Koronavirüsün Ekonomi Politiği – Yiğit Tuncay

Koronavirüsün Ekonomi Politiği - Yiğit Tuncay


En tehlikeli virüs olan kapitalizmin alt türlerinden biri olan neoliberal salgınla boğuşurken, salgının yarattığı sosyal yıkımı daha da etkili hale getiren korona virüs (COVID19) saldırısıyla karşı karşıya kalmış durumdayız. Bu saldırı karşısında iki farklı görüş ortaya çıktı: İlki bu virüsün belirlenmiş riskler taşıyan insanların ölümüne yol açacağı uyarısı yaparken; ikincisi ise laboratuvarda üretilmiş ve çok da abartılmaması gereken bir virüs olduğu vurgusunu yapıyordu. Dolayısıyla bu salgının bir komplo olup olmadığı üzerine bir tartışma da başlamış oldu.

Çin’den başlayan, İran ve İtalya, İspanya üzerinden Amerika’ya kadar ulaşan bu salgının hem tıbbi, hem de ekonomik ve politik açıdan domino taşı etkisi yarattığı aşikardır. Her sene 5 milyon civarında ortaya çıkan grip vakasının 650 bin insanı öldürmesine rağmen abartılı bir önlem alınmazken, neden koronavirüs (COVID 19) vakalarında bu kadar sert önlemler alınıyor sorusunu da beraberinde getirdi tabiiki. Uzmanlar bu soruya “belirsizlik” cevabını veriyorlar. Diğer grip türleriyle ilgili verilere sahip olduklarını belirten uzmanlar, yeni koronavirüsün ne kadar ölümcül olduğuna dair ellerinde henüz yeterli verilerin olmadığını söylüyorlar.

Ben bu virüs üzerine uzmanların kaygılarının yersiz olmadığını düşünüyorum. Ama bu virüsün arka planında kurgusal bir planlama olup olmadığına dair şüphelerin de varlığının küçümsenmeden araştırılması gerekliliğine inanıyorum. Yani bir insan her iki görüşü de önemseyerek, bunlar arasında anlamsız bir tribün taraftarlığına soyunmadan düşünebilme ve ona göre hareket edebilme yetisine sahiptir bence. Haliyle bizler virolog, mikrobiyolog, farmakolog, patolog olmadığımıza göre; virüs üzerine fikir yürütmeyi bir kenara bırakarak insanlar üzerinden bahis oynama alışkanlıklarımızdan kurtulmalıyız.

Öncelikle kendimizi, çevremizi koruyarak ve zaten büyük bir yıkımı yaratmış olan neoliberalizm virüsünün alt türüymüş gibi olan korona saldırısının yarattığı ekonomik, siyasal sonuçlara odaklanmak en doğrusu olacaktır. Çünkü dört gözle beklediğiniz korku, panik ve karantina ortamından çıkacağınız gün size özgürlük, daha güzel bir dünya getirmeyecek.

Kapitalizm her yeni paradigmasını allayıp pullayıp pazarlamasını iyi yapsa da, kendini de içinden çıkılmaz bir denkleme sokmaktaki becerisini göstermekten geri kalmıyor. Satarak zenginleşmek için ürettirdiği malların müşterisi de olan üretenini öylesine sömürüyor ki, satın alma gücü kalmayan üreten emekçinin içine düştüğü durum karşısında talep şoku yaşıyor. Kendisi bizzatihi virüs olan bu sistemin kontrolsüz arz ve talep ilişkisine dayanan mantığı, vahşi saldırganlığıyla talep şokunu yaşarken, bir de koronavirüsün yarattığı etkiyle tedarik zincirlerinin kırılması tehlikesiyle arz şokuna da girebilir durumda. Emekçilerin emeklilik haklarını bile sırtından bir yükmüş gibi atma planlamaları içinde olan bu sistem, çiğnediği sakızını “daha sonra tekrar çiğnerim” diye 1929’da cebine koymuş ve 1970’lerden sonra tekrar çiğnemek için cebinden çıkarmaya çalıştığı günden beridir dünyamız bu hale geldi. Şimdi ise cebinden çıkarırken bir bulmacaya dönüşen o sakızdan üreyen virüs, mutasyon sürecine girdi.

Bütün ideolojisini büyüme, yayılma ve kuşatma üzerine şekillendiren kapitalizm, talep ve ardından gelmekte olan arz şokunun etkisiyle büyüme tahminlerini geriye çekmeye başladı. Bu paniğin ve korkunun maliyetini ise hem arzın, hem de talebin merkezinde duran emek ordusunun ödeyeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Talepteki durgunluğu aşmak adına doğacak torununa kadar borçlandırılmış olan halklar, muhtaçlık ekonomisine mahkum edilmiş bir haldeyken, tekrardan kredi faizlerinin indirilmesiyle yeni bir borçlandırılma sarmalına sürüklenmektedir.

Kafası küçük, gövdesi büyük bir dünyayı tasarlayan egemenlerin sistemi, her yere yapışan cebindeki sakızın çözümsüzlüğüyle şimdi de büyüme tahminlerini 2,4’e kadar çekmekle kalmayıp, 1,5’e kadar olabileceğine işaret ediyor. Ayrıca korona saldırısının küresel ekonomiye maliyetinin 347 milyar  dolara kadar çıkabileceğini haber veriyorlar. Büyüse de, büyümese de her halükarda sermayenin para kaybının faturasının kime çıkacağını tahmin edememek abesle iştigal olur herhalde.

Ucuz emek ve nakliye maliyetine çözüm olarak görülen ABD ve Avrupalı şirketlerin Asya merkezli yaydığı fabrikalarını yavaş yavaş bir çekilme refleksine sokması ihtimali de ufukta gözüküyor. Bu çekilme esnasında işçi sayısını azaltan bir üretim modeline ve esnek çalışma düzenine geçmesi durumunun yaşanması da mümkündür. Hizmetler sektöründe de sıkıntıların olması muhtemel. Çünkü insanların turizm, hijyen ve sağlık alanlarına yönelik tüketim alışkanlıklarında da büyük değişiklikler olacaktır. Devletlerin derinleşen bütçe açıklarını kapatabilmesi için ciddi vergi reformlarının karşımıza gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bunların emek ordusuna işsizlik, güvencesizlik ve düşük ücretler şeklinde yansıması, bitmekte olan oksijenin habercisidir.

Neoliberalizmin saldırgan ekonomi politikalarının yarattığı yıkımın üzerine gelen koronavirüs salgınının meydana getireceği tabloda istatistiksel bir rakam olarak gözüken emek yığınlarının altta kaldığı için canının çıkması, belki bu dünyanın sınıflı toplumlardan oluşan yapısının teorik bir mesele olmadığını pratikte de göstermiş olacaktır. “Fırsat eşitliği” illüzyonuna kapılan insanların fırsat bulamayacağını anlaması çok da uzak değil. Egemen sınıflar da önümüzdeki yıllarda oluşacak bu tablonun çok ciddi bir güvenlik sorunu taşıdığını bilmeleri vesilesiyle zaten varolan otoriterliğinin dozunu arttırma yoluna gideceklerdir.

Ekonomik kırılmanın, politik kırılmaya ve sonuçta da “güvenlikçi” bir otoriterliğe yönelme ihtimalinin varlığı, emin olun ki, sömürünün “baş çelişki” olduğu dönemin tüm birikimini “özgürlük” yollarının çatallanan bahçesine “post”u serenleri de kaçınılmaz bir şekilde etkileyeceği açıktır. Umarım bu ABD ve Avrupa merkezli manüplatörler, karşımıza bir “neo Marksizm” buluşuyla çıkmazlar.

Koronavirüsün insanların akciğerine yapışıp boğarak öldürdüğünü günlerdir duymaktayız. Neoliberalizm de saldırıya geçtiği günden beridir yayılarak tüm emekçileri sağdan-soldan kuşatmış ve solunum cihazıyla yaşar hale getirmişti. Şimdi de koronavirüs boğarak öldürmek için solunum cihazının düğmesini kapatmaya geldi.

Sonuç mu?

Sonuç: Emek ve sermaye çelişkisi bir komplodur.



Print Friendly, PDF & Email