Liberal Temerküz Kampları – Suat Parlar & Yiğit Tuncay



Suat Parlar: “İsyanlar sosyal, siyasi veya ekonomik sorunlara verilen tepkilerdir.”

Eğer isyanlar sosyal, siyasi veya ekonomik sorunlara verilen tepkiler ise, hasımlar kim? O zaman “karşı ayaklanma doktrini” şiddetli bir ideoloji. Adını koyalım; görülmemiş ölçekte şiddet içeren ultra sağ liberal bir ideolojiyle karşı karşıyayız. Eğer bu tariften yola çıkarsak, yani isyanlar sosyal, siyasi ve ekonomik sorunlara verilen tepkiler ise, bizler liberal temerküz kamplarında yaşayan insanlarız. Türkiye veya dünya üzerinde neo-liberal devlet aygıtının yerleştiği kapitalizmin bir ideolojik birikiminden ve kapitalist iktidarın dünya ölçeğinde restorasyonundan söz ediyoruz. Bu restorasyonun problemsiz yaşandığı ve şu anda geçişin tamamlandığı her ülke bir liberal temerküz kampıdır.

Türkiye şu anda liberal temerküz kampıdır. “Karşı ayaklanma doktrini”nin bu anlamda, ideolojik savaşta önemli bir cephede çok büyük başarılar kazandığını söylemek mümkündür.

Global Kapitalizm Kürt Emekçilerinin Düşmanıdır

Yiğit Tuncay: “Karşı ayaklanma doktrini”ni tarif ederken, hedef aldığı kesimleri tarif ederken sınıfsal temele oturttun. Bölgede ulusal kurtuluş temelindeki ayaklanmalara bu doktrinin tavrı nedir? Bunu merak ediyorum. Mesela, bölgede bir Kürt hareketi var, Filistin hareketi mâlum, bunlara karşı tavrı nedir?

Suat Parlar: Kürt hareketinin köylü partizanlığına dayalı, o anlamda hem kırsal nüfusun en yoksul kesimlerini içeren, hem Kürt bölgelerinde kent proletaryasına mensup olanlardan oluşmuş hareketler, örgütlenmeler, yapılar düşmandır. Ama Kürt neo-liberalleri dosttur. Kürt burjuvazisi dosttur. Bugüne kadar her ne şekilde olursa olsun, Kürt kardeşlerimizin önemli bir bölümü tarafından gündeme getirilmeyen ve mücadelede temelde hiç bir zaman programlarında onlara yönelişin formüle edilmediği bir Kürt burjuvazisi var. Burada da Kürtlüklerini, tam da global emperyalizmin istediği parçalanma dinamiğine uygun bir biçimde, bir siyaset şekli olarak, bir kimlik stratejisi olarak hizmete koşuyorlar. Bu çerçevede değerlendirildiğinde; onlar dost güç.

İsyanın Karmaşık Doğası

Düşünebiliyor musunuz, diyor ki; “isyan sadece askeri bir kampanya değildir. Bunun dışında çok yönlü bir kampanyadır”. Önceki değerlendirmesinde zaten bunun “sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlardan kaynaklandığını ve bu önlemleri içerdiğini” söylüyordu. Ondan sonra bunlara “eşit derecede karmaşık karşılıklar vermemiz lazım” diyor. Hangi karmaşık karşılıklar? “Politik, ideolojik, toplum psikolojisi üzerinden hemen her alanı kullanan karşılıklar verilecek” diyorlar.

Yiğit Tuncay: Psikolojik harp.

Suat Parlar: “İsyan karmaşık bir olgudur” denildiği zaman, bu aynı zamanda bir itiraftır. Bu bir sınıfsal tahakkümün aracı olarak “karşı ayaklanma” doktrininin, ideolojik savaşta hangi cephede kullanıldığının itirafıdır. Bunun iyi anlaşılması lazım.

Emperyalizmin askeri stratejisini çizen merkezler suçüstü yakalandı. Neden? Hani teröristler vardı? Hani teröristler şiddete doymuyordu? Hani teröristler şiddet yayıyorlardı? Hani teröristlerin temel işi  korku, baskı, yıldırmaydı? Hayır, onu söylemiyor.  Burada askeri olmayan bir kampanya var. Asıl mesele budur. Politik olanın, ideolojik olanın ezilmesi söz konusudur. Bu sınıfsal özü iyi yakalamak gerek.

“Karşı Ayaklanmacı” Kent Devletleri Birliği

“İsyan bastırmanın sadece devletlerin koordinasyonlarıyla yürütüleceğini” söylüyorlar. Büyük kaynaklar çünkü sadece orada vardır. Başka nerede vardır? İş dünyasında vardır. Devlet, iş dünyası ve o iş dünyasının giderek parçası haline gelen sendikalar ve dini gruplarda vardır. Para buralarda, imkân buralarda. Başka bir yerde imkân var mı?

Ezilmiş parçalanmış bir dünya kompozisyonundan söz ediyoruz. Lümpenleştirilen, işsiz bırakılan, yarı zamanlı çalıştırılmaya mahkum edilen, sendikasızlaştırılan bir büyük işçi sınıfından söz ediyoruz. Kırsaldan püskürtülen milyarlarca emekçiden söz ediyoruz. Günde 1 veya 2 dolarla yaşayan 4 milyar insandan söz ediyoruz. Halen daha deniliyor ki; “çok küçük bir azınlığın çıkarı için büyük kitlelerin kontrol altına alınması lazım”. “Bu karmaşık yöntemler ve kaynakların kullanılmasını gerektiriyor”. Bu kaynaklar kimde? Tabii ki devletlerde var. O zaman benim bu tabirim yanlış mı oluyor; “Gladio cumhuriyetler birliği” veya “karşı ayaklanmacı kent-devletleri birliği”. Bunların her ikisini de söylemek mümkün.

Nazizmin Kökenleri Ricardo İngilteresinin Derinliklerinde Aranmalıdır

“İsyan bastırma ilkelerinin uyarlanması” şu anlama geliyor; bunların kökleri derinde. Çünkü 19. yüzyılda Hindistan’ın sömürgeleştirilmesinden itibaren adı “isyan bastırma” olan taktikler, daha sonra önemli stratejilere dönüştü. İngilizler, Malaya’da ve Kuzey İrlanda’da bu sömürge sistemini uygulamaya koydular. Fransa’nın Cezayir’de, Amerika’nın Filipinlerde ve Almanların yaptıklarına bakın. Onun yanı sıra İngiltere’nin 20. yüzyılın başında Boer Savaşı sırasında uyguladıklarına bakın. Herkes toplama kamplarını Hitler’in icat ettiğini zanneder. Toplama kamplarını ilk kez İngilizler, Boerlere karşı kullanmışlardır. Toplama kampları ilk kez İngilizler tarafından Afrika’da kullanıldı.

Seçmeli Katliam Stratejisi

Bu harekâtların sürekliliğine bir vurgu var. Yer alanlar sürekliliği bilecekler, ama bunun yanı sıra 21. yüzyılın usûllerine uygun davranacaklar. Nedir o usûller? Küreselleşme, bilgi ve kentleşme gerçeklerinden söz ediyorlar. Yani bir kent savaşından söz ediyoruz. “Biz kentlerde savaşacağız” diyorlar. Yani Irak’taki, Afganistan’daki deneyimlerin merkeze doğru aktarılması söz konusudur. Öncesinde Kuzey İrlanda, Malaya ve Türkiye vardı. Saymakla bitmez bu “karşı ayaklanma doktrini”nin “isyan bastırma harekâtı ve stratejileri”nin uygulandığı ülkeler. Ama şimdi Irak, Afganistan ve Filistin var. Çevrede elde edilen “seçmeli katliam stratejisi”nin elde edilen deneyimleri merkezlere aktarılacak. Çünkü kentleşmenin yaratacağı sorunlar devasa boyutlarda. Kentleşme küreselleşmeyle iç içe geçtiği zaman devasa  sorunlar yaratıyor. Bu sorunları sürekli vurguluyorlar. “Bilgi kaynakları kontrolümüz altında olmalı” diyorlar. Aslında “bilgi” demesek daha doğru olur. Bunu bir “enformasyon savaşı” olarak değerlendiriyorlar.


25. 03. 2010 tarihindeki “Neo – Gladio” adlı söyleşimizden alıntıdır.


 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın