniş biçimleri ve faaliyetleri.

c. Üretim ve Malın Fetişleştirilmesi

Bu bağlamda kitle iletişim araçlarının her ürün ve etkinlik gibi hem fetişleşme sürecinden geçtikleri hem de fetişleştirdikleri ele alınır. Bu süreçte insanların materyal şeylere ve kendilerinden başkaya dönüşmesi; bir çeşit psikolojik metamorfoz, başkalaşım ve başkalaştırma süreçleriyle “şeylere” hayat (canlılık) verme incelenir. Örneğin internet demokratikleşitirir, para “çalışır”; sermaye “üretir”; televizyon “etkiler.”

Meşruluğunu güvence altına almak için, kapitalist üretim biçimi egemenliğinin akılcılığını kanıtlayan fetişlere gereksinim duyar. Fetişlerin ortaya çıkışı üretim güçlerinin gelişmesiyle yakından ilişkilidir. Bir sürecin ya da olgunun fetişe dönüştürülmesi, üretimin gerçek koşullarından soyutlanmış, yalıtılmış bir nesne biçimi içine kristalleştirerek bir fetiş haline getirilmesidir. Nereden ve nasıl geldiği gayret, çok çalışma, biriktirme ve aklını kullanma gibi kişisel davranış özelliklerine bağlanır. Böylece mülkiyet yapısı ve ilişkilerinden soyutlanarak sunulur. Üretim araçlarına sahipliğin ve denetimin getirdiği emek sömürüsünü olası kılan üretim ilişkileri biçimi özel girişim, demokrasi, yatırım, iş kurma, kişisel özgürlük, bağımsızlık gibi kavramlarla fetişleştirilir. Böylece, sömürü sonucu elde edilen zenginlik artı-değerin birikimi sürecinden koparılıp ayrılır. Aynı biçimde burjuva iktisatçıları değerin saptanması hakkındaki kuramlarını “eşyanın doğası” ve ürünlerin kendileriyle açıkladıklarında fetişleştirirler. Her fetiş gibi, iletişim fetişi de egemen olan yayma teknolojisinin baskıcı ve manipüle edici gücünü gizler ve onu özgürlük ve mutluluk gücü olarak niteler. Halka da bu aldatıcı görünüş sunulur. İletişim araçları, fetişler evreninde, bir aktör olurlar (bir görevi gören, yapan olurlar) ve doğal bir güç görünüşünü alırlar. Bu tür ayırma ve uzaklaştırma, egemen sınıfın bu ideolojik aygıtlar üzerindeki tekelini reddetmesine izin verir.

d. Üretim İlişkileri, Denetim ve Belirleyicilik

Kitle iletişiminde üretim ilişkileri ve denetim, kapitalist üretim tarzı içinde, o tarzın bütünleşik bir parçası olarak oluşur ve gelişir. Bu bağlamda mal sahipliği, ekonomik denetim, düşünsel ürünlerin denetimi ve sınıf gücü ayrılamaz biçimde birbirine bağlı öğeler olarak ele alınıp irdelenir. Sahipliğin tekelleşmesi, genişleyen birbirine kenetli şirket paydaşlığı ve yönetimdeki etkinlik, çeşitli sanayi ve finans kapital sektörleri arasındaki çıkar bağlılığı ve ortaklığını sürdürülmesi gibi konular üzerinde durulur. Murdock ve Golding İngiltere gibi kapitalist ekonomilerde kitle iletişimi denetiminin kaynaklar ve işlemler olmak üzere iki düzeyde olduğunu belirtirler. Kaynak denetimi genel amaçları, şirketin etkinlik alanını tanımlama gücü ve üretim kaynaklarını harekete geçirmede genel yolu saptamayı içerir. Bu dört ana etkinliği kapsar (Erdoğan ve Alemdar, 2010):

– Genel politika ve stratejinin formülleştirilmesi;

– Birleşmeler, satın almalar veya yeni pazarlar geliştirme yoluyla genişleme, üretimin ve dağıtımın nerede ve nasıl yapılacağı, iş koşulları ve çalıştırma politikalarının ne olacağı ile ilgili kararlar;

– Temel finans politikasının geliştirilmesi, örneğin, yeni payların ne zaman çıkarılacağı; kime ve hangi koşullarda borçlanılacağı;

– Karların dağıtımı üzerinde denetim.

İşlem denetimi alt düzeyde işler ve kaynakların etkili kullanılması hakkındaki kararları ve belirlenmiş politikaların uygulanmasıyla sınırlıdır. Bunun anlamı da şudur: Örneğin, gazeteciler üretim üzerindeki denetimde (örneğin haberin seçilmesinde) önemli ölçüde bağımsızlığa sahip olabilirler. Bununla birlikte, seçim alanları hala çalıştıkları örgütün amaçları ve kullanmaları için verilen kaynakların düzeyi ile sınırlıdır. Gazetecinin içeriği doldurmasıyla gelen bu kontrolde, üretim yapan medya personeli, sahiplikle gelen kontrolün amaçlarını içselleştirirler; yani, devletin ve sermayenin istediğini ve istemediğini öğrenir, bilir ve kendine mal ederler; ona göre konularını seçer ve içerikleri doldururlar. Buna “otosansür, özdenetim” denir ve özdenetim sansürden kurtuluş ve demokratik olarak nitelenir. Televizyonda üretilen her ürün, karmaşık bir oto denetimin sonucudur. Bu oto denetimin beslendiği ve biçimlendiği temel de şirket sahiplerinin çıkarıdır. Dolayısıyla. televizyon içeriğini üretenlerin kaygısı sosyal sorumluluk değildir; toplum faydasına yönelik bir sorumluluk değildir. Ticari ve siyasal çıkarlar dünyasına yönelik bir sorumluluktur. Özlüce, otodenetim zaten daima vardı. Otodenetim bitmiş-ürünü ortaya çıkartan iş yapış biçiminin egemen bir parçasıdır. Televizyonun günümüzdeki egemen doğasının nedeni, otodenetimin karakterinden dolayıdır. Yani, sorun, kurtarıcı olarak yüceltilen otodenetimdir. Çözüm ise, otodenetimin karakterinin değişmesidir.

İşlem ve kaynak denetimleri arasındaki bu ayırımla “kitle iletişim araçlarını kim denetler?” sorusu “büyük şirketler üzerindeki kaynak denetimi nerede toplanır? Bu kimin çıkarına hizmet eder? Bu denetim günlük üretimin alanı ve içeriğini nasıl biçimlendirir?” gibi sorular anlam kazanır. İlk soruya en sık verilen yanıta göre, kaynak denetimi şirketin yasal sahiplerinin elinde toplanır ve şirketin etkinliğinin genel amaç ve yönünü bu sahiplerin çıkarları saptar. Aslında, denetimde olduğu gibi sahiplikte de iki düzeyi birbirinden ayırmak gerekir: Yasal sahiplik ve ekonomik sahiplik. Şirkette paydaş olma zorunlu olarak şirketin etkinlikleri ve politikaları üzerinde herhangi bir denetim ya da etki olanağı getirmez. Yasal sahipliğin ekonomik sahiplik olabilmesi için, payların hissedarlara yöneticileri seçme hakkını vermesi ve bu hakkın etkinlik derecesine bağlıdır. En çok hissesi olan ve etkin biçimde örgütlenenler ekonomik sahipliği elde tutarlar ve şirket yöneticileri konusunda karar verirler. Kapitalist şirketlerde yasal sahiplik milyonlarca pay ile binlerce yatırım yapan kişi ve firmalardan oluşur; fakat ekonomik sahiplik genellikle bir avuç kişinin elindedir (Murdock, 1982: 121 -123).

Marx’a göre, üretim araçlarının sahipliği kapitalist sınıfın elinde toplanmış, bu onların ekonomik üretimi kendi çıkarları doğrultusunda yönetmesini ve “kâr” şeklinde sonuçlanan artı-değerin büyük kısmını almalarını sağlamıştır. Bununla birlikte, Marx kapitalistlerin istediklerini yapmada tamamen özgür olmadıklarını belirtmiştir: Kapitalistler, büyüyle ortaya çıkardığı ruhlar dünyasının güçlerini artık denetleyemeyen büyücü ile aynı durumdadır. Kâr peşinden koşularak yaratılan ekonomik sistem periyodik bunalımlar ve kârlılığı tehdit eden toplumsal çatışmalar üreten öğelere sahiptir. Sonuçta kapitalistlerin etkinlikleri gerçekte kârlılığı korumaya çalışan tepkilerdir. İletişim kurumlarını kendi çıkarlarını ilerletmek ve kendi güç ve ayrıcalıklarını pekiştirmek için bir araç olarak kullanırlar. Bu çözümleme, en basit biçimiyle kapitalistlerin belli iletişim kurumları içinde çıkarları ardından nasıl koştukları üzerine eğilir. İkinci temel şekli daha genel bir düzeyde inceleme yapar ve kültürel endüstrilerin bir bütün olarak kapitalist sınıfın ya da en azından egemen bir bölümünün ortak çıkarları korumak için işleyiş biçimine bakar. Marx bunu maddi üretim araçlarını denetleyen sınıfın aynı zamanda düşünsel üretim araçları üzerinde de denetime sahip oldukları, düşüncelerin üretim ve dağıtımını belirledikleri ve bu sınıfın düşüncelerinin o dönemin egemen düşünceleri olduğu şeklinde açıklar. Marx’ın açıkladığı gibi kapitalistin istediği olabildiğince çok elde etmektir. Bizim yapmamız gereken kapitalistin isteğine göre konuşmak değildir; fakat kapitalistin gücü, bu gücün sınırlarını ve niteliklerini soruşturmaktır.

e. Denetimde Yönetimsel Devrim

19. yüzyılın ikinci yarısının endüstri kuruluşlarının doğasında önemli değişiklikler olmuştur: Çağdaş şirketler tek sahiplikten ortaklıklara, tek sahip denetiminden yöneticilerin denetimine doğru gelişti. Marx kapitalistin bu gelişmeyle üretimden kaybolduğunu belirtmiştir. Ama Marx’a göre, sahipler seçtikleri veya kendilerinin yönettiği kurullar yoluyla genel politika ve kaynak tahsisi üzerinde etkili denetimlerini sürdürdüler. Sonuç olarak yöneticinin yönetim özerkliği sahiplerin çıkarlarına uyma isteğine bağlıdır.

Pozitivist okulun yönetime ağırlık veren görüşünü savunanlar “şirketleri kim yönetir?” sorusunu sorarlar. Marksistlerin asıl sorusu “şirketler hangi sınıfın çıkarı için yönetilir?” biçimindedir. Bu soru etkinliklerin mantığını soruşturur ve bu insan güdülerinin ötesinde üretimin biçimi ve kişilerin bu biçimdeki yerlerine bağlıdır. Pozitivist okul yöneticilerin güdülerinin kâr değil kariyer ve terfi etrafında döndüğünü ana ilgilerinin kendi bölümlerinin bağımsızlığını ve etkisini artırma, prestij ve statü kazanma ve beğendikleri düşünceleri ilerletme olduğunu savunur. Bu görüş kapitalist ekonominin etrafında döndüğü temel yapısal zorunluluğu, yani kazanç ve kâr artırmayı görmezlikten gelir. Çağdaş şirketlerin toplumsal ve kültürel hayata “hayırsever” olarak veya “sosyal sorumlulukla” katılmaları kârlarını artırma amacından vazgeçtikleri anlamına gelmez. Şirketlerin bu “toplumsal sorumluluk” imajına önem vermeleri dengesiz bir toplumsal ve siyasal bir iklimde ekonomik amacı daha etkili bir şekilde izlemede bir yol olmuştur.

f. Teknoloji Anlayışına Bakış

Marksist bağlamda “teknoloji” demek belli yer ve zamandaki toplumun yapısı demektir. Teknoloji örgütlü bir yapıyı anlatır. Medya teknolojisi, kitle iletişimi örgütlenmelerini anlatır; fakat çoğu kez, teknolojinin ürettiği araçlar anlamında kullanılmaktadır (ki bu yanlıştır).

Marx’a göre iletişim araçlarının keşfi ve gelişmesi sermaye için büyük avantajlar sağlar; ayrıca, onun altında yatan bilgi de ona bedavaya gelecektir. İletişim araçları da, diğer teknolojiler gibi, artı-değer yaratma araçlarıdır. Sermayenin verimlilik artışı arayışı sonucu olarak yeni teknolojiler kullanması sonucunda, üretim artan bir şekilde “genel zihin gücüne” dayanır; “genel sosyal bilgi” üretimin doğrudan gücü olur ve sosyal yaşam süreçlerinin koşulları genel zihin gücünün kontrolü altına girer ve onunla değişime uğrar (Marx, 1858:706).

g. Emek, Profesyonellik, Mülkiyet ve Ürün İlişkisi

Bu bağlamda ürünün kime ait olduğu, üretenle ürün ilişkisi, medya profesyonellerinin mülkiyet ilişkilerindeki yeri ve ürün biçimlenmesinde oynadıkları roller, çalışma koşulları ve sendikalaşma gibi konular önem kazanır. Kitle iletişiminde mesleğin ve üretim ilişkilerinin doğası ile ilgili çalışmalar giderek artmaktadır. Bu çalışmaların hem meşruluk ve toplumsal düzenin sosyolojik sorunları, hem de çalışma koşullarının incelenmesi üzerinde durması gerekir.

Tarihsel bakımdan, emeğin kullanımı, medya profesyonelliğinin oluşması ve gelişmesi, medyada sendikalaşma, bir mesleki ideolojinin evrimi, bu mesleğin değişen pazar ve çalışma koşullarındaki durumu gibi konular ele alınır ve işlenir.

Aynı zamanda, ürünün ideolojik içeriğinin karakteri profesyonel ideolojilerle ve profesyonel ideolojilerin de üretimin ve üretim ilişkileriyle ilişkilendirilmesi gerekir; sadece, ideolojik egemenlik ve pratikler üzerinde durmak, bize önemli bilgiler verebilir; fakat aynı zamanda, bizi idealist felsefenin, düşüncelerin belirleyiciliğini ileri süren çerçevesi içine sokabilir. Medyadaki bu tür çalışma genelleştirip, egemen ideoloji mesleki ideolojiye, genel üretim tarzı ve ilişkilerini, medyadaki tarza ve ilişkiye bağlanmalıdır. Bağlar genellikle eksiktir ve sadece kitle iletişim araçları içine hapsedilmiştir.

Sadece egemen tarz ve ilişkiler değil, aynı zamanda mücadelelerin de incelenmesi gerekir. Bu bağlamda, Batı’da radikal medya, alternatif medya, yeraltı (underground) medya, Marksist medya gibi isimlerle gelen oldukça çok yapıtlar bulunmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’de ciddi bir araştırma henüz bulunmamaktadır.

h. Üretim, Bölüşüm ve İşçinin Yabancılaşması

Yabancılaşma demek, insanın kendine, diğer insanlara, ürettiğine, ilişkilerine, dünyasına yabancı hale gelmesi/getirilmesi demektir. İşçinin/çalışanın yabancılaşması demek, işin örgütlenişi ve yürütülüşü ve üretimin, dağıtımın/bölüşümün ve tüketimin ve ürünün doğası nedeniyle ortaya çıkan yabancılaşmadır.

Kapitalist üretim tarzı ve ilişkileri içinde insanlar birden fazla yabancılaşma deneyimlerler: (a) İş alanındaki yabancılaşmada insan ürettiği nesneden yabancılaşır; Üretilen nesneden yabancılaşma üretim sürecinin, üretim faaliyetinin bir sonucudur. Mallar/emtialar insan emeğinin yabancılaşmış ürünleridir. (b) İnsan üretim sürecinden yabancılaşır: Neyin nerede, hangi koşulda, ne amaç ve sonuçlarla üretileceğine karar verme gücünden insanın tümüyle yoksun bırakılması; iş koşullarının tümüyle insanın dışında, ona rağmen belirlenmesi. (c) Ürün üretildikten sonra, ücret vererek üretilenden ve zenginlikten emeğin yoksun bırakılmasıyla gelen yabancılaşma. (ç) Kaynaklarla bağ kuran paranın, özü ve değeri tanımlaması ve tapılan amaç haline gelmesiyle oluşan yabancılaşma. (d) Kendini gerçekleştirememe nedeniyle veya üretim tarzının getirdiği maddi ve bilişsel egemenlik altında biçimlenmiş kendiyle, kendi kendinden yabancılaşması. (e) Diğer insanlardan yabancılaşma: İnsanın işine, işinin ürününe ve kendisine olan ilişkisinde gerçek olan, aynı zamanda diğer insanlarla olan ilişkisinde de gerçektir.

Marx’ın belirttiği gibi (1844) “emeğinin ürünü ne olursa olsun, işçi olduğu gibi” değildir. Bu nedenle, ürünü daha çok oldukça, işçi daha az “kendisi” olur. İşçinin ürününe yabancılaşması sadece emeğinin bir nesne olması değil, fakat ürünün işçinin dışında, bağımsızca, işçiye yabancı bir şey olarak var olması ve işçiye karşı duran kendi başına bir güç olması anlamına gelir. Bu nesneye işçinin verdiği yaşam, düşman ve yabancı bir şey olarak işçiye karşı durması demektir.

ı. Dağıtım Kanalları ve Kontrolü

Kitle üretiminde ürünlerin tüketiminin sağlanması “talep yaratma” ile olur; fakat dağıtım kanallarını kontrol etmeyen şirketler, dağıtımı kontrol edenlerle rekabette geri kalırlar. Siyasal ekonomi araştırmalarının bir bölümü dağıtım kanallarının kontrolü ve tekelleşme üzerinde dururlar ve aynı zamanda, rekabetçi pazarın da bir mit/masal olduğunu ortaya koyarlar.

i. Medya Ürününe bakış: Emtia Üretimi ve Medya

Emtia üretimi, emtianın karakterine bağlı olarak oluşturulan endüstriyel faaliyetlerle yapılır. Kitle iletişiminin son ürünü soyut içeriktir. Bu içerik ya doğrudan içeriğin taşıyıcısıyla (örneğin vcd) ve/veya diğer araçlar silsilesiyle birlikte (örneğin mp3 player gibi alıcı, okuyucu ve çözücü ile) satın alınır. Dolayısıyla, kitle iletişimi emtia üreten örgütlü faaliyetleri içerir. Örneğin, gazetecilikte, ürün gazete denen materyalin üzerine yazılmış sembollerdir. Radyoda ve televizyonda ürün çeşitli adlarla sunulan programlarla gelen içeriktir. Biz kitle iletişimi ağının son halkasıyız; bu programları almak için televizyon alıcısından uyduya kadar çeşitli araçlar için para öderiz; bize (son halkaya) gelinceye kadar, programların üretimi ve pazarda alışverişi yapılmaktadır. Televizyon giderek ödemeli kanallar ve programlarla, son halkadaki bizden de program için doğrudan para almaktadır. Sinemada giriş için ücret öderiz. Web dünyasında, internet için de para öderiz.

j. Medya Ürününe bakış: Ürün Olarak İzleyici

İzleyiciyi ürün olarak ele alma en az iki biçimde olur: (1) İzleyicinin bilişiyle ve davranış kalıplarıyla ekonomik ve siyasal yapıların çıkarlarına uygun bir şekilde üretilmesi (biliş ve davranış yönetimiyle izleyici, oyveren üretme). (2) reyting sisteminden geçerek “izleyici-emtiayı” üretme ve reklamcılara satma: 1970’lerde Smythe tarafından “Marksizmin kör noktası” tartışmasıyla sunulan bu görüş başta sadece ABD gibi medya sistemiyle sınırlıyken, şimdi tüm küresel pazarda geçerli olmuştur.

k. Medya Ürününe Bakış: İçerikle Cehaletin ve Alışveriş Bilgisinin Üretimi

Kitle iletişiminin en yaygın ürünü bilme, bilgi, enformasyon, eğlence ve haber gibi isimler altında ürettiği “cehalet ve cehalete bilgiçlik taslatan” bilmedir. Bu tür bilme kitlelerin ne ve nasıl oluşturulduğu ve bu “oluşturma işinde” kitlelerin kendilerini nasıl biçimlendirdiğidir. Tarih boyu kitleler kendilerinin olmayana sahiplik taslayan ve kendi gibilere düşman olarak beslenmiş ve beslenmektedir. Köleliğinin koşullarına sanki kendisine bahşedilmiş en büyük özgürlük gibi sarılan kitlelerin insanına köleliğini hatırlatınca “bize köle diyor” diye şaşırır ve sana düşman kesilir.

Diğeri de haber şeklindeki ticari bilgidir. Örneğin, Reuters, Associated Press ve Anadolu Ajansı gibi iletişim örgütlerinin son ürünü, televizyonda üretilen “biliş yönetimi bilmelerinden” çok farklı karakterde olan bilgidir; bu bilgi parayla abone olan müşteriler için üretilen haber/bilme/bilgidir. Dolayısıyla, materyal olmayan bu ürün (haber, bilgi), bilgi emekçileri tarafından üretilen bilgi-emtiadır. Medya sermayesi bu bilgi- emtia ile elde ettiği artı-değerle de birikim sağlar.

l. Medya Ürününe Bakış: Medyanın Kendisinin Emtia Oluşu

Medya örgütlerinin kendisi gerektiğinde satılan ve satın alınan emtiadır. Örneğin, bir televizyon şirketi satılabilir. Bu bağlamdaki kuramsal açıklamalar ve incelemeler, sadece medya ürünlerinin değil, aynı zamanda medyanın kendisinin pazarda alınıp satılan şirket-emtia oluşu üzerinde de dururlar. Medyada, sadece ürün çeşitlenmesi/farklılaşması (diversification) olmamakta, aynı zamanda medya endüstrisinde ve ilgili endüstrilerde sermayenin sahiplik türlerinde çeşitlenmeler olmaktadır (örneğin, yatay ve dikey entegrasyon, medya dışı şirketlerin satın alınması, medya içinde farklı alanlara yatırım yapma; dev firmaların kâr artırması için ortak çalışması). Bu konular, özellikle 1990’lardan beri oldukça yoğun bir şekilde araştırma konusu olmaktadır.

m. Medya Ürününe Bakış: Karakteri ve Kalitesi

Medyanın yapısı, yapısındaki değişmeler, endüstriler arası ilişkiler, endüstriler ve devlet ilişkisi, pazar yapısı ve pazar ilişkileri gibi konular üzerinde durma yanında, Marksist bakış tüm bunların insan ve toplum için sonuçları üzerinde de odaklanırlar. Bu sonuçların en önde gelenlerinden biri medyanın ürettiği ürünün (haber, eğlence, reklam, promosyon, ekonomik ve siyasal iletişimin) karakteri ve kalitesidir. Bu karakter ve kalite, çalışan sınıflar üzerinde biliş yönetimi ve kapitalist kültürel egemenlik ve kültür emperyalizmi ile ilişkilendirilir. Bunu yaparken, yaratılan güç ve olanak eşitsizlikleri ve bunlara karşı mücadele koşulları ve durumlarına da bakılır.

n. Medya Ürünü ve İzleyici İstekleri Bağı

Medyaya bakış konusunda önemli inceleme konularından biri de medyanın ürettiği ürünün içeriği ile izleyicilerin istekleri arasındaki bağdır. Halka istediğini verme, özel teşebbüs sisteminin kendini popülist özgürlükçü (halkçı) olarak satışıdır. Halka “İhtiyacı olduğu sanılanı” verme ise, devletin veya hükümetlerin borazanı iletişim kurumlarının halk üzerine empozesi olarak nitelenir. Bu ikilemle, özel teşebbüs sistemi övülerek halkçı olarak göğe çıkarılırken, kamu iletişim sistemleri kötülenerek yerin dibine indirilir.

“Medya halka istediğini veriyor’ diyen yaygın bakışın aksine, kitle üretim ve dağıtım pazarının promosyonunu yapanlar, basın ve yayın araçlarından geçerek insanlara “kapitalist endüstrilerin istediğini verir. Bunu yaparken de kaçınılmaz olarak günümüzde gördüğümüz seviyesizliğe, aptallaştırmaya, bilişleri ve bilinçleri en ilkel seviyede tutmaya mecburdurlar; çünkü sahte ve yalanı satabilmenin ve yaygın bir hale getirebilmenin yolu, örgütlü baskılar yanında, ancak budur. Egemen yapılar üretimi ve dağıtımı, kendisi için değil insanların gereksinimlerini gidermek ve isteklerini yerine getirmek için yaptığını söylemek zorundadır. Endüstriyel yapıların diğer bir zorunluluğu da şudur: Düşünsel imajlar inşa ederek gerçeği yeniden inşa eden pratiklere (sahtekârlığa, yalana, kandırmaya) karşı fikir üretenleri, halka istediğini vermeyen elitizmle, bölücülükle, komünizmle, tutuculukla, geleneksellikle, köktencilikle, geri kalmışlıkla ve popülist olmakla suçlamaktır: Böylece, kötüyü ve yanlışı göstermek isteyenlere karşı klişeleşmiş saldırılar için sahte imajlar inşa edilir.

NBC News eski başkanı, Reuven Frank’ın sorulması gereken sorulardan birini soruyor ve yanıt veriyor: Haber, halkın ilgi duyduğu mu yoksa halkın yararına, çıkarına olan mıdır? “Halka istediğini verme” işi, uyuşturucu madde satıcısının iddiasıdır. Haber, halkın duyuncaya kadar ilgilenip ilgilenmediğini bilmediği bir şeydir. Bu son cümlenin anlamını ve halka istediğini vermeyi Revlon’ın başkanı Mitch Epstein oldukça açık bir şekilde şöyle belirtmektedir: Biz liderleriz, kadının ne isteyeceğine biz karar veririz. Bazen kadınlara sorarız, fakat onlar bize “parlak göz farı” istediklerini söyleyemezler, çünkü böyle bir şeyi görmemiş ve duymamışlardır. Dolayısıyla, biz yarattık, onlara bildirdik, göz farı” için arzuyu, isteği, talebi yarattık.” (Open Realite, p. 84)

Aşağıdaki sorulara verilecek yanıtlar halka istediğini vermenin ne demek olduğunu daha da açıklığa kavuşturur:

1. Anadolu insanı “biz televizyonlarda erkek mi yoksa kadın mı olduğu belli olmayan sunucuların ve eğlendiricilerin olmasını istiyoruz” dediği için mi, televizyonlarda acayip erkeğimsiler (ve kadınımsılar) çocuklarımıza örnek insan tipi oluyorlar? (Dikkat; soruyu saptırıp, erkeğimsi/kadınımsı bağnazlığı tartışmasına döndürmeyelim).

2. Anadolu insanı yarı Türkçe ve yarı İngilizce “biz Huysuz Virgin” isteriz!” diye tepinip durduğu için mi Huysuz Virgin (yani, evde kalmış huysuz bakire) ve benzerleri var televizyonda? (Seks tabusu böyle mi kırılır? Sorun Huysuz Virginde değil, sorun bunu halkın isteği olduğunu sunanlarda).

3. Anadolu insanı “biz dondurma yemek istemiyoruz, bizim ciddi seks sorunlarımız var, biz sapığız, biz dondurma ve çikolata gibi yiyeceklerle ve hatta içeceklerle oral seks yapmak istiyoruz” dedikleri için mi reklamlarda, örneğin dondurma ve çikolata yenmiyor, fakat dondurmayla ve çikolatayla oral seks yapılıyor?

4. Anadolu insanı “bırakın şu saçmalığı, meclis açıldı da ne demek; “meclis start aldı deyin” dediği için mi haberlerde “start aldı” denerek halka istediği veriliyor?

5. Anadolu insanı “ya kardeşim, biz Türkçe isimli televizyon adı da istemiyoruz, biz Show, Star, NTV gibi isimler istiyoruz” dediği için mi bu televizyonların adı Türkçe bile değil?

6. Anadolu insanı hangi modacının, şarkıcının, sporcunun ve zenginin nerede kiminle “ne halt ettiğini bilmek” için yanıp tutuştuğu için mi, bu tür insanların nerede kiminle ne halt ettikleri televizyonlarda durmadan yayınlanıyor?

7. Anadolu insanı hadi “foxlayalım” dediği için mi TGRT FOX oldu?

8. Anadolu halkı, biz İngiliz, Alman, İtalyan ve İspanya liginde kimin kimi yendiğini ve puan durumunu bilmek istiyoruz, onları bilmezsek biz cahil kalırız, dediği için mi, haberlerde ve programlarda bu ülkenin zamanı bu tür haberlere ayrılıyor?

9. Anadolu insanı hayatın tadını insanlarla dayanışma, uyum, sevgi, anlayış, iyi ve duyarlı günlük ilişkiler içinde yaşayarak çıkartmak istemediği, onun yerine “hayatın tadını, Colla Colla” diyerek, hayatın tadını ve anlamını midesinden geçerek çıkaran basit hayvanlar olduğu için mi, reklamlarda insanlar hep yeme, içme, giyinme, gösteriş ve vekaleten-seksten geçerek hayatın tadını çıkartıyorlar?

10. Anadolu insanı insanlığını yitirmiş hunhar ve cani olduğu, mutsuz, yoksul, kötü ve perişan olduğu için mi, Avrupa Birliğine girilirse Türkiye’ye demokrasi, insan hakları, refah ve mutluluk geleceği pompalanıyor bize?

11. Anadolu insanı “hey gazeteciler ve televizyoncular çalışan binlerce insanı işinden at, kalanları karın tokluğuna çalıştır, terör ve baskı kur, ardından da edepsizce “biz 70 milyonluk bir aileyiz” diye bizi kandırmaya kalk, dedikleri için mi Zürriyet gazetesi “biz yetmiş milyonluk bir aileyiz” diye propaganda yapıyor? Hangi aile çocuklarını ve aile fertlerini işten atar ve asgari ücret yoksulluğu ve işten kovma terörü altında yaşatır?

12. Biz tavuk pişirmeyi bilmiyorduk ve Amerikalılardan dış yardım istedik, onlar da bizi sıkıntıdan ve bu dar boğazdan kurtarmak için mi KFC’yi gönderdi?

13. Bizim değerli olan ve övünülecek hiçbir yiyeceğimiz, içeceğimiz, giyeceğimiz, sanatımız ve insanımız olmadığı için mi biz değerimizi, statümüzü ve insanlığımızı Batının endüstriyel yapılarının materyal ve düşünsel ürünlerini transfer etmekten, kullanmaktan ve tüketmekten geçerek alıyoruz?

Halka hizmet veren “özgürlüğün ve serbest girişimin, serbest rekabetin, halka hizmetin temsilcisi olan demokrasi şampiyonu televizyonlar”, Anadolu insanının yukarıdaki örneklerde verilen isteklerine göre programlar yaparak (=düşünsel ve ilişkisel çöplük ve pislikleri sunarak) Türkiye’yi çağdaş enformasyon toplumu ve bilgi toplumu mu yapmaktadır?

Özlüce, aptallığı, aptalca tüketimi, aptalca ilgileri yücelten ve sürdüren “program” ve “haber” adı verilen bu çöplükler Anadolu insanının bilişine, dikkatine, ilgisine Anadolu insanı istediği için mi sunuluyor?

Televizyon ve reklam endüstrilerinde üretim yapanların takdire değer yaratıcılıklarını insanları yönlendirmek için psikolojik oyunlarla kullanma yerine, ürünün gerçek karakterini sunma yönünde kullanma olasılığı var mı? Elbette var. Yeter ki riskler alınsın.

Televizyon ve reklam endüstrilerinin, izleyicileri pazarda yaşayan kandırılacak ve yönlendirilecek tüketiciler olarak görme yerine, toplumda yaşayan yurttaş, vatandaş ve insan olarak görme olasılığı var mı? Yanlışın doğru yapıldığı yerde, örneğin reklam dâhil medya dünyasında, bu da çok riskli bir seçenektir.

o. Medyanın Özne Oluşu ve İzleyicinin Suçlanması

Pozitivist-deneyci kuramda kitle iletişim araçları kendi başlarına hareket eden, bağımsızlığına sahip “özneler” olarak sunulur. Böyle kullanılınca, kitle iletişim araçlarının görev nitelikleri bu araçların kendileriyle sınırlanır ve kahraman ya da kötü adam bu araçlar olur. Bu aynı zamanda, egemen sınıfın ahlakçı maskesi ardında gizlenerek radyo, tv ve basının aşağılık, terbiyesiz, bayağı, saldırgan ve müstehcen içeriği, zararlı, kötü ve rahatsız edici etkisi hakkında eleştiri yapma hakkını da getirir: Bu ikiyüzlü eleştiri sonunda izleyici (okuyucu) bu tür içeriği istediği ve izlediği için suçlu bulunur. Kitle iletişim araçlarının sahip oldukları faaliyet özgürlüğünden dolayı toplum üzerinde etkili oldukları düşünülür: İletişim teknolojisi ve kitle kültürünün bütün iletilerine yüklediği işlevi gizlemek için, kitle iletişim araçları devrimci ajanlar statüsüne ve çağdaş iletişim olgusu da devrimin kendisine yüceltilir.

p. Mücadele, Direniş ve Kitle İletişimi

Direnişin iletişimini, muhtemelen direnişi kontrol etmek ve yönlendirmek isteyen psikolojik savaş işine katkıda bulunmak isteyen araştırmacılar, kapitalizmi inceleyen araştırmacılardan daha fazla ele almışlardır. Bunun da elbette önde gelen nedeni bu tür araştırmaları yapanların oldukça büyük ödüller almasıdır. Radikal, alternatif veya Marksist yönelimli araştırmacıların hemen hepsi değişen ölçüde direniş veya karşıtlığı ele almışlardır. Özellikle 1970’lerdeki çalışmalarda bu oldukça belirgindir. Bu bağlamda, direnişe bilişsel katkıda bulunmak için kapsamlı bir girişim Mattelart ve Siegelaub’un Paris’de Marksist kütüphane kurmaya çalışmaları ve çıkardıkları kitabın ikinci cildini sınıf mücadelesine ayırmaları örnek olarak verilebilir. Direnişle ilgili çalışmalar, öneri verme değil, direnişi anlama ve geliştirme amacını taşıyan araştırmalardı. Bu araştırmalar sendikalar ve sendika hareketinin incelenmesinden, yeraltı basınına, gençlere ve kadınlara yönelik dergiler ve magazinlere alternatif olan dergilerin ve magazinlerin çıkartılmalarına kadar değişen konuları ele almışlardır.


Notlar

1- Dikkat edilirse, Marx’ın açıklaması, altyapı ve üstyapı ikilemiyle sunulan uydurudan ve ekonomik indirgemecilik uydurusundan tümüyle farklı..Alman ideolojisinde bile, tek cümleyi okuma yerine, ondan sonrakileri de okursak, bize öğretilen ve kitaplarda durmadan yazılanın uyduru olduğunu görürüz. Bu konuda ve Marx’ın iletişim konusunu nasıl
ele aldığı ile ilgili ayrıntılı sunum için bkz: irfanerdogan.com


Kaynakça

Adakli, Gülseren. 2009. The Process of Neo-Liberalization and the Transformation of the Turkish Media Sector in the Context of the New Media Architecture. In Jackie Harrison, and Bridgitte Wessels (eds.) Mediating Europe: New Media, Mass Communications. N. Y.: Berghahn Books.

Allardt, Erick. 1999. The Future of the Social Sciences in the 21st Century -A Comment. Current Sociology 47(4): 13-17.

Babe, Robert. The Political Economy of Knowledge: Neglecting Political Economy in the Age of Fast Capitalism (as Before).

Accessed February 4, 2012. http://www.uta.edu/huma/agger/fastcapitalism/2_1/babe.htm Doob, Leonard. 1947. Utilization of Social Scientists in the Overseas Branch of the Office of War Information. American Political Science Review 41 (4): 49-67.

Dorfman, Ariel.1983. The empire’s Old Clothes. New York: Pantheon.

(1995). Uluslararası İletişim. İstanbul: Kaynak.

(1997). İletişim, Egemenlik ve Mücadeleye Giriş. Ankara: İmge.

(2000) Kapitalizm, Kalkınma, Postmodernizm ve İletişim. Ankara: Erk.

(2001) Sosyal Bilimlerde Pozitivist-Ampirik Akademik Araştırmaların Tasarım ve Yöntem Sorunları. Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, 12, 17-34.

Erdoğan, İ. (2001a). “Popüler Kültürde Gasp ve Popülerin Gayrimeşruluğu”. Doğu Batı, 15(2): 65-106.

Erdoğan, İ. (2005/2011). İletişimi Anlamak. Ankara: Erk.

Erdoğan, İ. (2007). Temel Bilgiler: Eleştirel Yaklaşımlarda İletişim Anlayışı. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, .24: 153-198. Erdoğan, I. (2007a). “Temel Bilgiler: Eleştirel Yaklaşımlarda İletişim Anlayışı”, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 25: 153-198. Erdoğan, İ. (2007b). Karl Marx, İnsan, toplum ve iletişim. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 25: 199-228.

Erdoğan, İ. (2007c). Siyasal Ekonomi ve Kültürel İncelemeler Çatışması. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi. 25: 267-280.

Erdoğan, İ. (2008). Ampirik Araştırmada Sorunlar: TRT ve RTÜK Kamuoyu Araştırmaları üzerine bir inceleme. Ankara: G.Ü.İ.F.

Erdoğan, İ. (2012a). Poztivist Metodoloji ve Ötesi: Bilimsel Araştırma Tasarımı, İstatistiksel Yöntemler, Analiz ve Yorum. Ankara: Erk.

Erdoğan, İ. (2012). Missing Marx: The Place of Marx in Current Communication Research and the Place of Communication in Marx’s Work. TripleC, 10(2): 349-391,2012.

Erdoğan, İ. ve Alemdar, K. (2010). Öteki Kuram. Ankara: Erk.

Erdoğan, İ. ve Alemdar, K. (2012b). Kültür ve İletişim. Ankara: Erk.

Ewen, Stuart. 1996. PR! A Social History of Spin. New York: BasicBooks.

Fetscher, Iring, eds. 1969. Karl Marx – Friedrich Engels. Pressefreiheit und Zensur. Frankfurt: Europaische Verlagsanstalt.

Fuchs, Christian. 2010. Class, Knowledge and New Media. Media. Culture & Society 32 (1): 141-150.

Fuchs, Christian. 2011. Foundations of Critical Media and Information Studies. New York: Routledge.

Garnham, Nicholas. 2001. The Information Society: Myth or Reality. Accessed January 12, 2012. http://www.er.uqam.ca/nobel/gricis/actes/bogues/Garnham.pdf Gary, Brett. 1996. Communication Research, the Rockefeller Foundation, and Mobilization for the War on Words. Journal of Communication 46 (3): 124-147.

Glander, Timothy R. 2000. Origins of Mass Communications Research during the American Cold War: Educational Effects and Contemporary Implications. NJ: Erlbaum.

Gorz, Andre. 1980. On the Class Character of Science and Scientists. In Hillary Rose and Steven Rose (8. eds.) Ideology of/in the Natural Sciences. Cambridge, Mass: Scenkman Publishing.

Golding, Peter. 2000. Forthcoming Features: Information and Communications Technologies and the Sociology of the Future. Sociology 34 (1): 165-184.

Grossberg, Lawrence. 1997. Bringing It All Back Home: Essays on Cultural Studies. London: Duke University Press.

Haye, Yves de la. 1980. Marx and Engels on the Means of Communication. Paris: International General.

Jhally, Sut. 1993. Communications and the Materialist Conception of History: Marx, Innis and Technology. Continuum: The Australian Journal of Media & Culture 7(1). Accessed December 2, 2011. http://wwwmcc.murdoch.edu.au/ReadingRoom/7.1/Jhally.html

Jonas, Marie. 2010. A Short History of the Relationship between the American Psychological Association and the U.S. Military. www.law.berkeley.edu/historyofAPAandMilitarypaper(final)11June10.pdf

Marx, Karl. 1842a. Comments on the Latest Prussian Censorship Instruction. Accessed January 13, 2012. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/02/10.htm

Marx, K. 1842b. [Prussian Censorship]. Accessed December 10, 2011. Http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/free- press/ch01 .htm

Marx, K. 1842c. [Opponents of a Free Press]. Accessed December 10, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/free- press/ch02.htm

Marx, K. 1842d. [On the Assembly of the Estates]. Accessed December 10, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/free-press/ch03.htm Marx, K. 1842e. [As a privilege of particular individuals or a privilege of the human mind?]. (May 12) Accessed December 10, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/free-press/ch04.htm Marx, K. 1842f. [Censorship]. Accessed December 10, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/free-press/ch05.htm Marx, K. 1842g. [Freedom in General]. Accessed December 10, 2011. Http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/free- press/ch06.htm

Marx, Karl. 1842h. Editorial Note: Communism and the Augsburg Allgemeine Zeitung. Accessed January 10, 2012. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/10/22.htm

Marx, Karl. 1842j. The Supplement to Nos. 335 and 336 of The Augsburg Allgemeine Zeitung on the Commissions of the Estates in Prussia. Accessed December 3, 2012 http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/12/10.htm Marx, Karl. 1842k. The Polemical Tactics of the Augsburg Newspaper. Accessed November 28, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/11/29a.htm

Marx, Karl. 1843. The Ban on the Leipziger Allgemeine Zeitung. Http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/12/31.htm Marx, Karl. 1843b. Polemical Articles against The Allgemeine Zeitung. Accessed November 28, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/01/03.htm Marx, Karl. 1843c. Stylistic Exercises of the Rhein- und Mosel-Zeitung. Accessed November 28, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/03/13.htm Marx, Karl. 1843d. Cabinet Order on the Daily Press. Accessed January 15, 2012.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1842/11/16a.htm Marx, Karl. 1843f. Justification of the Correspondent from the Mosel. Accessed January 12, 2012.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/01/15.htm Marx, Karl. 1843g. Justification of the Correspondent from the Mosel. Accessed January 12, 2012.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/01/15.htm Marx, Karl. 1848. Articles by Marx and Engels in Neue Rheinische Zeitung.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/subject/newspapers/neue-rheinische-zeitung.ht Marx. Karl. 1848a. Communist Manifesto. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1848/communist-manifesto/ch02.htm Marx, Karl. 1849. The Censorship. Accessed November 28, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1849/03/15b.htm Marx, Karl. 1849b. Speech by Karl Marx: The First Trial of the Neue Rheinische Zeitung. Accessed November 28, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1849/02/07.htm Marx, Karl. 1853. The War Question. New-York Daily Tribüne, No. 3904. Accessed October 21, 2009.

http://csf.colorado.edu/mirrors/marxists.org/archive/marx/works/nydt/531021.htm Marx, Karl. 1853b. Revolution in China and Europe. New York Daily Tribune 14 June. Marxists Internet Archive, http://www.marxists.org/archive/marx/works/1853/06/14.htm.

Marx, Karl. 1853c. Revolution in China and Europe. New York Daily Tribune 14 June, Marxists Internet Archive, http://www.marxists.org/archive/marx/works/1853/06/14.htm.

Marx, Karl. 1854. Declaration of War. – On the History of the Eastern Question. New-York Daily Tribune, April 15. Accessed November 25, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1854/03/28.htm Marx, Karl. 1857. Russian Trade with China. New York Daily Tribune 7 April, Marxists Internet Archive, http://www.marxists.org/archive/marx/works/1857/04/07.htm.

Marx, Karl. 1857a. Introduction to a Contribution to the Critique of Political Economy, Appendix I. Accessed November 23, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1859/critique-pol-economy/appx1.htm Marx, Karl. 1857b. The Revolt in India. New-York Daily Tribune, September 15. Accessed Nevember 25, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1857/09/15.htm Marx, Karl. 1857d. The Grundrisse: Notebook III. The Chapter on Capital (Continuation). Accessed January 15, 2012.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1857/grundrisse/ch06.htm Marx, Karl. 1859. Critique of Political Economy. Accessed November 25, 2011.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1859/critique-pol-economy/ch02_4.htm

Marx, Karl. 1859a. Grundrissee: Threefold Character, or Mode, of Circulation. Accessed December 13, 2011.

Marx, Karl. 1860. Letter to the Editor of the Free Press: Prosecution of the Augsburg Gazette. Accessed December 3, 2012 http://www.marxists.org/archive/marx/works/1860/02/04.htm Marx, Karl. 1961. The Opinion of the Newspapers and the Opinion of the People. Accessed January 13, 2012.

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1861/12/31.htm Marx, Karl. 1861a. The North American Civil War (collection of articles). Accessed February 13, 2012. http://libcom.org/library/american-civil-war-karl-marx

Marx, Karl. 1863-1883. Capital Volume III. Accessed November 25, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1894- c3/ch39.htm

Marx, Karl. 1964. Selected Writings in Sociology and Social Philosophy. (Translated by T.B. Bottomore). London: McGraw-Hill. Marx, Karl. 1867. Capital Volume I. Accessed November 25, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1867-c1/index.htm Marx, Karl. 1971a. The Economic and Philosophic Manuscripts of 1844. N.Y: International Publishers.

Marx, Karl. 1871. Letter to Ludwig Kugelmann. Accessed January 12, 2012. http://solomon.tinyurl.alexanderstreet.com/cgi- bin/asp/philo/soth/getdoc.pl?S10022522-D000107.

Marx, Karl. 1973. Grundrissee: Foundations of the Critique of PoliticalEconomy, London: Penguin.

Marx, Karl. 1975. Contribution to the Critique of Hegel’s Philosophy of La. Early Writings, London: Penguin.

Marx, Karl. 1976. Capital. Vol. I, Harmondsworth: Penguin Books.

Marx, Karl. 1977. Preface, A Contribution to the Critique of Political Economy, Moscow: Progress Publishers.

Marx, Karl. 1980. The British and Chinese Treaty, The Collected Works of Karl Marx and Frederick Engels,

Marx, Karl. 1980a. The New Chinese War. The Collected Works of Karl Marx and Frederick Engels, Moscow: Progress. Publishers, Marxists Internet Archive, http://www.marxists.org/archive/marx/works/1859/10/01.htm.

Marx, Karl. 1885. Capital Volume II. Accessed December 13, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1885-c2/index.htm

Marx, Karl, and Frederick Engels. 1846. The German Ideology. Accessed December 13, 2011. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1845/german-ideology/ch01c.htm

Marx, Karl, and Friedrich Engels. 1962. Selected Works, 2 vols. Moscow: Foreign Language Publishing House. http://www.marxists.org/archive/marx/works/1890/letters/90_09_21 .htm

Marx, Karl, and Frederick Engels. 1965. Selected Correspondence (1955). 2nd ed. Moscow: Progress.

Marx, Karl, and Frederick Engels. 1969. The German Ideology. New York: International Publishers.

Mattelart, Armand, and Seth Siegelaub. 1979. Communication and Class struggle: Capitalism, imperiatism. Bagnolet: International Mass Media Research Center.

Maxwell, Richard. 2003. Herbert Schiller. Lanham, MD: Rowman and Littlefield Publishers.

Maxwell, Richard. 2001. The Political Economy of Culture. Minneapolis, Minnesota: University of Minnesota Press.

McChesney, Robert W. 2008. The Political Economy of the Media: Enduring issues, Emerging Dilemmas. New York: Monthly Review Press.

Mosco, Vincent. 1996/2009. The Political Economy of Communication: Rethinking and Renewal. London: Sage.

Mosco, Vincent. 2004. The Digital Sublime: Myth, Power, and Cyberspace. Cambridge MA: The MIT Press.

Mosco, Vincent, and Catherine McKercher. 2008. The Laboring of Communication: Will Knowledge Workers of the World Unite?

New York: Lexington Books

Mosco, Vincent. 2008. Knowledge Workers of the World! Unite? Communication, Culture & Critique 1: 105-115

Murdock, Graham and Peter Golding. 1977. Capitalism, communication and class relations. In James Curran, Michael Gurevitch and Janet Woollacoot (eds.) Mass Communication and Society. Ca: Sage.

Murdock, Graham and Peter Golding. 1978. Theories of Communication and Theories of Society. Communication Research 5 (3): 339-356.

Padover, Saul K. eds. 1979. The Letters of Karl Marx. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.

Padover, Saul. K. eds.1974. On Freedom of the Press and Censorship. New York: McGraw-Hill.

Pooley, Jeferson. 2008. The New History of Mass Communication Research. In: David Park and Jefferson Pooley, eds. The History of Media and Communication Research: Contested Memories. New York: Peter Lang.

Schiller, Dan. 2003. End of the Telecom Revolution. Le Monde Diplomatique English Edition, August 2003. Accessed January 10, 2011. http://mondediplo.com/2003/08/08schiller

Schiller, Dan. 2000. Digital Capitalism. Ca:Sage.

Schiller, Dan. 2007. How to Think About Information. Illinois: University of Illinois Press.

Schiller, Dan. 1993. Capitalism, information and uneven development. In Stanley A. Deetz (ed.) Communication Yearbook 16. Ca: Sage.

Schiller, Herbert I. 1971. Mass Communications and American Empire. Boston: Beacon Press.

Schiller, Herbert I. 1974. Mind Managers. Boston: Beacon Press.

Schiller, Herbert I. 1987. Culture inc.: The Corporate Takeover of Public Expression. New York: Oxford University Press.

Simpson, Christopher. 1994. The Science of Coercion: Communication Research and Psychological Warfare 1945-1960. New York: Oxford University Press.

Solovey, Mark. 2001. Project Camelot and the 1960s Epistemological Revolution: Rethinking the Politics-Patronage-Social Science Nexus. Social Studies of Science 171-205.

Therborn, Goran. 1976. Science, Class and Society. London: New Left Books.

Thompson, Herb. 1997. Ignorance and Ideological Hegemony: A Critique of Neoclassical Economics. Journal of interdisciplinary Economics 8(4): 291-305.



Print Friendly, PDF & Email